*, ŞİİRİ “BENCE” “SAÇMALIYORUM”

* Şair "sıradanlığın sırrından" rüzgara "karışandır" * Herkesin aşkı, kendi ömrüne benzer, benim ömrüm, dize gelmiş aşka benzer. *, SES-SÖZ, ÖZ-BİÇİM, BİÇEM-İMGE ve YAPI SORUNU ÜZERİNE * Şair; her sözcüğü, geçmişteki bütün anlamlarının bileşkesiyle ele alıp, kendisi için yeniden yaratandır.

Nisan 29, 2006 - 22:24
 2.7k
* Şair, hayatın, ritmine uygun seslerin içtenliğinde şiir yazıyorsa; şiirde müzik kendinden bir gelişim olarak doğar.
* Şairle sözcükler arasında, hissedilir bir iktidar mücadelesi sürmektedir. Bu mücadelenin türevi olarak, şairin özgünlüğü; kendi şiir dilini yaratarak açığa çıkar. Bu mücadele; dili yenmekten çok, dilden yana tutum almak olarak adlandırılmalıdır. Dilden yana olmak; çatışkı içerikli bir yansımaya sahiptir. Bunun zaman zaman çatışma yanılsaması yaratmasından kaçınamazsınız.
* Binlerce yıldır, insanların her türlü ihtiyacının ifadesi olan sözcüklerin gücünü küçümsemek; toplumsal yaratıcılığın eseri olan dille, bağlarınızın zayıflamasına neden olur. Şair bu mücadelede oynadığı oyunun oyuncağı olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle sözcüklerle olan ilişkimizde ihtiyatlı olmak gerekir.
* Dilin sonsuz devinimi karşısında, sağlam bir duruşunuz yoksa; sizi bir girdap gibi kendi derinliğine çeker ve bir çöp gibi kenara fırlatır.
* Sözcüğün gerek günlük kullanımda ki devinimi, gerekse şairin ömrüyle buluşmasından açığa çıkan devinimi, yeniden yaratılması serüveninin başlangıç noktasıdır. Şair, şiiri oluşturacak sözcüklerin, günlük yaşamdaki etkinliğine, estetik bir yetkinlik kazandırır. Yeniden, yaratımlar sürecinden geçirilerek biriktirilen ve en üst düzeyde çağrışımlar yaratmak üzere, birbirini tetikleyerek buluşmalar yaşatılan sözcüklerle, şiir oluşturulur. Günlük dilde kullanılmakta olan, sözcüklerin şairle buluşması, bir alt seçicilik olarak nitelendirilirse, sözcüğün tüm çağrışımlarını açığa çıkarılarak, şiir dünyasına taşınması; şairin işliğinde işleme tutularak yeniden yaratılması ile olasıdır. Gerek günlük dilde; ömrümüzün seçiciliği, gerekse; örgütlü ömrümüzün, sözcüğü kendi işliğinde yeniden yaratması, şairin “şiir dili” ni oluşturur. Birbirlerini tetikleme gücüne sahip, seçilmiş veya yeniden yaratılmış sözcüklerin, buluşmalarındaki anlatım uyumu, “şiirin yapısını” oluşturur. Estetik kaygının nedeni kadar nasılını sorgulayıştaki buluşma, yapısal bir bütünlüğe kavuştuğunda, şiirin “biçemi-üslubu” açığa çıkar. Şiirde öz ve biçimin yapısal bir uyum kazanması, ancak üslupla (biçemle) gerçekleşir. Açığa çıkan gerçek; “biçemdir” bu noktadan bakıldığında şiire; bir biçemdir denilebilir.
* Olmuş bitmiş sözcük yığınları, okurun tahayyülünü ve kendisi için şiiri yeniden yaratım sürecini ortadan kaldırır. Sözün bütün çağrışımlarını açığa çıkartacak, bir başka sözle buluşması, sözcüklere yeni anlamlar katacağı gibi, yeni bir sözcüğü yaratma olanağını da açığa çıkarır. Genişleyen söz olanağı, kendi dışı ile kurduğu ilişkide, yeni öze nüfus etme gücünü yakalar. Öze sözle yapılan yolculukta, sözün anlama uygun sesle buluşarak öze nüfus etmesi, öz ve biçimin bileşkesini açığa çıkarır. Bu bileşkenin, dokunuşuna maruz kalan her oluş, “imge” boyutuna taşınır. Şiir; söz-ses, öz, biçem, ve imge sarmalının karmaşasından doğan, bir netliktir. Bu yüksek gerilimin çatışkılı beraberliğinden açığa çıkan, hareket dengesi, şiirin yapısını oluşturur. Şiir kendisini var eden, bütün olguların çatışkılı birlikteliğinde, yüksek gerilimle oluşturulan bir dinamik dengeye sahiptir. Şiir içerisinde var olan bu hareketlilik, onun yapısını oluşturur.
Her sözcüğün iç devinimi./ Sözcüklerin, başka sözcüklerle olan devinimi./ Yeni sözcük yaratımına ilişkin devinim./ Anlam zenginliğinin ortak anlayışa ilişkin devinimi./ Nesnel gerçekliğin, üretilmiş gerçeklikle, çatışkısındaki devinim/ Öz ve biçimin yüksek devinimi./ Sesin söze kattığı devinim. Bütün bu devinimlerden oluşan yapısal bütünsellikteki dengeyi; “hareket dengesi” olarak adlandırmak gerekir. Şiir kendi hareket dengesini açığa çıkaramazsa, bütün yapı çöker.
