Şirince Ana Sayfa - Şirince Haber - Şirince Kart - İletişim

Açılış sayfanız yapın Sık kullanılanlara Ekle Bize Yazın Sitede Aratınız Sirince_TV İçimizi Acıtan 19 Gerçek! http://arsiv.sirince.net/images/on/10.png  Dayanışma için yıldıza tıklayınız. Devrimci Siteler i ziyaret et
Polis cinayetlerine son! 
Home Ana Sayfa Downloads Dosya İndir Downloads Forum Forums Radyo - Sohbet Sohbet Your Account Hesabm
Ana Menü
 Şirince Menü
 Tanışalım
 Şirince'den
 Oda TV'den 
 Şirince Damar
 Seçmeler
 Şirince Arşivi
 Devrimci Basın
 Bağlantılar
 Konuk Defteri
 Şirince'ye Yaz
 Hosting  
 Şirince Hosting
 Şiir
 Şiirler Anasayfa
 Şiir Ekle
 Bütün Şiirler
 Şair Listesi
 Şair Ekle
 Açıklamalar
 Yazarlar
 Alev Kutluözen
 Ali Solmaz
 Ayhan Tırıç
 Bülent Tekin
 Esen Yel
 İlhan Büyükcebeci
 İsmail Karayılan
 Mahmut Halil Can
 Mürüvvet Yılmaz
 Necmi Otçu
 Nurettin Kurtuluş
 Onur Çağlar
 Sibel Özbudun
 Tamer Uysal
 Temel Demirer
 Turgay Delibalta
 Turgay Usanmaz
 Yavuz Kalkan
 Okuyalım  
 Aşk / Sevgi
 Devrim Tarihi
 Eleştiriler
 Genel Kültür
 Efsaneler
 Sağlık
 Gülelim
 Kadın
 Haberler
 Kitap Tanıtımı
 Şirince'den
 Aşuremiz
 Ansiklopedi
 Eğlence
 Resim, Fotoğraf, E-Kart
 Ayrıntılı E-Kart Sitemiz
 Oyunlar
 Üyeler
 Hesabım
 Mesajlarım
 Üye Listesi
 Şirince Grup
 Paylaşalım
 Tavsiye Et
 MİNİ SOHBET
 İstatistikler
 En iyi 10
 Anketler
 Genel İst.

Şiirlerimizden
· yani sevdan hayata gülümsemek (9559)
· YÜREK ÇAĞRISI (6769)
· Bekle Beni (5744)
· Hasretinden Prangalar Eskittim (5516)
· UNUTMAK YOK (5469)
· Mezopotamya (5032)
· SİTEM (4935)
· Veda (4506)
· YÜREĞİN ÜŞÜDÜĞÜ GÜN (4499)
· HAYAT (4484)
· Beş Satırla (4384)
· AŞKLA SANA (4248)
· Şair İşçidir (4073)
· Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var (3930)
· DUVAR (3763)

Sitemizde toplam şiir:1632

Son eklenen ya da
son değişen şiirler
· Paramparça (88)
· MAHUR İZMİR (88)
· Öğretmenim (431)
· Biraz Şiir (556)
· Benim Sevdam (1218)
· Olsa(m) (992)
· SİZ AŞKTAN N'ANLARSINIZ BAYIM? (1315)
· Bazen (1050)
· Sokak Çocuğu (1037)
· Sen Gidersen (1299)
· Denizim (1174)
· onlar yarattı cehennemi (1266)
· kuş sesleri sevdanın habercisidir (1894)
· Cemal Süreya (1752)
· Çocuk ve Masal (1477)

Siteye toplam hit
Şu ana kadar
14239263
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Mart 2001

Müzik Dinle



Bağlantılar
Toplam Site: 196
Toplam Kategori:7
Toplam Ziyaret:98822

 İsmail Beşikçi..
 www.AhmetKayaFan.n..
 Kızıl Can Yıldız..
 Sol Yayınlar Onlin..
 Turkish Language L..
 Oyunlarla İngilizc..
 Türkçe Dersleri..
 Serkan Engin'e ait..
 Gnoxis..
 Toplum Düşmanı..
 TSİP..
 Evrim Teorisi..
 olhayat..
 Paylaşım Radyo..
 Ortak Paylaşım..

 usanmazlar.....
 'Yasak Site'..
 Kızıl Bayrak..
 --Ozan Rap--..
 ÖzgürOkul.Org..
 yeni özgür haber..
 Yürüyüş..
 Milliyet..
 Fanatik..
 Eski Şirince..
 Halkın Sesi TV..
 Alevi Forumu..
 Anarsi.org..
 Evrensel..
 Kürdistan Devrimci..

