Yapay Amnezi ve Kitle Histerisi

Kendimi iyi hissetmek için sokağa çıktığım zaman her defasında biraz daha hasta olup evime dönüyorum… Ne yana yönelsem hangi sokağa girsem neredeyse hiç yürünecek alan kalmamış bu şehirde...

06.11.2005 - 00:13
2.5k
Avrupa’da asfalttan kalkan tozun insan sağlığına ne kadar zararlı olduğunu tespit etmek için ölçümler yapılırken bizim ülkede sağlam kaldırım ve yol taşları kırılır ve yerlerine yenileri döşenir dert değil. Nasıl olsa vatandaşın cebinden çıkmıyor mu? Bizler de sürü psikolojisine kapılaraktan ve hiç sesimizi çıkarmadan yerlerinden sökülmüş yol taşları ve kalkan toz bulutları arasında ceylan gibi sekerek işlerimizi yürütmek zorunda kalıyoruz.

Her yerde olduğu gibi burada da sinirli, saygısız ve saldırgan ya da aşırı derecede içine kapanık insanlar var. Aklını yitirmiş ya da yitirmeye yüz tutmuş ve her geçen gün adım adım cinnetine doğru sürüklenen. Kaldırımlarda yaya hakkını hiçe sayarak pervasızca araba kullanan, önündeki araç, kırmızı ışıkta durduğu için şoförüne küfür eden ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi arabasıyla ikili merdiven basamaklarından inip çıkmaya çalışan tuhaf sürücüler de mevcut bu şehirde.

Ve ben bu kentte ve bu kentin insanları arasında yaşıyorum. İçinde bulunduğum ortamın ne kadar acınası bir hale geldiğine tanık oldukça yüreğimden boşalan kanı durduramıyorum.

Bir akşam üstü, sıcaktan bunalmış yorgun bir halde eve dönerken, yolda genç bir adam yanıma yanaşıp kibarca selamladı beni. Gözlüklerimi çıkarıp baktım, tanıdık değildi yüzü. Selamına bir “merhaba” ile karşılık vereceğim yerde, tedirgince; "pardon, bir şey mi oldu?" diye sordum. Benimle tanışmak istediğini söyledi. "Neden?" diye sordum, o da "Hoşuma gittiniz de ondan.." diye yanıt verdi. Söylediklerine sakin bir tavırla; "Sizi empati’ye davet ediyorum" dedim. Usulca, "Tamam, gidelim." dedi. "Siz empati’nin nerede olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu, "Evet dedim ya siz?" Göz bebekleriyle yukarı doğru bir daire çizip kısaca düşündükten sonra "Hayır, nerede?" dedi. Gözlerinin içine bakıp; "Empati, insanın içindedir, kendini bir başka insanın yerine koyma halidir" dedim. Genç adamın yüzü, bir an kireç kuyusuna daldırılmış gibi bembeyaz kesilmişti ve aramızda geçen acınası diyalogdan sonra sessizce yanımdan uzaklaşmayı yeğlemişti.

Başımdan geçen bu traji komik olayı tanıdık birkaç kişiye kısaca özetlemek durumunda kaldığım zaman, bazılarından “Vay eşek oğlu eşek, kodumu oturtturacan onlar bundan anlar”.. diye karşı bir tepki almıştım. Yok öyle, sanıldığı kadar kolay değil. "Kodun mu oturtmakla" kökünden halledilmiyor böyle işler. Hem bizim gibi insanlara yakışmaz ki "koyup oturtmak" Ne demekse...
İnsanları eğitmek ve onları duyarlı bir birey olmalarını sağlamak daha ılımlı bir yaklaşım olmaz mıydı? Biz vurdum duymaz diyoruz böylelerine. Yani vurdun mu ya da kodun mu, duymayan cinsten. Acaba vursan gerçekten duymazlar mıydı?

Sıcak, işsizlik, bunalım ve boşluk insanları öylesine cesur kılmış. Ayrıca birbirleriyle ne şekilde iletişim kuracağını bilemeyen, dengesini yitirmiş sürüyle insan dolaşıyor ortalıkta. Gördüm, beğendim ve istiyorum diyen insanlar. Ne kolay, vitrinden takım elbise alıyorsunuz sanki ya da bir çift ayakkabı…

Yaşadığımız ortam ne kadar acınası durumda insanlarla dolmuş değil mi? Ama onlar acınası olduklarını hiç düşünmüyorlar, yalnızca biz ve bizim gibiler bunun farkındalığını yaşayabiliyor bu yüzden sık sık mutsuz kalıyoruz. Oyuncakların bile şekli değişti, oyuncaklar da masallar gibi. Onlar da kirletildi. Dikkat ettiyseniz sokakalarda Shakira adlı oyuncak bebekler çıktı. Durmadan poposunu sallayıp fırın gibi açılmış ağzıyla gülen sevimsiz oyuncaklar... İleti; gül, eğlen şakı... Durum böyle olunca adam pervasızca "seni beğendim" diyebiliyor. Atlar nallanırken havaya ayaklarını kaldıran kurbağalar gibi haddini bilmiyorlar, bilemiyorlar. Kendine güvenen ya da güvendiğini sanan biri kalkıp Türkiye’nin en güzel kadını benim diyebiliyor ve kimse "hop! orada dur" diyemiyor. İnsanlar sinik, yalnız ve güvensiz...