* İmge; nesnel gerçekliğin, şiir gerçekliği için yeniden yaratılmasıdır.
* İmge yaratıcılığınızın karakteri, içtenliğinizin ölçütü olmaktadır.
* Şiir azaltılamayan bir çoğalma gücüdür, azalarak yakaladığı çoğalma yeteneği, içinden çıkılamaz olandır. İçinden çıkılmazlık görünümü, her okuyucunun kendi çıkarımını esas alan bir özellik kazanmasını sağlar.
* Şiir uçan balon gibidir, şair fazlalıklarını attıkça yükseğe çıkar, şairin çıplaklığı bulutların gizeminden giyiniştir.
* Sözcükler ekleri ile anlam daralmasına uğrar ve hedefe yol alışı gerçekler. Bu gerçeklik kapanışı ve anlam netliğini içeren bir durumdur. Bir sözcük eklerinden ne kadar ayrılırsa o kadar anlam çoğalmasına uğrar, çıplak sözcüğün, başka sözcüklerle buluşma kolaylığı aynı zamanda çağrışım çoğalmasını da açığa çıkarır. Bu nedenledir ki şiir en çok çıplak sözcüklerden devinir.

ŞİİRDE ANLAŞILA/ BİLME SORUNU
* imla yazının anlamını hedefe kilitleyen bir gerekliliktir. Bir imla işaretinin bir cümleyi nasıl tezatlar yumağına çevirdiğinin bir dizi esprisi vardır. İmla işaretleri; sözcükleri anlamlarına güden yapısı ile benim şiirimde kendisine yer bulamamaktadır. Şiirde sözcük günlük algılanışlarının sınırlarını zorlayan bir nitelik kazanır. Salt bu nedenle bile, her şiir sözcüğünün, tırnak içine alınması kaçınılmazdır. Bununla da yetinemezsiniz, her sözcüğün bütün çağrışımlarını açığa çıkaracak, şiirin kendisine has bir imla kuralı ve imla işaretleri icat etmek zorunda kalırsınız. Şiir bir kez imla şiddetine düşerse, kendini öykünün kollarına bırakır. En azından bu, benim şiir anlayışımda böyledir.
*Şiir için anlaşılır “ola/ bilmek” önemlidir. Şiir okunularak öğrenilen, bir bilme birikimi gerektirir. Şiir anlaşılabilirliktir, bilmeyle doğrudan ilgilidir. Şairin anlaşıla bilirliği, yaşam karşısında duruşunun, açık seçikliği ile mümkündür.
* Şiir; insan karmaşasının, en netleşmiş ifadesidir. Şiirde, indirgenmiş bir netlik aramak; yaşamsal karmaşanın devingenliğini, donmuş dogmalara mahkum etmektir.
* Şairlik, ne yaptığını bilmek kadar, yaptığından öğrenmeyi içeren bir durumdur. Şairin yaptığından öğrenmesi, okuyucunun şiiri kendisi için, yeniden üretmesi sürecini kapsayan bir duruştur.
* Şiirde “anlaşılmazlık” estetik yaratıcılığın iç devinimine ait bir doğallıktır. Gerek şairin, gerekse, okuyucunun, şiiri kendileri için yeniden üretim sürecine katması ile hissediliş noktasından, anlaşılabilirlik aşamasına geçilir
* Şiir, hiçbir zaman kendisini güncel anlaşılırlığa mahkum etmemelidir. Bilmeyle ilgili birikimin yetersizliği, sizin ne zaman anlaşılabilir olabileceğinizi belirlemektedir. Bu yaşamakta olana haksızlık gibi görünse de günü birlik bir şirinlik olarak şiir yazmak yarınsızlıktır.
* Yaygınlaşmak bir zaman sorunudur ve bu zaman çoğunluk, yazarın ömrünü aşan bir haksızlıktır. Günümüze ait bir şiirin algılanması ve paylaşılması, toplumun farkındalığı ile doğrudan ilgilidir.
* Şairin yazdıkları ile yaşadıkları arasındaki fark, bünyesi ile aşabileceği bir gerçeklik ölçüsündedir, yazdıkları ile yaşadıklarının, bağlamını koparanlar, yazdıkları ile yaşadıklarının uçurumuna düşmekten kendisini kurtaramaz.
* Arı duru olanın açık seçikliği, derinliğin gizini oluşturur. Gizi olmayan suyu bulandırarak, gizlenmeye çalışan bir açık saçıklık yaratır.
* Şair yaşamın ilklerini çoğaltarak, yaşama sevincinden yana tavır alır. İlkleri bitmiş şairin, destanı bozulur.
* Şiirde tutarlılık; geçmiş birikimleri yadsımadan, her türlü tutuculuğa karşı, diyalektik reddin yeniyi yaratmasıdır.
*, En genelde estetik yaratıcılık, yüksek gerilimle, üretim uyumu yakalamayı zorunlu kılmaktadır.
* Yaşamı algılayışın yarattığı yüksek gerilimi, onu estetik olarak yeniden yaratma aracı haline dönüştüre bilenler, her türden tutuculuğa karşı olmak durumundadır. Bu bir biçimiyle, tarihin karşısında, yerini belirlemeyi zorunlu kılmaktadır. Benim şiirim, en genel anlamıyla ezen ve ezilenler ilişkisi içerisinde, kendini ezilenlerle tanımlayan bir duruştur.