IP bilginiz
Merhaba, Misafir
ip: 54.196.42.146
ispniz: amazonaws.com
Server: compute-1

Site Analiz
Top-Ten Countries visiting Şirince Paylaşım

1 COM COM
2 unknown unknown
3 NET NET
4 Turkey Turkey
5 Germany Germany
6 Russian Federation Russian Federation
7 Netherlands Netherlands
8 Switzerland Switzerland
9 ORG ORG
10 Belgium Belgium

View MS-Analysis

Hava Tahmini
İstanbul Ankara
İzmir Antalya
Adana Bodrum

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”! (2)
Yazar: Temel DemirerII.2) BAŞKANLIK DAYATMASININ MAHİYETİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kaymakamlarla bir araya geldiği programda “Kaymakam ve vali yardımcısı kardeşlerime bir tavsiyem var. Şoförün yanına oturun ihtiyacı olanlara kapı kapı gezerek kömür dağıtın. Gıda yardımına ihtiyacı olana gıda dağıtın” derken;[114] AKP, 15 Temmuz sonrası diğer cemaatlerle ilişkiyi daha da sağlamlaştırmanın peşinde. Cemaat görüşmeleri başkanlığa giden yolda AKP için büyük önem taşıyor.[115]


Darbe girişimi sonrasında boşalan devlet kadroları yeni cemaat ve tarikat mensuplarıyla doldurulurken AKP, başkanlık sistemine giden yolda bu yapılarla daha etkin bir ilişki tesis etmek için kolları sıvadı. Diyanet İşleri Başkanlığı, cemaatlerle görüşmelere başladı[116] başlamasına da; referandumda “Hayır” diyeceğini belirten AKP’nin Ankara kurucu il başkanı, eski milletvekili Ersönmez Yarbay, “İslâm ülkelerinde biat kültürü nedeniyle başkanlık sisteminin kötü yürütüldüğünü düşünüyorum. Türkiye gibi ülkelerde yetki tekelleşmesi olmaması, yetkilerin olabildiğince paylaşılması lazım,”[117] ifadesiyle AKP saflarındaki soru(n)ların altını çiziyor.
Ancak bu soru(n)lara rağmen “reis”in komutu doğrultusundaki açıklamalarıyla AKP sözcülerinin, tek parti dönemi uygulamalarını örnek verirken, gönüllerinde yatanın bir karşı-tahakküm olduğunu gözler önüne seriyor.
Önerilen parti devleti sistemi, tek bir kişinin bir veya iki turda seçilmesine son tahlilde dayalı olacak. Böylece milliyetçi muhafazakâr tahakkümün kalıcı olacağını değerlendiriyor AKP yöneticileri. Bunu en açık biçimde Bekir Bozdağ dile getirdi. “Artık marjinal ve radikal söylemlerle iktidar yolu açılmayacak, herkesi merkeze doğru çekecek” dedikten sonra, bugün milliyetçi-mukaddesatçı koalisyonunun iktidarda bin yıl kalma güvencesi olarak gördüğü esas nedeni dile getirdi: “Muhafazakâr kesim, bundan sonra, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde belirleyici olacaktır. Onlarla kavga edenin Türkiye’de iktidar olma şansı olmaz.”
Önerilen başkanlık sisteminin 1808’de Sened-i İttifak’la başlayan bürokratik egemenliği iki yüz yıl sonra alaşağı edip bu işgalin hesabını soracağını ilan eden AKP milletvekili Metin Külünk’ün söyledikleri de Bekir Bozdağ’ın görüşünü netleştiriyor. Bu görüş, Türkiye’de kendini muhafazakâr olarak nitelendiren milliyetçi-mukaddesatçı kitlenin sosyolojik olarak her durumda çoğunluğa sahip olduğu inancına dayanıyor. Gerçekten de kökleri epey eskilere giden günümüzün üç büyük toplumsal çatışma alanında milliyetçi-mukaddesatçı kanat çoğunluğa sahip olmanın güvencesi içinde, sandıktan çıkmanın yeterli olduğu çoğunlukçuluğu savunuyor ve hep kendinden olacağına inandığı bir Şef’in tahakkümünü arzuluyor.[118]
Bu tahakküm arzusuna MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin verdiği “tarihi değiştirecek” adım devlet yönetiminde ikinci milat... “Yeni Türkiye” söylemi bu kez gerçekle örtüşüyor.
Ancak burada kaydedilmesi gereken Bahçeli’nin nerden nereye, ne için geldiği, gelmiş olabileceğidir.

