VASATIN HASADI OLMAZ

Benim için sanat, ya kendi içinde müthiş bir derinlik taşıyan dupduru bir sukûnet ve sadelikten süzülerek ya da aklı ve yüreği parçalayan acıdan, tutkudan, coşkunluktan yara yara fışkırarak doğan şeydir. İki zıt kutupta gözüken; ama ikisi de müthiş bir hissediş ve farkındalıktan geçen iki olağanüstü yoğunluktan yani... Tek fark, uçlardaki insanın doğasının hangisine meyilli olduğudur; o kadar.

30.05.2020 - 14:03
230
Bu iki ucun dışındaki bütün ortalama hissedişlerden kaynaklanan üretimler ÇÖPTÜR!

Vasat olan her şeyin karşısında müthiş bir bulantı hissi duyuyorum.

Vasat insana, vasat sanata, vasat resme, şiire, müziğe, vasat aşka, vasat sevgiye, vasat dostluğa, vasat kavgaya... Vasat olan hiçbir şeye katlanamıyorum.

Vasat, adı üstünde vasattır işte!

Ortalama yani; sıradan, alelade, yavan...

Vasat akmaz, kokmaz, kalp çarptırmaz, akıl kışkırtmaz, düşündürtmez, ağlatmaz, güldürmez, sorgulatmaz, ilerletmez, çoğaltmaz, köpürtmez, büyütmez... En fazla biraz kıpırdatır, ama derinliksizliği nedeniyle kafa karışıklığından öteye geçemeyip, süreç içinde kaşıkla verdiğini kepçeyle geri alır.

Olması hayata hiçbir şey katmayan, olmaması hayattan hiçbir şey eksiltmeyen şeydir vasat.

Çizmeleri ya da çizmemeleri, yazmaları ya da yazmamaları hiçbir fark yaratmayan; bakanın ya da okuyanın varlığında sabun köpüğü kadar bile iz bırakmayan onca çöpü üretip millete sanat diye dayamaya ve hatta sergiler açıp, kitaplar bastırmaya nasıl olup da utanmadığını hiç anlayamıyorum bazılarının... Ve dahi diğerlerinin de onları niye ve nasıl beğendiğine asla akıl sır erdiremiyorum...

Hatta ben, insanın vasatına da tahammül edemiyorum.

Kötülerden daha fazla katlanamadığım birileri varsa, vasatlar...

Bütün ömürlerini suya sabuna dokunmamaya adamış; şu hayattan hiç geçmemiş gibi gitmek için ne gerekiyorsa yapmış; hiç kavga etmemiş, hiç isyana düşmemiş, hiç kapıyı çarpıp çıkmamış, hiç eyleme katılmamış, hiç biber gazı yememiş, hiç aşktan divane olmamış, hiç intiharı düşünmemiş, hiç sabaha kadar içip sokakta sabahlamamış, hiç "Seviyorum uleynn!" diye bağırmamış; ama hep şikâyet etmiş insanlar...

Hem varmış, hem yokmuşlar gibi...

Aslında yok olan varlıklarıyla 70 yıl yaşayıp, 52 ton gıda tüketmek ve doğaya 5 ton dışkı bırakıp ölmek!

Ne korkunç bir ihanet hayata!..

Ne acizlik, ne zavallılık...

"Yedikleriniz gözünüze dizinize dursun," sözü tam da bunlar içindir bence...

Bir de yukarıda saydıklarımın çoğunu yapan; ama vasatlık kotalarını sanata saklayanlar var. Yurdumun, "her bohem ya da marjinal insanının sanat üretmek mecburiyetinde, dolayısıyla kendisinin de sanatçı olduğunu," zanneden ve de habire ortalığa "'vasat kusan" yavan ressamlarının, müzisyenlerinin, yazar çizerlerinin yüzde doksanı yani...

Kendi branşımdan konuşmam gerekirse, bunların içinde sözde şair ya da yazar olanlar yazdıklarını hiç mi okumuyorlar acaba? "Okunduktan sonra hiç okumamış gibi olunan bir şeyi niye üretiyorum ben?" diye hiç sormuyorlar mı kendilerine?

Şurada her gün birçok yazınsal üretim çıkıyor karşıma; birkaç ruhdaşım delinin özgün dizeleri hariç, çoğunda bir boşluğun içinden geçiyorum sanki... Kalbimi titretmeyen şiirler, aklımı terletmeyen fikirler... Ordan burdan aparıldığı besbelli olan temelsiz ve tutarsız laf ebelikleri...

Şarlatanlar, çakma bilgeler, soytarılar, yaşamı bilmez yaşam koçları, cahilin dibi öğreten adamlar ve kadınlar...

Lafazanlıklar, demagojiler, ajitasyonlar, klişeler, boş beleş umut ticaretleri...

Temcit pilavları... Temcit pilavları... Temcit pilavları...

Dön dolaş aynı ahkâmlar, aynı arabesk duygulanımlar, aynı rol kesmeler, aynı cin olmadan adam çarpmalar...

Aynı bozacının şahidi şıracı şakşakçılar!...

Bir de üste acaip acaip kasılmalar, kendini bir halt gibi pazarlamalar...

Vasat olmadıkları tek duyguları hasetleri olan acınası kifayetsiz muhterisler!

Ne yazık bir zaman ve enerji kaybı!

Bu arkadaşlar zorla ıkına sıkına, yetmediği yerde çala çırpa vasat cümleler dizeceklerine; kendilerini bu işi hakkıyla yapanları okuyup anlamaya vererek azıcık evrilseler; pencerelerinin önüne menekşeler dizseler; bahçelerinde balkonlarında maydonoz yetiştirseler; nakış işleseler, şarkı söyleseler, bir müzik aleti çalsalar ya da yana yana sevmeyi öğrenseler ya...

Herkesin şair yazar olmak zorunda olduğu saplantısından kurtulup, gerçekten vasatın üstünde, tutkuyla yapabilecekleri şeyleri keşfetseler ya keşke...

Hayat çok daha hoş bir yer olurdu yeminle...

Ruhundan kopan, göğsünü yara yara çıkan yeni bir şey söyle, özgün bir şey yarat; saçma olsun, boktan olsun; ama vasat olmasın, lütfen...

VASATIN HASADI OLMAZ!

Rabia Mine

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Sev Sev 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0