* Kendi ömrünün sorumluluğu içerisinde, bir fikri takip oluşturmamaksızın, sıradan oluşun sırrıyla buluşmak mümkün değildir.
* Şair ne ölümün kaderciliği, nede doğumun sekterliği ile açıklanamaz, şairin iktidarlı duruşu; iktidar olma tutkusunu yenmiş olmasını gerektirir.
* Şair; “iktidar olmayan iktidar” özleminin gerçekliğine sadık kalarak, “imkansızı isteme” halidir.
* Şair “aşkın gözü kördür” diyen geleneksel gericiliğe karşı, “aşkın bir aklı vardır” ve bu aşkın akıl; sadece insana yaraşan gerçeği görür diye bilme iddiasıdır.
* Şair aşkın marabasıdır
* Şiir; bilgi, felsefe, zeka, duygu, öykü, bilinç, bilinçaltı, kısaca insanın kendini gerçeklemesine ait olan bütün durum ve duruşları içeren bir bileşendir, bu öğelerin herhangi birinin diktasına düşen şiir, şiir olma özeliğini yitirir.
* Şair şiirlerinden bir birikim olarak her defasında, yaşama farklı bir yetkinlikle giriş yapar. Zaman zaman şair, şiirlerinden-şiire yaptığı yolculukları olsa da, bunu temel alan tutum, hızla yabancılaşmanın içerisine düşer. Genellikle “saf“ şiir olarak tanımlanmaya çalışılan bu durumun gerçekten bir “saflık” içerdiğini düşünmekteyim. Şair; şiiri ile hayata yeniden gidişini yitirdikçe, anlam yitimine uğrar. Bu anlamsızlığı gizem, anlaşılmazlığı ise marifet saymanın içinde durmuyorum.

YABANCILAŞMA SORUNU VE İŞLEVSELLİK…
* Niteliğini işlevsel kılamayan, yalnızlaşma ve yabancılaşmaya mahkum olur. Kendine takılı kalmış, bunalım şiirlerinin, beslendiği zemin burasıdır.
* Şair, kendi benliğinden yola çıkıp, evrenin bütün halleriyle özdeşleşmeyi hedefleyen bir serüvendir.
* Şair yabancılaşmış bir yalnızlık değildir, kendini geleceğe ait görme duyarlılığı içerisinde, çevresini derinlemesine algılayan, salt görüngüye takılmayan, şeylerin iç devinimini gören görgü gözlerine sahip, bir tek başınalıktır.
* Şairlik, akıp gitmekte olan hayatın içerisinden, kendisini kopararak alma becerisini göstermektir. Şair yaşamın içinden, kendisini parça, parça kopararak örgütler. Şairin bütünselliği paramparça olma gerçekliğinden, kendi serüvenini yaratır. Paramparça olan gerçeklikten, kendini bir bütünlük olarak ortaya koyma becerisi, şairin tümle buluşma karakterini açığa çıkarır. Şair özne ilişkisi kurduğu bütünselleşmeyle, yazdığı şiirlerden bir bilgi birikimidir.
* Şairin gerçekle ilişkisi, gerçeği tanımlayışı ile ilgili bir durumdur. Gerçek şekillendirilmek için kızgın ateşte tavlanmış ışık saçan bir demirdir, şayet şair; bu kızgın demirle yarasını dağlamayı göze alamıyorsa, mikrop kapması kaçınılmazdır. Şairi dağlayan gerçek, şaire göre şekillenerek insana yaraşır bir dönüşüme uğrama durumu yaşar. Çünkü şair; gerçekle yaşadığı ilişkiden, kendi gerçeğini inşa eder. Bu paylaşılan bir öznelliğin, toplumsal bir nesnelliğe dönüşerek, işlevsel bir karakter kazanmasıdır.
* Bir farkındalığı ortadan kaldıran, en temel yanılgı, ayrıcalık istemek olmuştur. Farkındalığını ve farklılığını, ayrıcalık talebi ile imha etmiş olan kişiler, artık bir kalem efendisi olarak, toplumun tüketici talebine dayalı bir üretim içerisine girerler. Yine şiir yaza bilirler ama onlar artık; “aşkı profesyonel kılmışlardır” ve şairlikleri tükenmiştir.
* Farkındalık; insanın, gördüğü ve bildiği ile yaşıyor olabilme radikalliğidir.
* Onlar devinip değişen ve gelişmekte olan yaşamı, binlerce kez yeniden yaratma sevinci içerisinde, aşkın emrediciliğinden başka emir tanımayan asilerdir
* Dünyayı olmuş bitmiş dogmalar yığını olarak gören bir zihniyetin, gerçekte şiiri ölmüştür.
* En genelin bir parçası olan öznelliğimizi doyasıya yaşadığımız şiir, paylaşıla bilme gücü kadar süreçte yer almaktadır. Şair; paylaşılabilir sancıları yoğunlaşmış bir açılıştır.
* Şair acıların çocuğu değildir. Evrensel olarak yaşanmakta olan, bütün acıları yüreğinde toplayan şair; bu acıları evreni yeniden doğurma sancısına dönüştürür. Yaratıcılığa ait bu sancıyı, toplumsal duyarlıkla paylaşıma sokar ve onun toplumsal bir sızıya dönüşmesinin bir parçası olur. Bu sızı esas olarak toplumun duyu şekillenişinin örgüsünü yaratır, toplumdaki manevi şekillenişin temel öğesi olan yaratı, toplumsal örgütlülüğün ilk verisi olarak nitelendirile bilir.