DEVLET BAHÇELİ’NİN BAŞKANLIK İÇİN DEDİKLERİ[119]
9 Ocak 2015 “Sistem değişmelidir diyenler halt etmiştir…”
30 Ocak 2015 “Oturmuş ve yerleşmiş parlamenter sistemi yıkmak ve başkanlık kılıfı ile diktatörlüğe geçmek yenilikse, bırakın eskide kalalım…”
9 Mayıs 2015 “Erdoğan Meclis’i kendi kontrolüne alarak, denge, denetim ve fren sistemi olmayan bir tek adam diktatörlüğüne, tahtsız ve taçsız bir sultanlığa koşmaktadır…”
15 Ağustos 2015 “Yönetim bir tek kişinin elinde kaldıysa vah hâlimize. Bizim yerli üretim Hitlerlere, Stalinlere, Kaddafilere tahammülümüz yoktur, olamaz da…”

Tüm bunların ışığında uluslararası hukuk uzmanı Ece Güner Toprak’ın, “AKP’nin önerdiğinin başkanlık sisteminin demokratik örneği yok,”[120] notunu düştüğü; “Dikta’nın Resmi”[121] diye betimlenen başkanlık ile yasama yürütmeye zinhar karışamayacakken; Cumhurbaşkanı seçilen ekibini kuracak, sorgusuz sualsiz beş yıl ülkeyi yönetecek!
Bu durumda “Neden Başkanlık?” sorusuna Nuray Mert, “Öyle bir düzen kurmak istiyorlar ki, hiçbir şey onları kendi gerçekleri ile yüzleştirmesin,” yanıtını veriyorken;[122] Atilla Özsever de, “Başkanlık zorunlu tahakküm rejimi”[123] saptamasının altını çiziyor.
Konuya ilişkin olarak Avrupa siyasetinin iki etkin ismi Hannes Swoboda, başkanlık sistemine geçişin hiç de sağlıklı sonuçlar doğurmayacağını belirtip; Kati Piri de hukukun üstünlüğü ilkesinin daha da zayıflayacağını vurgularken;[124] CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce de ekliyor: “Bu Cumhurbaşkanlığı değil tekbaş sistemidir.”[125]
“Başkanlık, bir sıfır toplam oyunudur. Sorunların sebebinde bu vardır,” diyen siyaset bilimci Juan Linz, ‘Başkanlık Sisteminin Başarısızlığı’ başlıklı yapıtında, başkanlık yönetim tarzının özellikle kutuplaşmış toplumlarda hastalıklı sonuçlara yol açtığını anlatır.
“Başkanlık sistemi” üzerinde yapılmış en ayrıntılı analizle tanınan Linz; “Çünkü başkanlıkta kazanan parsayı toplar” der ve ekler: “Kutuplaşma bilenir ve (dolayısıyla) meşruiyet gölgelenir. Başkanın 4-5 yıl için seçildiğini düşünün. (Karşıt) tarafların tabanları arasındaki sertleşme ve gerilimi, bu dönemde düşürecek bir mekanizma yoktur. Yenilen taraf 4-5 yıl bekleyecektir. Gerilim tırmanır!”[126]
Kolay mı? Her şey eski Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Fazıl Sağlam’ın, “Anayasa değişikliğinin temel özelliği, yürütme-yasama ve yargıyı, bir siyasi parti önderinin kişisel tercihlerine terk etmektir. Güçlerin yürütmede toplanması, yönetimi demokratik olmaktan çıkarır” vurgusuyla eklediği üzeredir:
“Cumhurbaşkanlığı sistemi gibi yapay terim seçilmiş. Türkiye’deki güncel gelişmeleri karşılayacak bir terim aranıyorsa, gerçeğe en uygun olanı ‘Reislik sistemi’ olmalı.”[127]

