TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE SİYASAL ÜSLUP SORUNU

Demokratik gelenek ve kültüre sahip olamayış yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Yaşamın hiçbir alanında gerçekte hakkı ile bir tartışma, kırmadan dökmeden, hakaret ve küfre varmadan bir karşılıklı iletişime tanık olunmamaktadır. Olunuyorsa bunlar, tam tersinde olması gereken enderliklerden olmaktadır. Yani diyaloğdan ileri gelen tartışma kültürü, esas olarak demokratik kültür-gelenek ve bilincin sonucudur. Demokratik bilinç, yaşamın her alanına sirayet etmektedir.

Kasım 4, 2008 - 21:03
 1.2k
Devrimci-demokratlar, komünist devrimciler vs arasındaki polemik ve tartışmalarda da genel olarak aynı olumsuz kültür ve üslup sorunu yaşanmaktadır. Günlük yaşamda sıradan insanlar nezdinde de aynı sorunlar yaşanmaktadır. Ve bu durum oldukça olağan biçimde karşılanmaktadır ne yazık ki ülkede.

Halbuki, gerçekte olması gerekenler bunlar mıdır? Hayır. Zira diyaloğ kelimesinin kökünde olan Di, iki demektir. Yani birden fazla kişi, taraf vs. Ya da tartışma dediğiniz şey de en az iki kişi ya da tarafla yapılır. Tek başına diyaloğ ya da tartışma olamaz. Yani kişi ya da taraf kendisi çalıp kendisi söylemez, söylememelidir. Tek başına yapılan her şey kendini ifadedir, deklere etmektir.

Ve fakat tartışma ya da karşılıklı diyaloğlarda temel olan, karşılıklı bir alış veriş olmasıdır. Karşılıklı olarak anlama-anlatma, algılama-algılatma, öğrenme-öğretme, konuşma-dinleme süreçleridir. Bu sürecin tek yanlı olabileceği düşünülemez bile. Tam tersine bu sürecin tamamlanması ve yaşanması için en az iki kişi ya da taraf gereklidir.

Ama gelin görün ki; bizde yaşamın her alanın da tam tersi yaşanmaktadır. İsmi tartışma ya da polemik olarak konulan hiçbir süreç dediğimiz biçimde yaşanmamaktadır. Herkes kendi fikirlerini deklere edip karşısındakinin manevrasına göre kendine pozisyon ayarlayarak ya da karşı saldırıya geçerek yürütülmektedir süreçler. İkna temelli karşılıklı alış verişler yapmayı bir kenara bırakınız, bir süre sonra karşılıklı hakaret-küfür-aşağılama-atışma ve nihayetinde sidik yarışına dönüyor bu süreçler. Birbirini anlama, karşılıklı olarak asgari müşterekler üzerinden süreci değiştirip dönüştürme anlayışından uzak tamamen kendini ne olursa olsun ortaya koyma; ardından da kendini sürece dayatma anlayışı devreye giriyor. Doğal olarak yarardan çok zarar getiren bir biçeme kavuşuyor. Ondan sonra da toparla toparlayabilirsen.

Bir yandan birlik, dayanışma, beraberlik nutukları atılırken; öte yandan kendini işin merkezinde görüp burnundan kıl aldırmadan üstün gelme, kendini her şeyden üstün görerek tamamen var olan olumlu değerleri bile yok eden bir noktaya geliniyor. Herkesin kendini tatmin ve kendini öne çıkarma gayreti niyet ne olursa olsun fiilen öne çıkmaya başlıyor.

İşte burada devreye bir de tartışma kültürünü bilmemek yanında üslup sorunu çıkıyor. Üslupta da sınırı epeyce aşan sıkıntılar yaşanıyor. Dil ve üslup sorunu, anlaşılmanın ya da kendini karşındakine anlatmanın en etkin yoludur. Bu soruna doğru-olumlu-geliştirici ve ilerletici bir yaklaşımın hakim olduğunu söylemek olanaksızdır.