* Günümüzün şiiri, okuyucusu tarafından, yeniden bir yaratıma sokulabilmesi gerekir. Okunduğunda bitmiş bir şiirin ne kadar günümüze ait olduğu tartışılır .
* En güzel şiir, okuyucunun kendisi için yaratmış olduğu şiirdir.
* Yaşadığımız dünyanın, temel sorularını açığa çıkarma duyarlılığı ile yazılmayan şiirin, günümüz şiiri olarak tanımlana bilmesi olası değildir. Şiir insandan sonra başlamıştır, insandan devam edecektir. Şiir bitti demek; doğada insana ait olan, “farkındalığın” bittiği anlamına gelmektedir.
* Yaşamı algılayışınızdaki bütünsellik, her şeyi başka bir şey yaparak, yeniden yaratma sürecini zorunlu kılmaktadır. Bu ilk kavganın temelinde ola gelmiş bir serüvendir, emekçi insan veya en genel ifadelenişle ezilen olmanın, etik ve estetik bütünselliğiyle, tüm olguları ayrımlı ayrıntılı tanımlayarak yaşanır kılmak kaçınılmazdır.
* Yaşamın karma/ şıklığını yaşanılır bir netliğe dönüştürerek, indirgemeci gericiliğe saplanmadan, her boyutta iktidarlı bir duruşu inşa etmek, şiir içinde ilkesel bir tutum olmaktadır.
* Ayrıcalık istemi, toplumsal hiyerarşi de kendi konumunuzu talep etmektir ki bunun açık adı kariyer izimdir. Sistemin verili değerleri yerine, kendi üretilmiş değerleri ile yaşamayı tercih eden şairin yapısı, sistem ilişkilerinin dışında oluşur, şairin üretim zenginliği içerisinde oluşturduğu yapısı, her hangi bir kariyerle takas edilemeyecek kadar değerlidir.
* Niteliksel ve işlevsel olanın üstünden atlayarak yaşamaya çalışanlar, kendi süreçlerinin şeytanını yaratırlar. Yürümekte oldukları yolda, enselerinden tokat, ayaklarından çelme, eksik olamayacaktır.
* Şeytan; niteliksiz bir istisnadır ve tanrının bütünlüğünü bozamaz. Şiir ve şair, kaideyi bozan nitelikli bir istisnadır. Gerçek şiir tanrıların ve tabuların korkulu düşüdür. Şair nitelikli ve işlevsel bir ben deyiştir.
* Şair dostluk eylemliliğinin içerisinde üretilmiş, iyi niyet zekasıdır. Şair kullanıldıkça, kendini yeniden yarata bilme şansını yakalar. Şair kullanım değeri yüksek, bedava olan bir nesnelliktir. Onun içindir ki şair; en çok havadan sudan şeylere benzer. Nitelikli işlevsel bir sıradanlıkla kendini bedava kullanıma sunan şair, mevcut sistemle ilişkileri, zorunlulukların dayatması sınırındadır. Şair dostlarından öncesi ve dostlarından sonrasının fikri takibi içerisinde dönüşen değişendir. Şairin miladı, dostluk eylemliğinin kendisidir.

ŞAİRİN ÖMRÜ VE ŞİİRDE İÇTENLİK
* Anın hakkını vererek yaşamak, anı birlik yaşamaktan, içerik olarak ayrılır, anın hakkını vererek yaşamak, rastlantıların iç zorunluluklarının bilincinde olan, rastlantılara rast gele davranmayan bir ciddiyettir. Şair her ana ömrünü koyarak, onu kendisi için yeniden yaratır. Ana koyularak yaratılan, anılar silsilesi içerisinde, büyük bir “farkındalıkla” yaşamakta olan şair, kendisinin ve çevresinin “fikri takibindedir”.
* Şairin kendinden başka dalga geçebileceği bir nesnesi yoktur.
* Şiir; sürmekte olan ömrümü, kendim için yeniden yaratabilmemin temel aracıdır.
* Şair, var olan bütün ilişkilerinin en iyi öğrencisidir.
* Şiir, sıradanlığın sırrından, rüzgara karışmaktır.
* Şiir; yaşadıklarımla başladığım, yaşayamadıklarım da boy veren ve bana yaşattıklarıyla devam eden, bir serüvendir.
* Şiir yaşadığımız, yaşayamadığımız ve yaşattıklarıyla nefes alan, organik bir bütünselliktir
*Yazdıklarımın tümü; yaşama bağlılığımın estetik ayaklanmasıdır.
* Yazılmış bütün şiirlerin etkisine açık, fakat kimsenin etkisi altında kalmadan, etkin olmayı hedefleyen, özgünlüğü ve özgürlüğü dizelerde sürdürme savaşımının kararlığına sahip olan şairler, günümüz şiirinin yaratıcıları olacaktır.
* Şairlik “yaşamın nabzı bana imge atıyor” demekle başlar
* Yaşamsal bağlılığın içerisinden, kapıma dayanmayan imgenin, şiirimde yeri yoktur.
* Elinizde kayda değer bir ömrünüz varsa, şiir için yeterli gücünüz var demektir.
* Şairin kaburgası ince, omurgası kalındır. Salt bu nedenledir ki sinesine dokunan her inciniş, kaburgasını kalbine saplar. Yine şairin omurgası öyle güçlü bir duruştur ki her döneklik karşısında, omurgası beynine saplanır. Şair son tahlilde kaburgası zayıf omurgası sağlam bir yapılanmaya sahiptir. Duygularının ve aklının sancısından kendisini ve çevresini yaratarak yaşar.