II.3) REFERANDUM ZORLAMASI

Ülkeye, fiili olarak dayatılmış bir tek adam rejimini yasallaştırmak için referanduma gidiyoruz. Sünnî Başbakan, “Evet” oyunu arttırmak için şamanist, hatta satanist el hareketleri yapabiliyor…
Peki, bu anayasaya “Evet” dememizi isteyen siyasal İslâm, AKP ve Saray, karşılığında ne vaat ediyor? Ekonomik refah, özgürlük, demokrasi mi? AKP’nin liderine göre, esas mesele kesinlikle bunlar değil, “Türkiye’nin, Türk milletinin asırlardır süren beka sorunudur”. Asırlar öncesine giden bir “beka sorunu” söz konusu olunca da bir ortaçağ nostaljisi, monarşi hevesi canlanıyor.
“Evet” oyunun, eğer çıkarsa, en fazla yüzde 50’lerde kalacağı bir referandum böyle tanımlandığında, “Hayır” diyenler, seçmenin yarısına yakını, ülkenin bekasına karşı çıkan “vatan hainleri” oluyorlar. “Hayır” diyenleri, “PKK, HDP, CHP, FETÖ, DHKP-C, IŞİD” çorbası olarak sunan İslâmcı kafa, absürt duruma bir de grotesk bir boyut ekliyor.
Eğer “Hayır”cılar böyleyse, “Evet” çıkarsa, bundan sonra rahat ve huzur için, 200 yıl sonra yeniden ele geçirdikleri ülkenin bekası için, hainleri cezalandırmak, hatta hainlerden kurtulmak gerekecektir.[128] Yok “Hayır” çıkarsa, hainlerin ülkeyi yıkıma sürüklemesini önlemek için bir iç savaşa hazır olmak gerekecektir.
Referandumda “Evet” çıkmasını isteyen, bunu bir beka sorunu olarak görenlerin kontrol ettiği bir OHAL altına giriyoruz. Diğer bir deyişle, kanun kuvvetinde kararname çıkartma yetkisi, polisi harekete geçirme, “Hayır”cı “hainleri” susturma, etkisizleştirme gücü, “Evet”i ülkenin beka sorunu olarak görenlerin elinde. OHAL nedeniyle toplanmak, afiş asmak, broşür dağıtmak, yürüyüş yapmak da yasak. Kısacası neden “Hayır” demek gerektiğini anlatmak yasak.
OHAL, “Allah’ın lütfû” olan, belki de bu yüzden hâlâ esrarını korumaya devam eden bir darbe girişiminin ardından ilan edildi. OHAL uygulamalarıyla yaklaşık 130 bin kişi işinden atıldı, demek ki en az 400-500 bin kişi mağdur edildi; yaklaşık 92 bin kişi tutuklandı, 45 bin kişi gözaltında; 7 bin 316 akademisyen işinden atıldı, 4 bin savcı ve hâkim meslekten ihraç edildi, 149 medya organı kapatıldı, 162 gazeteci tutuklandı. AKP önderliğindeki siyasal İslâm daha şimdiden, bürokrasinin, eğitim kurumlarının içini temizlemeye, potansiyel “Hayır”cıları cezalandırmaya, sokaklarda da güvenlik güçleri, kimi yerde de siyasal İslâmın taraftarları, “Hayır”cılara saldırmaya başladı bile.
Ancak belli ki bunlar yeterli değil. Kimi AKP’liler bir iç savaşa hazırlanmaktan söz ediyor, kimi belediyeler zabıtayı silahlandırıyor, siyasal İslâmın liderinin dünürü, örgüt kurup silahlanıyor, sokaklarda “Halk Özel Harekât” yaftalı milis heveslileri dolaşmaya başlıyor.
Büyük sermayenin bir sözcüsü, “Evet” için yapılan popülist harcamalar, “Referandumdan sonra halka büyük bir fatura yükleyecek,” diyor. Bu sırada, ekonomi nereden geldiği belli olmayan dolarlarla ayakta kalmaya çalışıyor. Yalanlanmayan söylentilere göre iki belediye başkanına, yurtdışından toplam bir milyar doları ülkeye getirmesini “rica eden” MİT bu parayı nereden buldunuz diye sormuyor. Peki, “büyük sermaye” bu absürt durumlara ne diyor?
Bir iktidarın bekası sorunu, ülkenin bekası olarak satılırken bu referandum Münih Güvenlik Konferansı’nda, 2017’de dünya düzenine yönelik 10 güvenlik tehdidinden biri olarak betimleniyor.[129]
Tam da bunun için Başbakan Binali Yıldırım’ın, “Artık her şey cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle değişmiştir. Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu doğmuştur. İşte bu durumun sistemdeki bu kargaşanın ortadan kalkmasını istiyoruz... Bunun yolu da mevcut durumu anayasadaki durumla uygun hâle getirmek,”[130] söylemiyle “gerekçe”lendirmeye kalkıştığı referandumla coğrafyamız bir yol ayrımındadır.
16 Nisan’da gerçekleştirilecek referandum öncesinde toplumun büyük çoğunluğu kritik durumun farkına vardı. Buna göre davranmaya başladı: Parlamenter sistem savunusundan otoriteryanizme itiraza, yaşam tarzına yönelik müdahalelerden cumhuriyet ve laikliği müdafaaya, emeğe yönelik sistematik baskının artışından devlet kurumlarının arpalığa dönüştürülmesine geniş bir gerekçe kümesi ile “Hayır” diyeceğini belirtiyor.
2017 referandumunun, anayasa maddelerinin niteliği ve olağanüstü hâl koşullarında gerçekleşecek olması nedeniyle 2007 ve 2010 Referandumlarına benzemeyeceği ortada. Yani 15 Temmuz sonrasının özgül koşullarına uygun özgül bir referandum söz konusu. Ve bu referandum sistem-içi düzenlemelerin ötesinde sistemi dönüştürecek bir eşik niteliğindedir…
Korkut Boratav’ın belirttiği üzere “Evet” çıkması hâlinde, “Başkanlık rejimine geçtiği andan itibaren faşizme geçiş tamamlanmış” olacaktır. Kitabi dille ifade edersek, diktatörlük yerleşik hâle gelecek, konsolidasyon evresi olarak adlandırılan “gerçek faşizm” dönemi başlayacaktır: İktidar bloğundaki ve toplumdaki sınıfsal temsillerde asimetri artacaktır.[131]

