Sermaye sözcülerinin büyük düşmanı: Boykot taktiği...
Onları asıl korkutan düzen dışı çözümlerin toplumun gündemine gelmesidir! Referandum oyunu kızıştıkça sözde taraflar birbirlerine daha pervasız ve saldırgan davranıyorlar. Hakaretler, ırkçı söylemler, aşağılamalar havalarda uçuşuyor. Akla gelen ne varsa propaganda malzemesi haline getiriliyor. Ancak tüm bu toz duman arasında bile devlet, gerçek düşmanlarını yani “evet-hayır” biçimindeki düzen içi dalaşmaya karşı çıkanları, yani somut olarak “boykot” taktiğini savunanları hedef almaktan geri durmuyor.
Devletlilerden boykotçulara tehdit yağmuru
Devlet yetkilileri geçtiğimiz haftalarda birbiri ardına gerçekleştirdikleri toplantılar ve ardından yaptıkları açıklamalarla boykota yönelik cepheden tutum alacaklarını göstermiş oldular. İlk olarak 9 Ağustos günü gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek liderliğinde “Güvenlik Zirvesi” toplandı. MGK üyesi bakanların katılımıyla gerçekleştirilen toplantının ardından basına sızan bilgilere göre toplantının gündeminde referandum süreci yer aldı. Linç saldırılarının da ele alındığı toplantıda Kürdistan’da boykot kampanyası özel olarak tartışıldı ve devletin alacağı önlemler kararlaştırıldı.
Zirvenin ardından Kürt illerine giden İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bölgedeki idari amirler ve kolluk güçleri ile seçim güvenliği toplantıları gerçekleştirdi. Toplantıların ardından Atalay, Bakanlar Kurulu’nda seçim güvenliği ile ilgili brifing verdi. Seçim güvenliği ile kastedilen ise tahmin edilebileceği gibi başta Kürdistan olmak üzere boykot kampanyalarının engellenmesi amaçlı çalışmalar. Toplantıda bakanlara bilgi veren Atalay BDP’nin halkın oylamaya katılmasını engelleme yönlü baskı kuracağı, devletin ise halkın üzerinde tahakküm kurulmasına izin vermeyeceğini söyledi. Polis, jandarma ve MİT tarafından bölgeye yığınak yapılacağını da belirten Atalay şu sözlerle boykotçuları tehdit etmekten geri durmadı: “Halk oylaması ortamını sabote etmek, provoke etmek veya vatandaşlara baskı kurmak isteyenlere çok acımasızca ve müsamahasızca davranılacaktır. Hiç kimse vatandaşlarımızın sandığa gitmesini engelleyici bir tutum içine asla giremeyecek.”
Devlet katından gelen bu açıklamaların yanısıra boykotun ve boykota çağrı yapmanın suç olduğuna dair de özellikle medya eliyle pek çok haber yayınlanmakta. Henüz konuda resmi bir açıklama olmamasına karşın oy vermeyenlere para cezası verileceği, boykot çağrısı yapanlara ise “suçu ve suçluyu övme, halkı suç işlemeye tahrik, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, halkı kanunlara uymamaya tahrik” gibi TCK 214, 215 ve 217. maddelerinden dava açılacağı yönlü çok sayıda bilgi basında yer alıyor.
Korku, kitlelerin düzeni aşması korkusudur
Devlet cephesinden atılan bu adımlar ve alınan önlemler devletin boykot politikasını hayli ciddiye aldığını göstermektedir. Bugün boykot taktiğinin düzen cephesini neden bu kadar rahatsız ettiği üzerinde de önemle durmak gerekiyor.
Düzen güçleri sürmekte olan sömürü düzeninin mutlak olduğunu ve “başka bir dünya”nın mümkün olamayacağını her fırsatta iddia ederek verilecek tüm mücadelelerin bu düzenin, anayasanın, hukukun sınırlarında olması gerektiğini vurgularlar. İşçi ve emekçilerin düzen dışı bir tutum alması ve verilen sahte seçeneklere kanmaması bu nedenle başlı başına bir tehlikedir. Bu tehlike yalan ve sömürü üzerine kurulu olan kapitalist sistemin tüm iç yüzünün açığa çıkarılması ve aşılması yönünde atılacak önemli bir adım olacaktır aynı zamanda.
Güncel olarak bakıldığında ise sınıf hareketi boykot taktiğini kitlesel olarak sahiplenecek düzeyde olmadığından etki bu cephe de hayli sınırlı ve propagandaya daralmış durumdadır. Ne yazık ki boykot taktiği sınıf içerisinde kendisini yeterince bulamamakta, sınıfın düzen dışı bir mecraya akmasını sağlayamamaktadır. Ancak bu bile sol güçlerin dahi “evet-hayır” tuzağına düştüğü ve düzen taraflarından birine yedeklendiği gözönüne alındığında hayli anlamlıdır.
Bugün için devleti asıl korkutan ise boykot taktiğinin Kürt hareketi tarafından savunulması ve tüm geri politik hattına rağmen bu tavırda ısrar edilmesidir. Kürt sorunu on yıllardır sermaye devletinin temel sorunlarından biri olmuş ve yıllardır inkar, imha ve asimilasyon yolu ile çözülmeye çalışılmıştır. Bugün Kürt hareketinin boykot taktiği, anayasal düzeni hedeflemediği ölçüde düzen sınırlarını aşan bir muhtevada değildir. Kürt hareketinin, Kürt halkına yönelik yaptığı oy vermeme çağrısı ise kitlesel bir karşılık bulacaktır. Bu çağrının Kürt halkının ötesine geçerek coğrafyada yaşayan tüm işçi ve emekçilere ulaşması, içerik yönünden barındırdığı geriliğe rağmen boykota özel bir önem katmaktadır.
İt dalaşını boykot etmek tek gerçek seçenektir!
Bugün sermaye devleti referandum aldatmacısı ile toplumu büyük ölçüde etkisi altına almış bulunuyor. Burjuva medya sabahtan akşama kadar referandum yayınları yapıyor, işçi ve emekçilerin bilincini düzen içi alternatiflerden birini benimsemeye ya da kötünün iyisini seçmeye çağırıyor. Tüm bu kirliliğin içinde ise zayıf da olsa düzenin seçeneklerini reddetmeye dönük çağrılar yapılıyor. Ancak bu çağrılar tüm zayıflıklarına ve eksiklerine rağmen düzeni korkutuyor, “acımasızca ve müsamahasızca” saldırma tehditleri savurmak zorunda bırakıyor.
İşte salt bu tanımlama bile, toplumu “evet-hayır” arasında seçim yapmaya zorlayanlara, düzen ile devrim kutuplaşmasında düzen kulvarına sürüklenenlere boykot kampanyasının anlamını ve “uygulanabilirliğini” anlatmak için fazlasıyla yeterli olsa gerek.
(Sosyalizm İçin Kızıl Bayrak, Sayı: 2010/33, 20 Ağustos 2010)
Daha genis bilgi icin,...
www.kizilbayrak.net
................................


