* Şairin ömrü; kaybedecek bir şeyi olmayanı örgütlemekle geçer. Şairin tek korkusu; kazanırken; kaybedecek bir şeyi olmayanı kaybetmekle ilgilidir. Şair kaybedecek şeyleri edindikçe omurgasızlaşır ve kaburgası kalınlaşarak yaratıklaşır.
* Tercihlerimin neticesi olarak yaşadığım hayatımı intikam gibi sevmekteyim.
* Üretilmiş bir serseriliğe terfi etmek üzere olan, bir zatı şahane olarak, kendimde ciddiye alınacak şeyleri bitirmiş bulunmaktayım. Şiir, benim kendimle dalga geçmemin estetiğidir, bu benim hayattaki en ciddi işimdir.
* Kılıktan kılığa giren ömrümün biçimlenişi, tamamen öze olan bağlılığımın ifadesidir. Ne ses oyunu, ne sözcük oyunu, nede süsleme, özün yansıması veya yanılsaması olmadıkça şiirlerimde yer vermediğimi sanıyorum. Özün yansıma denkliğine gelen hiçbir biçimsel olanağı, geri çevirmem de söz konusu edilemez.
*Yaşamın devinimindeki gizi çözmeye veya anlamaya yönelik, çocukça bir şaşkınlıktır şiir.
* Şair bir çocuğun oyunla olan ilişkisindeki, tüm davranışları içerisinde taşımaktadır.
* Duygusunu oynama içtenliği, çocuklara ait bir estetik davranıştır. Esas olarak bir duyguyu oynamak, yaşam karşısında istediğimiz bir şeyin olmasına ilişkin, yaptığımız öncel bir eylemliliktir. Bu öncellik, yaşamakta olduğumuz gerçekliği, değiştirebilme arzusunun abartılmasını içerir. Abartılmamış bir güzelliğin, ayakta kala bilmesi, neredeyse imkansızdır. Bir duyguyu oynamak; estetik yaratımın en önemli adımıdır. Duygusunu oynamasıyla bileşen durumuna getirmiş olan yetkinlik; dünyayı algılama ve açıklamanın en ciddi işi ve en içtenlikli davranışıdır. Mevcut değer yargılarının kuşatması altında, yaşanmakta olan körsek tutum, duygularımızı oynamamızın koşullarını imha ederek, bizleri çocuksu olan bilgeliğimizden uzaklaştırıp, ezberletilmiş soruları sordurarak, sahte bir arayış içerisinde tutmaktadır. Duygularımızı oynama içtenliğimiz (bu noktada söylenmekte olan durum duygusunu oynamasıyla bileşen haline getirmiş olan içtenlik halidir) bir kez bozulunca, hissetmediğimiz duyguların oyununu oynamaya başlarız. Bu noktada içtensizliğin ulaştığı boyut, tahammül edilemez olur. Çocukluğumuza ait içtenliğimizin bir parçası olan duygularımızı oynama eylemini sürdüre bilmek, ancak estetik bir yetkinlikle olasıdır.
* Yaşamsal tercihlerinizin ne kadar insani olduğunu, yaşamakta olduğunuz neticelerle karşılaştırırsanız, nasıl bir ülkede yaşadığınızın bilinci açığa çıkar. Benim içinde bulunduğum neticelerden kendimi yeniden oldurmamın tek adı vardır; oda üretilmiş bir serserilik. Kısaca şiir yazmaya devam edeceğim, şiir ömrümün en güzel serüveni.
* İnsanların içindeki şiiri, dışarı çıkarma becerisini gösteren kişi şairdir. Yoksa şiir; her insanın içinde vardır.
* Eğer siz; kendi ihtiyacınız olan, dünyanın en güzel şiirini yazmıyorsanız, şiir yazmayı bırakın. “Ben, benim ihtiyacım olan, en güzel şiiri yazıyorum”, öznelliği olmaksızın, şair olunamaz.
* Şiirle şair arasındaki ilişki bazen deney yapan bilim adamı ilişkisine dönüşür. Şiir şairi kendi öznelliğinden kopararak, toplumsal gerçekliğin şekillenişinde yaratıma sokar.
* Her şeyin bu kadar, başka bir şey olma yeteneğini, içinde barındırıyor olması ve sonsuz bir etkileşim zincirinin çılgın akışkanlığına denk düşen, şiirin işlevi; dünyanın akıl almaz görüntüsünü gözler önüne sermeyi de içerir.
* Herkesin aşkı, kendi ömrüne benzer, benim ömrüm, dize gelmiş aşka benzer.
* Şair şeyleri ömrüyle buluşturup, şiir yapandır.
* Şairin en karanlık hali bile, aydınlığa gidişin, yön yıldızlarını açığa çıkarma kaygısını içerir. Sevgi ile yapılan bir empati de umutsuzluğa yer yoktur. Şair iyi örgütlenmiş umarların birikiminden, umudu elle tutulabilir hale getirendir. Şair, en karamsar nesnelliği yansıtırken bile, kendisini şiirin içinde ak bir leke olarak var etme sorumluluğu içerisindedir.
* Yaşam fark ettiğiniz; yani gördüğünüz, farkına vardığınız; yani bildiğinizle bir birikimdir. Fakat aslı olan yaratıcı yaşamak, bundan sonra başlar. Gördükleriniz ve bildiklerinizle, yaşama mücadelesini sürdürme radikalliği içerisinde olmanız gerekir. Bu radikalliğin olmayışı, ömrünüzün bir türevi olan şiirinizin içtenliğini bozar.