III. AYRIM: 16 NİSAN’IN SORU(N)LARI

HDP’li Hüda Kaya’nın, “Referandum ile resmileştirmedikleri tek şey sultanlıktır, hilafettir,”[132] diye betimlediği 16 Nisan referandumu[133] ile getirilmek istenen tekçilik rejimine karşı ilk mücadele ve kazanımlar 800 yıl öncesine, 1215’de İngiliz kralının yetkilerini sınırlandıran ‘Magna Carta (Büyük Ferman)’ya kadar gidiyor. Parlamenter sistemin geçmişi de XVII. yüzyıla -İngiliz Burjuva Devrimi’ne- uzanıyor. Parlamentonun tüm toplum kesimlerini kapsamasında en önemli rol ise hiç kuşkusuz XIX. yüzyıl boyunca mücadele eden işçi sınıfına ait.
Dünyadaki gelişmeler, gecikmeyle de olsa, Osmanlıya da yansıyor. 1839 Tanzimat Fermanı’ndan itibaren padişahın yetkilerini sınırlandıran, temel hak ve özgürlüklerde bir takım gelişmelerin sağlandığı düzenlemeler yapılıyor. 1876’da kabul edilen ilk Anayasa (Kanuni Esasi)’ye göre 1877’de ilk kez parlamento (Meclis-i Mebusan) oluşuyor.
Gerçi bu parlamento çok kısa bir süre sonra (Bugünlerde AKP çevrelerinin yerlere göklere sığdıramadıkları) II. Abdülhamid tarafından kapatılıyor ve ancak 30 yıl sonra açılabiliyor ama olsun, bu bir başlangıçtır. Dolayısıyla 16 Nisan referandumu, Osmanlı tarihi üzerinden bile baksanız Türkiye’de demokrasiyi 150 yıldan daha da geriye götürme girişimi oluyor.[134]

III.1) TEHDİT(LER), OYUN(LAR)

AKP tabanındaki yaygın bir görüş, “İktidarı ele geçirdik. Artık bir daha bırakmayız, bırakmamalıyız, asla kaybetmemeliyiz iktidarı... Üstelik akademik kılıklı bir ülke ve millet düşmanı, iktidar için ülkeyi yakıp yıkmaya hazır bir katil ruhlu, referandumu kaybedersek silahlı iç savaşa hazırlansın herkes,”[135] merkezindeyken; Erdoğan ile AKP’li şürekasının “Hayır”a tahammülü yok
Bu doğrultuda “darbe girişiminde halkı kısa sürede sokağa dökmek” amaçlı grubun 2017’nin ocak ayındaki ilk toplantısında Cumhurbaşkanı’nın dünürü Orhan Uzuner’in, gerekli cihazları aldıklarını dile getirerek, “En küçük cihazımız düdük. Arabamda megafon var. Gerektiği zaman kullanacağımız silah var. Böyle hazırlıkları yapmamız lazım. Liderimiz Cumhurbaşkanı Erdoğan etrafında kenetlendik,” ifadelerini kullandı.
‘Kardeş Kal Türkiye’ adını taşıyan grup Uzuner liderliğinde, anlık iletişim için WhatsApp grupları oluşturuyor, her ilçede telsiz sistemleri kuruyor, radyo yayını yapabilmek için şirket kuruyor. Grup, Sağlık Bakanlığı sertifikalı ilkyardım, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü sertifikalı insansız hava aracı-drone kullanım eğitimleri alıyorken;[136] tehditkâr paramiliter özellikler taşıyor.