Dil ustalıkla kullanıldığında eskilerin tabiri ile “yılanı bile deliğinden çıkarır”. Ve fakat olumsuz kullanıldığında ve üslupta yanlışlıkta ise; ortak olunabilecek tüm zeminleri tüketir. Oysa tüketmek değildir biz yeni dünya insanlarının sorunu; tam tersine üretmektir, var etmektir, büyümek ve büyütmektir. Karşısındakini küçümseyerek, aşağılayarak, yok sayarak, hakaret ederek nasıl kazanılabilir insanoğlu gelecek güzel günlerin mücadelesine? Ya da siyasal bir tartışma ve polemiği kişiselleştirerek, kendisini başkalarının üstüne çıkararak ne kazanç sağlanabilir?

Tartışma ve polemik, muhataplarınızla aranıza kalın sınırlar çizmek yanında ince bir nüansla; muhatabınızın etkilediklerini değiştirip dönüştürmek ve doğru olana doğru itmek amacı taşımalıdır. (İtmek yerine belki çekmek deyimi daha uygun düşmek ile; bu deyimi seçmemizin nedeni kesin olarak devrimci iletişim, etkileşimin itici-motor gücünün altını çizmek amaçlıdır. )Dünyayı değiştirip dönüştürme büyük eyleminin bir parçası olan geniş proleter ve emekçi yığınların eğitimini, örgütlenmesini başarabilmek; bu basit polemik, tartışma, üslup sorunu ile kesin olarak bağıntılıdır. Basit polemikler de kendine, sinirlerine hakim olamayan biri ya da bir hareket; devrim gibi büyük bir eylemin merkezinde bu işin altından nasıl kalkabilir?

Bir devrimci açısından yaşamın her alanına bakışta devrimin yararları, istem ve talepleri temeldir. Bunun dışındaki tüm istem, talep ve ön görüler talidir. Bu bağlamda kendini aşma ve devrimciliği bir yaşam biçimi haline getirme, bu sorunda da kendini net biçimde hissettirmektedir. Kendini aşmış, devrimci yaşamı her bakımdan sindirmiş birisi ya da hareketin, basit polemiklerde çuvallaması ve çar çabuk kimliksel değişim yaşaması olanaksızdır. Dünyayı değiştirme iddiasındakilerin, bugünü kavramaya bakışları bu düzlemdedir. Devrimin çıkarları doğrultusundadır.

Devrim, uzun bir yürüyüştür. Zorlu bir parkurdur. İnişleri, çıkışları, zikzakları, dönüş ve ileri çıkışları ile gerçekten uzun bir yürüyüştür. Sinirlerine hakim olan, kendini aşan, düzen ve değerleri ile arasına kalın çizgiler çeken, her şeye ve her olguya devrimin yarar-zarar hesabından bakan, kişisel ya da toplumsal sorunlara yaklaşım da serinkanlı, karşı-devrimciler dışındaki tüm kesimlere karşı değiştirici hoşgörülü, anlayışlı, değişim ve dönüşümün mutlak hakimiyetine inanan, insan sevgisini en üstte tutan(Sözünü ettiğimiz insan sevgisi soyut, sınıfsal içeriğinden sıyrılmış bir insan sevgisi değildir), saygı ve sevgiyi ustaca birleştiren, eğitsel ve örgütsel kimliği ile lider, toplumsal saygınlığı olan, adil, eşitlikçi, bilimsel, nitelikli vs insan ya da insan grubudur kazanacak olan kavgayı.

Özgürlük, devrim ve sosyalizm kavgasının tartışma-polemik adabını bilen, üslubu-tarzı ile geniş yığınlara liderlik edebilecek insanlara ihtiyacı oldukça fazladır. Devrimci mücadelenin geride, olması gereken yerde olmamasının özel ve önemli bir nedenidir bu durum. Bu durum değiştirilmelidir. Kadrolar, taraftarlar, sempatizanlardan tutalım da sınıfın tüm bölüklerine kadar bu düzey ve seviyeyi oturtmak, bunun mücadelesini vermek, eğitsel-örgütsel temel görevlerden biridir. Hiç bir devrimci bu eleştirel-özeleştirel süreçten muaf değildir. Muaf olunmadığı gibi, süreci değiştirip dönüştürmenin öznesi olmak kesin olarak yukarıdaki olumlu değerlerin yaşama geçirilmesi olanaklıdır.

Mahmut Halil Can (Sendiren)

http://ateshirsizi. net