* Şair; “bilerek, gülerek, isteyerek” yaşamayı sanat haline getirmiş, iflah olmaz bir muhaliftir.“Esnek, rahat, gönüllü” bir radikalliği içermeyen duruş, sözcüklerin gücü karşısında, çaresiz kalır ve içtenliksiz bir üretime dönüşür.
* Tek başına oluşun, yüksek algılayışı ile evrenin özüyle buluşma yeteneğini açığa çıkaran şairin niteliği; kendini paylaşıma sunarak zenginleşir. Bu onu sıradan, işlevsel ve bizden biri yapar. Şair bizden biri olmaya yanaşmıyorsa, bunun nedeni kendine ayrıcalık istemesinden kaynaklıdır.
* Şairden parası ödenmiş düdüklere, delik olmaz.
* Şair bir kalem efendisi değil, kalemin efendisi olandır.
* Şiir üzerine ne düşünüyorsunuz? Sözcüğünün temel cevabı şiirin kendisidir. Şiir üzerinden düşünmekte olan şairin, bu soruya vereceği cevabın sürekliliği, şaşırtıcı boyuttadır, çünkü şair, her şeye şiirden bakan, şiirden algılayan bir davranıştır. Bildiği her şeyle örgütlemekte olduğu ömrü, şiirin kapsayıcılığındadır.
* Şairde, şiirde öğrenilebilir bir nesnelliktir ama bunu bilmek kimseyi şair yapamayacağı gibi yazılanı da şiir yapmaya yetmez.
* Sanatçı, yarattığı sanattan başka hiçbir şeye sığınmayan ve sığmayandır.
* Şair, değişim ve dönüşümün kapsayıcılığı içerisinde olan bir tutuculuktur.
* Düşün gücünüzden yazmakta olduğunuz şiir, ayıklığınızın doruklarında temiz hava çarpmasından bir esriklik yaratır. Şairin en temeldeki esrikliği buradan gelmektedir
* Şiir yazıyor olmanın, şaire yaptıklarıyla açıklana bilecek oluşumların başında, güçlü bir algılayış disiplini gelir . Her algılayışın, kavramsallaştırılması ; yaprak kıpırdatmayan laf fırtınalarından, söze geçişi zorunlu kılar. Yaşama karışmanın, temel gücü sözdür. Söz; düşüncenin eylemi olma karakteriyle, laf yapmaktan, radikal olarak ayrılır. Yaşama söz verme sorumluluğu içerisinde olan şair; kendine söz geçire bilme( İradi olabilme durumu) gücüne eriştikçe, yapıtları toplumsal öncellik karakteri kazanır. Bu noktada; yazdıklarından yaşama savrulan şair, savrulduğu her yerde, kendisine yeniden başlama gücünü oluşturur. Şairin kendine yeniden başlama gücünün temelinde; biz dalgınlığı yatmaktadır. Bir noktadan sonra şair; şiirini alnına yazıyor demektir, bir yanıyla alenileşirken, bir yanıyla kendi kaderini yazmakta olan şairin içtenliği, onu öngörüsünün kobayı haline dönüştürür. Şairin kendi öngörüsünün çıkmazlarındaki savaşımı, onun gizini oluşturur. Aleni oluşundan kaderini eline geçiren şair, kendisine ne yaptığını bilir ama başına geleceklerden bilgisi yoktur. Tüm çabalarına rağmen, yaşamın ona hep bir eksik gelişinden, şair yaşama sevincini üretir. Yaşam severliğinin temelinde, bu eksiklikten doğan esriklik yatmaktadır .Yaşamın sürekli bir eksik gelişi, esriklik şiddeti ile şairi uyarır. Bu nedenledir ki; şair olgun ve doygun olmaktan çok, algı ve aktarımında haylaz bir çocuk edasındadır. Şair bir yanıyla yazdığı şiirden kendini yaratırken, toplumunda kendisini/ ve kendisini yeniden yaratma olanağını açığa çıkarır. Okurla olan etkileşim, şairi toplumun ürünü olma noktasına taşır ki bu şairin bireysel olarak biz dalgınlığına nesnel bir boyut katar. Bu gelinen nokta şairin bizim ve bizden biri olmasının açığa çıkışıdır. Şairin gerek bireyselliğinin, gerekse özseverliğinin, biz dalgınlığı, toplumca açığa çıkartılarak, işlevsellik kazandırılırsa, estetik öncellik gerçekleşmiş olur. Tek başına oluşunun, bütün savruluşlarında, kendine yeniden başlama gücünü; biz dalgınlığından alan şair, yaşam ile bağı bizleşe bilmesinden geçmektedir . Yaşamın bir eksik gelişinden, yaşama sevinci üretebilmek ancak biz dalgınlığındaki esrikliğin (aşk halinin), estetiğe (aşka) dönüşmesi ile olasıdır.
* Her arayış, bir kaybolmayı içerebileceği gibi, her kayboluşta, geçmişi ile buluşmayı içerebileceği unutulmamalıdır. Kendi şiirinin arayışı içerisinde kaybolanlar, şiirin geçmişiyle buluşarak yollarına devam ederler.
* Şairin tozutması bir çiçek tozutmasıdır. Bu diğer tozutmalardan kendisini evrensel meyvesi ile açığa vurur.