“HAYIR” DİYENLERİN HÂLİ
“Hayır” kampanyası yürüten 115 kişi gözaltına alındı.
Afiş asan 5 kişi idari para cezasına çarptırıldı.
Anayasa Görüşmeleri’nin başladığı gün, Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği Platformu’nun TBMM önünde yapacağı basın açıklaması polis tarafından engellenirken aralarında milletvekillerinin de bulunduğu kitleye plastik mermi ve basınçlı suyla saldırı yapıldı.
Ankara Valiliği “güvenlik gerekçesiyle” her türlü gösterinin yasaklandığını duyurdu.
İstanbul Beşiktaş-Kadıköy vapurunda “Başkanlığa Hayır” şarkısı söyleyen gençlerin gözaltına alınmasını halk engelledi.
Kamu-Sen Genel Merkezi’ne 25 kişilik bir grup saldırdı. Baskını yapanlar Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’un istifasını istedi.
Meclis’te teklifin kabul edilmesinin ardından İstanbul Maltepe’de ‘Hayır’ çalışması yapan gençlere AKP’liler silahla saldırdı. Bir kişi yaralandı.
Suç örgütü lideri Sedat Peker “Hayır” diyenleri tehdit etti: “Sokağa çıkan olursa onları sokakta bekliyor olacağız!”
Misvak Dergisi, yayımladığı bir karikatürde “Hayır” diyenleri “şeytan” olarak çizdi.
Başbakan Yıldırım, “Hayır” diyenleri “teröre destek vermekle” suçladı.
Sabahattin Önkibar’ın “Devlet Bahçeli ve MHP İçin Her Şey” kitabının toplatılmasının ardından Gazeteci İrfan Değirmenci “Hayır” dediği için Kanal D’den atıldı.
“Hayır”cı Türk-Büro-Sen Başkanı Fahrettin Yokuş’a silahlı saldırı yapıldı.
Meral Akşener’in Çanakkale’de yapacağı programda salonun elektrikleri kesildi, salona polis girdi. Akşener konuşmasını megafon ve telefon ışıklarıyla yaptı.
‘Posta’ gazetesinde çalışan Hakan Çelenk, “Hayır” dediği için kovuldu.
Erdoğan “Hayır” diyenlere yönelik “Şerre rıza şerdir” ifadelerini kullandı.
Dıgıtürk gerekçesiz bir biçimde film arşivinden “NO” filmini kaldırdı.
Erdoğan, anayasa değişikliğine karşı çıkanlara “gafiller” dedi.
Süheyl Batum, “Hayır” gezilerine katıldığı için Bahçeşehir Üniversitesi’nden atıldı.
‘Akit’ gazetesi yazarı eski milletvekili Şevki Yılmaz Akit TV’de “16 Nisan’ın zaferle çıkacağına dair Hadis-i Şerif var” ifadelerini kullandı.
Ümraniye’de “Hayır” çalışması yürüten Haziran Hareketi üyelerinden biri bıçaklandı.
Kocaeli Belediyesi su faturalarındaki “su kayıp kaçağına HAYIR” yazısını kaldırdı.
Erdoğan “Hayır’ın gideceği yer Kandil, hayır eşittir çukurdur” dedi.
CHP’li İlhan Cihaner’in İstanbul Kültür Üniversitesi’nde katılacağı anayasa paneli üniversite yönetimi tarafından yasaklandı.
Esenler Belediyesi, CHP’nin referandum için hazırladığı araçları engelledi.
Sinan Oğan’a konferans sırasında “Hareketin lideri Devlet Bahçeli” sloganı atan bir grup tarafından saldırı oldu.
KTÜ İnşaat Mühendisliği kantininde “Üniversite başkanlığa Hayır diyor” afişleri asan öğrencilere saldırı oldu, bir öğrencinin burnu kırıldı.
Metin Feyzioğlu’nun Malatya’da katılacağı “Hayır” paneli için ADD’ye yer verilmedi.
‘Yeni Şafak’ gazetesinin ilahiyatçı yazarı Hayrettin Karaman “Hayır” diyenleri İslâm karşıtlığı ile suçladı.

