Çocuk ve İnatçılık
Güne başlamak için tüm hazırlıkları yapmış ve sıra yeni uyanan çocuğunuzu güne hazırlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak için teşebbüse geçtiğiniz bir zamanda çocuğunuz; “Elimi yüzümü yıkamayacağım, o pantolonu giymeyeceğim...” Şeklinde itirazlara başlar. Ya da alış verişinizi yaparken; “parka veya Ahmetlere gidelim...” diye isteklerini arka arkaya sıralayarak sizinle inatlaşabilir... Bu inatlaşma gün içinde birçok ailede yaşanmaktadır.
Çocuklar belli gelişim evrelerinde inatçı, kuralları çiğneyen, durdan, sustan anlamayan, başına buyruk hareket eden bir kişilik sergileyerek anne babaları zor durumlarda bırakabilirler. Çocukların gelişim aşamalarına bakıldığı zaman ilk kritik dönem “birinci yaş dönemidir.” Özellikle yeni yürüme ve konuşma becerileri kazanmaya başladığı bu yaşta “gözünü yumup, kulağını tıkayan ve bildiğini okuyan” çocuk; herkesin yüreğini ağzına getirmektedir! ... Anne babanın dediğinin tersini yapmakta ve adeta kuralları çiğnemekten aşırı haz duyar gibi bir hal almaktadır! ...
İstenmeyen davranışları tekrarlayan bir çocuğun amacı sizi kızdırmak ve çileden çıkarmak değildir... Niyeti koyduğunuz kuralın veya istemediğiniz davranışların ne kadar önemli olduğunu test etmektir. Siz aynı olumsuz davranışa aynı tepkiyi gösterdiğinizi ve bundan taviz vermediğinizi gördüğü sürece gerçeği anlar ve sınırları daha fazla zorlamaz... Bir çok psikolog değişik yaş sınırları gösterse de 1-4 yaş aralığındaki çocuklar; “ben merkezci” bir kişiliğe sahiptirler, kendilerinden başka hiçbir şey de düşünemezler. Haz ilkesine göre hareket eder ve tüm çevresinin kendisine hizmet etmesini çevresinde pervane olmalarını isterler. Şayet istekleri gerçekten ihtiyacı olan bir şeyse ve yerine getirilmesi de mümkünse, çocuğu üzmeden yerine getirmek gerekir... Şayet yerine getirilmesinde yarar olmayan ya da ekonomik açıdan olanaksızsa; nedeni kendisine açıklanmalı ve ikna edilmelidir... Ancak, tüm çabanıza rağmen ikna olmamış ve ağlama, çırpınma ve kendini yerlere atma gibi tepinmeler gösterir ve siz de onu sakinleştirmek için isteğini yerine getirirseniz en hatalı yolu izlemiş olursunuz. Artık o ağlayarak, tepinerek bir şeyleri elde etmenin yolunu öğrenmiş ve bunu kullanmaya başlamıştır. Bazı aileler; çocukların isteklerini yerine getirmemeyi “baskıcı” yetiştirme şeklinde algılamakta ve onların her isteğini yerine getirmek için çırpınıp durmaktadırlar. İşte o ailelerin ilerdeki çocuklarının; şımarık, yüzsüz ve zorba bir kişilikte olacağı kuvvetle muhtemeldir...
Özellikle çocuk; 2,5 yaşlarında kas, kemik ve sinir sistemi yönünden hızlı bir gelişme gösterdiği için uyum sağlamakta zorlanır. Dengesiz, kararsız ve olumsuz bir tutum içinde her şeye ”hayır” diyen bir kişilik sergilemeye başlamıştır. Artık psikolojik yönden de “bağımsızlık çabası” içindedir... Doğal gelişimini tamamlama ve çevreyi keşfetme döneminin özelliğidir. Her şeyi kendisi yapmaya ve yardım istememeye çalışsa da anne babasına ihtiyacı olduğunun farkındadır... Bu nedenle de aşırı hareketlilikten ani bir tembelliğe, ataklıktan utangaçlığa, sahiplenme duygusundan aldırmazlığa, inatçılıktan uysallığa, açlık çığlıklarından iştahsızlığa kadar varan dengesizlikler gösterir. Bu dönemdeki inatçılık kişilik gelişiminin bir parçası sayılmalıdır. Anne baba ile çocuk arasındaki en fazla çatışma temizlik konusunda çıkmaktadır. Anne ve babaların bilmesi gereken en önemli husus; bu durumun bir yıl sonra olumluya döneceğidir. Bu nedenle sabırlı davranarak sevgisini ondan hiç eksik etmemeleridir.