* Özgünlük ve özgürlük, birikim esaslı bir tutum alıştır ve kendisine ait bir geleneği vardır. Her şeyi kendisi ile başlatmak isteyenler; mevcut nesnelliğin kendiliğinden var oluşuna mahkum olurlar. Özgünlük ve özgürlük adına tekdüzelikle buluşurlar. Her arayış kaybolmayı göze alan bir aydınlatıcılık esaslı bir davranıştır. Geçmişten bu güne, mevcut nesnelliğe kafa tutan kaybolmacı arayış, kendi geleneği ile buluşarak, yoluna devam eder.

ÜRETİM SÜRECİ, EZİLENLER VE ŞİİR…
* Estetik en ilkel haliyle bile, dünyayı ele geçirerek, kendine göre yeniden yaratma mücadelesi olarak görülmüş ve bilinmezliğe karşı etkin bir araca dönüşmüştür.
* Ağır iş diye tanımlanan işlerde çalışmakta olan insanların, sabırlı ve sürekli kıldıkları bir ritimleri vardır, izleyeni yıldıracak kadar tekdüze olan bu çalışmalar olmadan, şiir olmuyor. Benim şiirle ilgili çalışmam, bu tarz bir işçiliği gerektirmektedir. Her sözcüğe sabırla yaklaşan ve günlerce sürecek yorucu, yıpratıcı bir çalışma neticesinde, şiiri oluşturmaktayım.
* Bizim her gün, bağıra-çağıra kürek salladığımız yaşantımızın, “sıradanlığının sırrında” boy veren şiirin nabzını tutmak; yaşama bağlılığımın temel gücünü oluşturmuştur. Bulunduğum yerde şiir, beni ezmek için tanımlanmış “bütün işleri ezme gücüne sahibim” diye bilmekten geçmektedir. Bu nedenledir ki şiir benim için, iş olmaktan çok, nefes almak, su içmek, dinlenmek kadar sıradan, nitelikli, ve işlevsel, bir vazgeçilmezliktir.
* Şiirlerimde, öfke, hüzün, acı, sevinç yani insana ait tüm haller, başı dik bir duruşa sahiptir. Acıma ve acındırmanın marazi halleri ile hastalıklı şair tiplemesinin dışında… kendini her geçen gün tanımlamakta olan bir serüven.
* Üretim sürecinin dışında, kolaycı biçimlerle, kendini farklı kılma gayretkeşliği; herkesin hızla birbirine benzediği, içeriksizliği inşa etmektedir.
* Şiirde dili sadeleştiren iksir, alın terinin içindedir, alın terinin dokunuşu, şiiri anadilin akışkanlığı ile buluşturan şaşmaz bir yol göstericidir.
* Ben her geçen gün, ezilenlerin üretilmiş karakterinin yansımasına denk düşecek şiirle buluşma eylemi içerisindeyim, bu ömrümce yaptığım tercihlerin, şiir bazında önüme koyduğu bir zorunluluk yasasıdır.
* Şiir ezilmişliğin sabrından doğmuş bir aşktır.
* Ezilenlerin şekilsizliği, kendini binlerce defa yeniden yarata bilme potansiyelini açığa çıkarabilir, yeter ki ezilenler, kendi aydınları tarafından ötekileştirilmemiş olsun.
* Ezilenleri, değişimin nesnesi haline dönüştürenler, hiçbir şeyi değiştirmeden iktidar olmayı isteyenlerdir. Değişim özneleşmiş bir karakter değilse, sadece kendini tekrarlayan bir gericiliktir.
* Ezilenlerin şiiri, ezenlere ait tutum ve davranışlardan uzaklaşa bilme yeteneğimizin içerisinden yükselecektir. Bu etiği ete kemiğe büründürmeden, ezilenlerin yükselen estetiğini yarata bilme şansına sahip değiliz. Şair, etik ve estetik bir bütünsellik içerisinde olma sorumluluğu ile devinir.
* Sanıldığının aksine ezme kültürü, ezilen insanın içinde en hızlı gelişen bir baş belasıdır. Her gün binlerce yatay çatışma içerisinde, kendini var etmeye çalışmanın, yarattığı tahribattan, ezilenlerin kendi estetiğini yarata bilmesinin ön koşulu, dünyayı kendinden yana döndüre bilme gücünün açığa çıkması ile mümkün olacaktır.
* Şiir dünyayı kendimden yana döndüre bilmemin kendisidir.
* Şiir; dünyayı algılamak için, sevgi ile yapılan bir empatidir. Şairin özseverliğindeki yaratıcılığının temelinde, dünyanın yerine kendini koyarak, seçici bir sevmeyi inşa etmesi yatar. Sevgideki seçicilik, şairin taraf olması ile tanımlana bilir. Taraf olmayan, seçiciliğini yitirmiş bir sevgiyi tanımlamak gerekirse; en azından yanlış sevmek olarak adlandıra biliriz ki bu sömürgeci kültürün yanında yer almaya kadar varan bir serüveni içerir. Şiir, şairin başta kendisi olmak üzere, yaşamın bütünselliğini, doğru sevebilme yeteneği ile ilgilidir. Sevgi ile yapılan bir empati, estetiğin çekiciliğini açığa çıkarır.
* Sistem tarafından ezilerek, kimliksizleştirilmeye çalışılan emekçilerin, içinde bulunduğu durum, ürkütücü bir boyuttadır. Bedeniyle çalışan insanların, omuzlarından savrulan fütursuzluğun, kendi estetiğini yarata bilmesi, ne yazık ki sadece tesadüflere bırakılmıştır. Bu rastlantısal buluşmaların akacağı zeminleri inşa edecek aydın tutumuna ihtiyaç vardır.