Hızla birkaç veriyi sıralayalım:
• Mersin’de AKP Anamur Gençlik Kolları Başkanı Hasan Baki, “Tarih yazılıyor. Aydınlık, Batı özentili devrim değil, İslâm davası devrimidir bu,”[137] açıklaması yaptı.
• AKP Soma İlçe Gençlik Kolları tarafından Belediye Düğün Salonunda 13 Şubat 2017 tarihinde düzenlenen konferansta konuşan AKP Manisa İl Başkan Yardımcısı Ozan Erdem, “Bu referandum oylamasında yüzde elliyi geçemezsek iç savaşa hazır olun,” dedi.[138]
• Düzce’de, ellerinde tabanca ile çektirdikleri fotoğrafı, “Başkanlık sistemine hayır diyenleri tıpkı 15 Temmuz gibi sokaklarda bekliyor olacağız,” notuyla Facebook’ta paylaşan 19 yaşındaki S.A. ve 17 yaşındaki G.E., nöbetçi mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.[139]
• Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekili Cevdet Kayafoğlu, Twitter hesabından referandumla ilgili olarak, “PKK anayasa referandumunda ‘hayır’ çağrısı yapmış. Sandıkta ‘hayır’ diyecek olanlar PKK ile aynı muameleyi göze alıyorlar demektir. Küsmece yok. Vereceğiniz oy, aynı zamanda PKK’ya destek oyudur. Haberim yoktu demeyin,”[140] diye konuştu.
• CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke’ye, 21 Şubat 2017 gecesi CNN Türk’te katıldığı televizyon yayını sırasında kanalı arayan bir kişi tarafından, “Yaşamına son verilecek, evine gidemeyecek” tehdidinde bulunuldu.[141]
İlave bir şey daha: OHAL koşulları ve AKP’nin malum tasallutu altındaki 16 Nisan referandumundaki soru(n)lardan birisi de, seçmen listelerinde yaşanan karmaşa ve Suriyeliler ile ilgili yeni kayıtlardır!
Bir önceki seçim kütüklerinde isimleri olmayan Suriyelilerin, askıya çıkan yeni kütüklerde isimlerinin yer alması manipülasyon iddialarının yoğunlaşırken; Referandum İl Koordinasyonu’nun çalışmaları hakkında bilgi veren DBP Diyarbakır İl Eşbaşkanı Zeki Baran, Suriyelilerin seçmen kütüklerinde gösterildiğini belirterek “Özellikle olmayan adreslerde, olmayan hanelerde gösteriliyor,” dedi.[142]
Bu doğrultuda Diyarbakır Sur’da mahalle muhtarlıklarına gönderilen seçmen listelerinde Suriyelilerin yoğun bir şekilde bulunması dikkat çekti. 16 Nisan’da yapılacak anayasa değişikliği referandumu için Diyarbakır İl Seçim Kurulu Başkanlığı’nın hazırladığı seçmen listeleri muhtarlıklarda askıya çıktı. 6 mahallesinde 17 aydır “sokağa çıkma yasağı”nın olduğu Sur’da, yasağın bulunmadığı Alipaşa, Melikahmet, İskenderpaşa, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Lalebey, Abdal Dede, Cami Kebir, Cami Nebi mahalle muhtarlıklarına gönderilen listede Suriyeliler göze çarpıyor.[143]
Bu doğrultuda ‘Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği’nin, sokağa çıkma yasaklarının sık yaşandığı bölgenin 16 il ve ilçesinde seçmen değişimiyle ilgili olarak hazırladığı rapora göre, seçmen sayısı en çok Şırnak, Nusaybin, Yüksekova ve Sur’da düştü.[144]