Burada birkaç hususa değinmekte yarar umuyorum. 4-6 yaş arasında da çocuklar, başına buyruk dolaşma, sürekli konuşma ve sorular sorarak cevabını dahi dinlemeden uzaklaşma, başladığı işi yarım bırakarak maymun iştahlılık sergileme gibi davranışlar gösterirler... Tabii olarak 2,5 yaş çocuğu kadar inatçı değillerdir. Fakat, 6 yaşında adeta 2,5 yaşındaki çocuk geri gelmiş ve anne babaları hüsrana uğratacak bir şekle dönüşmüştür. Anne babalar 5 yaşındaki o uyumlu ve uzlaşmacı çocuğun, nasıl olup da böyle zıt bir kişilik sergilediğine bir türlü anlam veremezler. Sadece huyunun değiştiğini hayretle ifade etmekle yetinirler! ...
Asıl önemli olan da çocuğun, 12-13 yaşlarında aşırı cinsiyet hormonu salgısına maruz kalmasıdır. Bu hızlı değişime, çocuğun yaşam biçimlerine uyum sağlamasını zorlaştırmaktadır. Daha doğrusu sakarlaşmaktadır. Bu dönemde küçük şeyleri büyütür, eleştiri ve nasihatlere aşırı tepki verir, fiziki görünümünü önemser, okul başarısı düşer ve eşyaları dağınıktır. Artık, posterlerle dolu ve yüksek tonda müzikli bir odası vardır, harçlıkları da onun için yetersizdir. Bazı takıntılar edinmiş bir takım olumsuz davranışlar sergilemeye başlamıştır. Bundan önceki dönemleri anne babasının sabrı ve hoşgörüsü ile atlatan çocukların öz güveni geliştiğinden ve sevildiğinin bilincinde olduğundan bu dönemi de hasarsız atlatmaları kuvvetle muhtemeldir...
Anne babaların, çocuklarının uygun olmayan istekleri karşısında “Hayır!” demeden iyi düşünmeleri gerekir. Aşırı baskıcı ve kurallar zinciri oluşturulan bir ortamda daha çok “hayır” deme durumu ile karşılaşırlar. Ki; o da çocukta, sevilmediği ve her şeyi yanlış yapacağı inancı oluşturacağından özgüvenlerini geliştirememiş olurlar. Böyle bir uygulama yerine çocuğunuza seçenekler sunabilirsiniz. Örneğin; yemekten önce çikolata yemek isteyen çocuğunuza “Biliyorsun, yemekten önce çikolata yememen konusunda anlaşmıştık. Şayet yersen iştahın kapanabilir ve yemeğini yemek istemeyebilirsin. İstersen çikolatanı sakla ve yemekten sonra ye...” diyebilir ve ona seçenek sunmuş olursunuz. “Hayır, yemekten önce çikolata yemek yasak” kuralından çok daha yapıcı ve inatlaşmayı önleyici bir tutum sergilemiş olursunuz. Bu örnekler çoğaltılabilir. Çocuk sahibi aileler buna benzer birçok durumla karşılaşmaktalar...
Çocuğa ne kadar çok “Hayır” derseniz onun inatçılığını körüklemiş ve “hayır” demesine zemin hazırlamış olursunuz. Bir şey yapmasını istediğimizde ve sınır koyduğumuzda sözlerimizi; onun “hayır” diyemeyeceği şekilde ayarlamamız gerekir. Eğer yemekte; çocuğumuz iyi beslensin diyerek tabağını tıka basa yemekle doldurur ve bu bitirinceye kadar yiyeceksin dersek o da “hayır, bu yemek çok, ben yiyemem ve yemek de istemiyorum” cevabını almanız kuvvetle muhtemeldir... Bırakınız, yiyeceği kadar yemeği kendisi tabağına alsın ve iştahla yesin. İnatlaşmaya zemin hazırlamanın ne size ne de çocuğa faydası vardır. Aksine birçok olumsuz sonuçlar doğurur...