* Estetik bir dünyayı yaratma mücadelesi olarak tanımlaya bileceğimiz, geleceğin inşası; her boyutta, kendini tanımlama ciddiyetinde olmak zorundadır, şiirde kuramsallık kaygısı bunu içerir.

EZİLENLERİN ESTETİK ÖRGÜSÜ
* Ömrünü, sisteme kravat yaparak buruşturanların, şiiri bitmiştir
* Şiir kendisiyle başladığı yerden, boynuna kravat takmayan bir serüven olarak, devam edecektir.
* Şiirlerimi üretebilme gayretim, kendimi örgütleme ve sürecin şiirini yaza bilme yeteneğimle sınırlıdır.
* Bir şeylerin başında olmak, kendinde akıp gitmekte olan hayatın, dışına çıkmayı zorunlu kılar. Şair kendinde olan, iktidarlı bir akışkanlıktır, hiçbir şeyin başında olmayan, hayatın içinde olandır. Onlar başında olduklarının son sözünü söyleyerek, kendini olmuş bitmişlik olarak tanımlama gayretindedir. Ötekileri yutarak büyümeyi esas alan bir gericileşme süreci, yuttuğunu hazmedemeyen sancılı bir süreçtir.
* Şair sadece kendini örgütleme yeteneği içerisindedir, şairin nesnesi kendisidir. Şairin kendi dışı ile kurduğu bütün ilişkiler;özne ilişkisidir. Şair şeyleri örgütleyen değildir. Şair kendi dışında var olanla örgütlenen bir duruştur. Şair kendi özgünlüğünü bozmadan, özdeşlik yaratma gücüdür. Öznenin özne ile örgütlenmesinin tanımı “örgütlenen” olmaktır.
* Örgütlenen olma karakteri ile her özneden önce ve her özneden sonra, sosuz bir başkalaşım sürecinin etkin öğesi olan şair. Kendisini, dostluk eylemliliği içerisinde kullandırarak, okurun kendini-kendisi için yeniden yaratabilmesini sağlar. Şair okuru kullanan değil, kendini okura kullandıran bir yaklaşım içerisindedir.
* Yazdığınız şiirlerin, buluşturma gücü, sizi yazdıklarınızdan yaşıyor olma gerçekliğine taşır. Şair oluştaki öznellik; bu noktadan sonra, toplumsal bir nesnelliğe dönüşür.
* Tüm karşıtlıkların çatışkısından doğan, yüksek gerilimde, “esnek, rahat, gönüllü”, bir duruş olan şair; sığındığına sığmış kölelerden olmadığı gibi, aradığını bulmuş efendilerden de değildir. Şair “kapsayan ve kapsanan” olma gericiliğinin dışında, tüm karşıtlıkların içinde, yüksek gerilimle yaşaya bilen “kapsamlı” bir duruştur. Başta kendi özgünlüğünün üretimi olan sistematiği olmak üzere, her şeye bilimsel bir kuşkuculukla bakan şair, değişimin ve dönüşümün çekiciliğine tutulmuş olması, tek tutuculuğudur.
* Var olamıyorsan, yok saydıklarını gözden geçir.Yok saydıklarından var olmak istemiyorsan, sızlanmadan yoluna devam et. Neleri yok saydığın, nasıl bir var oluş istediğinle doğrudan ilgilidir.Yok saydığı şeyleri kaybedenlerin, ruhundaki boşluk henüz ölçülemedi.
* Bir şair, kendini verili koşularda var edilenden inşa etmez . Şair kendisini, sistemin yok saydıklarından var eder. Bu nedenledir ki gerçek bir şiir, sistemin korkulu rüyasıdır. Sistemin her gün binlerce kez önemsiz kılmaya çalıştığı değerlerimizin yok sayılması karşısında, şair; sistemin yok saydıklarından örgütlenen, bir baş kaldırıştır.
* Ezilenler kendi alt aidi yatlarının özgürlüğünü yaşamadıkça, üst aidiyet oluşturamazlar.Yaşanmamış alt aidiyet duyguları, üst aidiyet yaratma gücünü imha eder ve onları kendi alt aidi yatlarının körlüğüne mahkum eder. Şair bu nedenledir ki alt aidiyet yaşanması ve ifade edilişinin demokratik bir savunucusu olmakla birlikte, özgürleşmenin bir üst aidiyet sorunu olduğu bilincindedir. Şair altaidiyad körlüğünün içerisinden gelişkin bir estetik yaratılamayacağının bilincinde olmak durumundadır. Şair; her koşulda ezilenlerin bütün farklılıklarının bileşeni olma sorumluluğu içerisinde olmaksızın, estetik bir zenginlik yarata bilme gücüne erişemez. Ayrıca eklenmeci bir tutumun ifadesi olan birleşik (bitişik)düşüncelerle, ezilenlerin üst aidiyetinde ki zenginleşmenin yaratıla bilmesi olanaklı değildir. Estetik zenginlik üst aidi yat bileşenini (alaşımını) yarata bilme sorunudur. Çünkü yaşam karma bir şıklıktan yanadır. Şiir dünyayı açıklayan en güzel karma/ şıklıktır.

Ömrümce sürecek olan bir çalışmanın önsözüdür.

*, necmi otcu