Yolda...

Duygularımızın oynadığı oyun, bu yaşadığımız ne zaman sona erecek diye sorsam bu soru kadar saçma bir giriş göremiyorum. Ben şu an bu sayfada cevabını vereceğimi düşünüyorum. Sona ermeyecek. Orası belli.

Temmuz 31, 2009 - 17:58
 898
Pes etmemenin ana koşulu nasıl sona erer bir anda... Asırlarca bu böyleyken sen pat diye nasıl bitirebilirsin bu med-cezirleri, mümkün değil. Deneyimler, gözlemler, suskunluklar, bir anlık coşkular, sürmeyen anlık kısa mutluluklar, yanlışlar, yansımalar, dışa vurumlar. "Dışa vurumları kahkahalarla şişkinleştirmek işkence mi yoksa bir çeşit rahatlama mıdır?" sorusunu sordum gitti. Her iki yönlü ucu açık bir değnek aslında... ”Her şeye rağmen gülebilmek güzel...“ Bunun denebilmesi için altyapı şart elbette. Yoksa bir uçtan bir uca, hani yaşamak için ölmek gerekirdi. Bir komedi içinde yaşıyoruz. Hazine niteliğinde mi şimdi bu yanıp sönüşler, ne denebilir ki...

Eski eski eski eski eski eski eski eski eski…

El sallamadım henüz onlara ama sallamak çok yakın gibi duyumsuyorum, korkuyorum, hem de çok. Eskimde saplanıp kalmış bir geri kafalı mıyım bilinmez ama eskimi sevenlerdenim ben... Öylesiyle ya da böylesiyle... Dokuduğum geçmiş her yüzüme çarpışında gülüyorum, sıcacık bir sıvı akıyor içime... Doluyor içime içime. Dokunduğum hissettiğim yaşam parçalarına, süresi geçtiği sanılanları kes yapıştır yapmıyorum elbet. Tek engelleyemediğim, içe akıtılanların yüzüme çarpması. Henüz ders alma aşamasında değilim, daha erken diyorum kendime. Küçüğüm daha. Şu an sevdiğim insan üzerinden aşmam gereken çok yol olduğunun farkına vardım. Bulunduğum aşama farkındalık aşaması. Kendimi bu yollara attım, engelleri aşmak için denebilir. Yanımda olursa ellerimi tutmam için uzatırsa onları, ben aşarım bu yolların hepsini. Ona onun bilemeyeceği kadar çok ihtiyacım var, bunu hissettiremesem de gerçek bu... Onu yanımda istiyorum ama yan yanayken bile onca yol varken aramızda ne ben ben olabiliyorum ne de kendimi anlatmak yerine boş boş konuşabiliyorum. Hiçbir şey yapıyorum. Kilitleniyorum…

Kilit zihin, kilit hareketler, kilit sözler... Bilemezsin, korkunç üzüntüdeyim. Önceleri bu durumun sorumluluğunu kendimde bulurdum ama bizim kısacık zamanımızda bazı fikir değişiklikleri de yaşadım. Kendimi ne hale getirdiğimi fark ettirdin bana. “Gün ışığım” diyorum. Hem o güzel yüzün için hem de gerçekten gün ışığım olduğun için. Güneş doğdu yaşamıma. Kim bilir kaç güneşler daha doğuracaksın... Öyle güzelsin ki... Seviyorum ben seni... Şu an bunu gözyaşlarımla duyumsuyorum. Üzgünken tıkanır sonrasında patlama yaşarım ama bu patlama bilinen patlamalardan olmadı be çocuk... Neye inandığını bilmen ve bunu kendine kanıtlaman güzel şeydir, işte bu noktada bunu yaşamaktayım. Ondan dolayı içim kalbim tüm hücrelerim her bir şeyim dingin ve içim durgun, huzurlu biraz... “Ne istediğini bilen insan kadar güzel şey yok şu dünyada” doğrudur!

“Seyretmekle hayat renklenmez.” Neyse ki hala buna olan inancımı yitirmedim. Kendimi attığım yeni yaşamım bana renk getirmedi henüz ama hala inanıyorum. Yavaştan renkleniyor bunu nasıl reddedebilirim. Ne sana ne kendime haksızlık yapmaya hakkım yok.

Vay be! Ne uzun zaman geçmiş şöyle oturup adamakıllı içimdekileri sayıp döktüğüm günler üzerinden. ”Kendimi bulamıyorum kendimi bulamıyorum kendimi bulamıyorum kendimi bulamıyorum kayboldum kayboldum kayboldum!” Artık adımı sorduklarında ya "kayboldum" ya da "kendimi bulamıyorum" deme aşamasındaydım, şu anı sorarsan nerede olduğumu bilmiyorum. Dedim ya, atıverdim kendimi neredeyim, yollardayım...

Düğümlerimizi çözmedik ki. Daha gülümsesen bir çözülecek, anlatsan ben de anlatacağım. Anlatmaya çalıştıkça hevesim kırılıyor kabuğuma çekiliyorum... Gene de çabalıyorum ama kırılan heves anlattıklarımı sönükleştiriyor sıkıcılaşıyor, coşkumu bıraktığım yerde bulamıyorum, haliyle kendim bile “Hadi cümleni bitir de sus” diyorum. Elimden başkası gelmiyor. Bana güç vermelisin. Yok, aslında güce ihtiyacım yok. Sadece biraz yakınlık, sevecenlik senden istediklerim. Şu ipin ucunu çekiversen, ben gerisini getireceğim, içimde senin sandığından daha fazlası var ama çıkamıyorlar su yüzüne. Açık olmayan kapıdan giremezsin ki! Sen isteksizsin suskunsun benimleyken, yorgunsun bitkin ve zorlanıyormuşçasına ofluyorsun. Konuşamamaktan başka ne gelir elimden! “Ne istiyorsan onu yap gerisini düşünme“m olamadın daha, “yapama ve sus”um oldun. Neden böyle oluyor tam anlamıyla cevabını veremiyorum. Cevabını verebilir olsaydık ikimizden biri çoktan bu konuyu açmış ve konuşmuş, şu an ben de cevaplar, çıkardığımız sonuçlar ve bir gıdım rahatlamışlık üzerinden yazardım bu yazımı. Hal böyle değil küçük köyüm, halimiz hala suskun... Ben hala savruluyorum sen duruyorsun, ben duruyorum sen savruluyorsun. Benimle oyna lütfen artık! Yeni kazandığım seninle birlikte avuntularımı da geri istiyorum...

Gökçe PİRİNÇ