Belki de o insanları kınamamak gerekir. Nedeni mi ? Çağla, Gülben, Şenay, Hülya, Seda, Petek.. Bir yanda M.Ali, İbrahim, Özcan… Diğer bir yanda, vücutlarını, duygularını devre mülk halinde satışa sunmuş durumda olanlar. Kişi, sadece tüm yazılı ve görsel basında bu iletileri alıyor. Reyna, Laila, Çeşme, Bodrum ve sadece şarkı söyleyip gülen insanlar görüyoruz..

Cahil kelimesinin, eğitim karşılığına gelebileceği arabesk figürler ekranlarda kahramanca nutuklar atarak sanatçı olduklarını, (aslında kendileri bile çok inanmadıkları halde) büyük harflerle bağrışıyorlar. Ve bu motifler topluma kabul edilebilir figürler olarak sunuluyor ne yazık ki. Her toplum kendine benzer starlar, kimlikler yaratıp, alkışlıyor, tapınıyor. Bir şarkıcı, ekranlarda okuma yazma dersi veriyor sabahları... “Sabah Sabah” programının bacılarına ne mutlu. Oyna, oyna türkü çığır hiç durmadan.

Göbek atanlar, dolma saranlar, gelinlerini gagalayan kaynanalar. (Zamanında kaynanaları tarafından gagalanmış şimdiyse onlar için intikam vakti. Kısas’a kısas misali…) Bilinçsizce çoğalan ve çoğaltanlar. Televizyon ekranları ve medya, kendine unvan verenlerle dolmuş. İnsanlar, derinlik sarhoşluğu ya da mutluluk sarhoşluğu adı altında nasıl da şuursuzca hayatın tadını çıkarıyorlar, vurgun gibi! Umursamadan, düşünmeden, kendini geliştirmeden duyarsızca yaşamak. En mahrem duygularını ekranda, üstelik kadınlar, avaz avaz düşünmeden deşifre ediyorlar her türlü rezaleti. Sonrası çok kolay, cinayetler işleniyor ardından. Töre cinayetleri...

Evet, Empati. O nedir? Yılın trendi midir? Ne işe yarar? Güzel bir kadın yoksa denizde nadir bulunan bir balık cinsi midir? Piyasaya sunulmuş yeni bir şampuan markası. Dağ manzaralı bir çay bahçesinin adı olabilir mi? Kitle histerisinin bu tırmanışında sahi empati nedir, kaçadır, nerdedir, yenir mi, içilir mi, giyilir mi, en pahalı marka empati midir? Ya da...

Görselde, iyi bir okulda okumuştum. Şarkıcıların, işadamlarının, konken tutkunu saygın hanımefendilerin, sanayicilerin çocuklarını gözü kapalı yolladıkları bir ilim, irfan yuvasında... Ve yapay amnezi yaşayan bir dolu insan topluluğu.

Yapay amnezi ve sahtekarlık evrenin her yerini denizin dibindeki katil yosunlar gibi sarmalamış durumda. Sahtelik, çevremizde ölüm misali kol geziyor. Gözümün iliştiği her ne varsa acaba bunun da sahtesi mi var diye düşünüyorum. Yolda birlikte dolaşan insanlar gördüğüm zaman bile bu birlikteliğin menfaat arkadaşlığı mı yoksa gerçek arkadaşlık mı olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Aşk yaşayan çiftleri görüyorum el ele, koklaşa koklaşa yürüyenleri. Sensiz asla olmaz diyenleri. Kimileri için evlilik ya da aile ilişkileri deseniz öyle. Bilumum entrikalar ve kıskançlıklar... Boşuna dememişler “akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini” diye...

Görüyor ve düşünüyorum. Düşün düşün nereye varacak bunun sonu bilmiyorum. Beynimdeki tüm sistemler düşünmekten bloke olmuş durumda. Bazen hiçbir şey düşünmeden amaçsız ve anlamsız gözlerimi bir boşluğa dikip uzun uzun bakıyorum olabildiğince sonsuzluğa. Baktığım yerin farkındalığına varmadan. Sonra kısa bir süre için de olsa biraz kendime gelir gibi oluyorum.

Ayıplarla günahlarla ve yasaklarla büyütülmüş bir toplumun baskı altında yaşayan insanları derin bir yalnızlık içindeler. Yaşadıkları çevre, aldıkları eğitim ve kültürel özelliklerine göre yalnızlıklarını farklı açılardan gidermeye çalışıyorlar. Aşkı, sevgiyi ve seksi birbirine karıştıranlar. Her geçen gün, hayatın gerçeklerinden biraz daha uzaklaşarak her türlü kavramı ve değeri kirleten. Oysa gerçekte var olmayan ancak kendisinin gayret ve çabalarıyla yaratması gereken mutluluğu "armut piş, ağzıma düş" misali sabırsızca bekleyip duran ve mutlu olamadığı zaman da “mutsuzum” diye yakınan. Oysa bilmezler mutluluğun hayatta yaşanılan anlardan ibaret olduğunu. Bekler, bekler, sonsuza dek beklerler...

Tüm sadeliğiyle hiç bir çıkar gözetmeksizin beyni ve yüreğiyle güzellikler yaratandır güzel insan. Yeterince iyi ve yerinde yaşamasını beceremeyen ben miyim? Yoksa bir şey olmak için geç mi kaldım? Yalnızca insan olma özelliğimi yitirmemek adına, emek vermekten başka kendi adıma henüz bir şey diyemiyorum... Hiçbir şey.

Alev KUTLUÖZEN

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Sev Sev 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0