Sonuç olarak, “Hayır” diyen çocukla alay etmeyin, ceza ile korkutmayın, kimin güçlü olduğunun ispatına kalkışmayın. Bazen çocuk sizin sevginizi, sabrınızı, kendisine ne kadar katlanabildiğinizi denemek için “hayır” diyerek inatlaşabilir. -Çünkü o, ailenin bir bireyi olduğunun kanıtı içindedir.- Sinirlenir, bağırır çağırır bir de üstüne üslük ceza verirseniz, “haklıymışım, beni sevmiyorlar” yargısına varabilir. İnatçılık yaptığı zaman sebebini sorunuz. Bu davranışı; varlığını kabul ettirme ve bağımsızlık isteğinden kaynaklanabilir. Verdiği cevap ne kadar tutarsız olsa da sonuna kadar dinleyiniz. Şüphelerini, korkularını ve kaygılarını anlamaya çalışınız. Sabırla dinlemeniz onun, duygularını kontrol etmesine neden olacaktır. Haklı isteklerini yerine getirmeye çalışınız. Getiremiyorsanız sebebini açıklayınız. Tuvalet eğitiminde aşırı ısrarcı olmayın ve çocuğun gelişim evrelerini iyi takip ediniz. Kardeşleriyle kesinlikle kıyaslamayınız ve onlara karşı davranışlarınızı dengede tutunuz. İnatçılığı onun, anne babaya karşı güç gösterisinden veya kişisel bir rahatsızlıktan kaynaklanabilir. İrdeleyerek kaygılarını gidermeye çalışınız. Çocuğun gösterdiği inatçılığı fazla önemsediğinizde, onu size karşı silah olarak kullanabilir. Kahvaltısını yapmak istemeyen bir çocuğa “çayın soğuyor” diye kızacağınıza “senin için ayrıca kahvaltı hazırlayamam, öğlen yemeğine kadar aç kalabilirsin...” diyerek kendine bir seçenek sunmuş ve davranışının bir bedeli olduğunu da göstermiş olursunuz. Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir ki kuralların belirlenmesi ve uygulanmasında aile bireyleri arasında mutlak bir işbirliği gerekir. Anne veya babanın kızdığı bir davranışa diğeri “bırak çocuğun üstüne gitme...” gibi bir davranış sergilenirse, çocuk, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz ve ikilem içinde kalır. Aşırı inatlaştığı durumlarda da dikkatini başka tarafa çekmeye çalışınız. Eşler arasında biri birinize karşı tutumlarınızı gözden geçirerek çocuğun yanında inatlaşan bir konuma düşmeyiniz. Çocuğun örnek alacağı olumlu bir model olmaya çalışınız. Ayrıca, aile büyükleri çocuğun eğitimini anne ve babaya bırakmalı ve torununu koruma altına almaya çalışmamalıdır... Büyükanne ve büyükbabaların; “biz sizleri böyle mi büyüttük...” girişli cümlelerden sonra sıraladıkları öğüt ve öneriler oldukça sakıncalıdır... Onların da ailenin koyduğu kuralara uymaları ve yaklaşımlara saygı göstermeleri gerekir... Sakıncalı gördüğü bir husus varsa çocuğun yanında değil başka bir ortamda düşüncesini açıklamalı ve sonunda anne banın vardığı mutabakata uymalıdır... Çocuğa; isteklerini olumlu bir dille anlatması öğretilmeli ve haklı istekleri olanaklar ölçüsünde yerine getirilmelidir. Getirilemeyecek olanların sebepleri mutlaka açıklanmalıdır... Çocuk da diyor ki; “anlayışsızlıklarınız ve yanlış tutumlarınız yüzünden beni inatçı sanıyorsunuz...” Tabii olarak şunu söyleyebiliriz. Mesleki alanlarda evrensel kaliteden yoksunluk çektiğimiz ülkemizde en zor meslek de “Anne baba olma” mesleğidir. Her şeyin ilacı da sevgidir...
İsmail KARAYILAN


