ŞIRNAK, CİZRE, SİLOPİ, İDİL, BEYTÜŞŞEBAP, SUR, SİLVAN, BİSMİL, DİCLE, LİCE, NUSAYBİN, DARGEÇİT, DERİK, YÜKSEKOVA, ŞEMDİNLİ VE VARTO’DAKİ
7 HAZİRAN, 1 KASIM VE OCAK 2017 SEÇMEN LİSTESİNDEKİ DEĞİŞİMLER
YER 7 HAZİRAN’DA SEÇMEN SAYISI 1 KASIM’DA SEÇMEN SAYISI OCAK 2017 OCAK-KASIM ARASI
Silopi 59 bin 317 59 bin 393 62 bin 978 3 bin 585 seçmen arttı
Bismil 62 bin 978 63 bin 452 65 bin 608 2 bin 156 seçmen arttı
Dicle 22 bin 221 22 bin 171 22 bin 632 461 seçmen arttı
İdil 36 bin 405 34 bin 780 36 bin 405 bin 625 seçmen arttı
Lice 16 bin 33 15 bin 823 15 bin 879 56 seçmen arttı
Dargeçit 15 bin 21 15 bin 74 15 bin 409 335 seçmen arttı
Derik 33 bin 197 33 bin 376 33 bin 611 235 seçmen arttı
Cizre 67 bin175 66 bin 297 68 bin 564 2 bin 267 seçmen arttı
Silvan 47 bin 676 47 bin 748 47 bin 879 131 seçmen arttı
Beytüşşebap 9 bin 723 9 bin 850 9 bin 626 224 seçmen azaldı
Varto 19 bin 439 19 bin 239 19 bin 178 kişi 61 seçmen azaldı
Şemdinli 31 bin 860 32 bin 471 32 bin 409 62 seçmen azaldı
Sur 69 bin 397 68 bin 532 67 bin 594 938 seçmen azaldı
Yüksekova 68 bin 157 69 bin 331 67 bin 347 bin 984 seçmen azaldı
Şırnak kent merkezi 46 bin 706 46 bin 710 42 bin 696 4 bin 14 seçmen azaldı
Nusaybin 64 bin 565 65 bin 158 58 bin 918 6 bin 240 seçmen azaldı

Eski hakem Selçuk Dereli’nin, Arda, Burak ve Rıdvan Dilmen’in baskı nedeniyle “Evet” kampanyasına destek verdiklerini[145] açıkladığı tehditler ve oyunlar karşısında yapılması gereken Charles Bukowski’nin, “Yekê pêwîstîya ku dêbikin ji we re bibêje be, tê bêjtina ku we wenda ki/ Biri size ne yapmanız gerektiğini söylüyorsa, kaybettiniz demektir,” sözünde somutlanan iradenin tutumundan başka bir şey değildir.

III.2) “HAYIR”(IMIZ)IN ANLAMI VE TUTUM(UMUZ)

Tam da bu noktada, “Hayır”(ımız)ın anlamı ve tutum(umuz)un netleştirilmesi gerekiyor.
Siz bakmayın; “En başta senin ‘Hayır’ın benim ‘Hayır’ım gibi ayırımlara gitmenin yanlışlığını söylemek durumundayım. Önümüzdeki referandum, bir seçim değil; o veya bu partinin, o veya bu kesimin kendini öne çıkaracağı bir durum yok; bunun bir yararı da yok,”[146] diyen Meryem Koray’ın toptancı kolaycılığına!
Meral Akşener ile bizim “Hayır”ımız arasında bir “ayırım” olmaması mümkün mü? Bunun neresi “yanlış” olabilir ki?!
Bir de şu ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş’ın, “Referandum bir memleket meselesi”;[147] EMEP MYK Üyesi Levent Tüzel’in, “Bu bir parti meselesi değil, Türkiye’nin meselesidir”;[148] DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun, “Bu kez mesele memleket meselesi,”[149] ifadelerindeki soru(n) var: “Memleket meselesi” söylencesi gibi! Ezilenler açısından hiçbir şey “memleket” kavramı kadar müphem bir genelleme değildir…
Açıkça belirtmeliyim: Başbakan Yıldırım’ın, “Kim ‘Hayır’ diyor? PKK’nın sözde üst düzey yöneticileri, FET֒nün kaçak terörist sürüsü. Başka kim ‘Hayır’ kampanyası yapıyor? CHP ve HDP. Belli ki CHP, sırtını terör örgütüne yaslamış HDP’nin kayığına binmiş vaziyette. Ne diyelim onlar için hayırlı olsun,” deyişindeki[150] toptancı genelleme ne kadar zorlama ise, “ayırımsız Hayır” ile “memleket meselesi” de o kadar anlamsızdır.
Bir diğer anlamsızlık da Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, “Anti Erdoğancılık kazandırmıyor,”[151] fetvasıdır.
“Hayır”(ımız)ın niteliği ve neleri karşısına aldığı çok önemlidir. Çünkü “Hayır” için yürürken, “Hayır” sonrasına hazırlanmak devrimci öncüyü diğerlerinden ayıran en önemli özelliktir[152] de ondan!
“Hayır”(lar)ımız elbette farklıdır; farklı olacaktır![153]
Tıpkı “Bizim ‘Hayır’ CHP’den farklı” diyen HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım’ın altını çizdiği gibi: “Biz ‘Hayır’ diyoruz. Ama ‘Hayır’ı CHP gibi kurgulamıyoruz. CHP sıkı sıkıya 100 yıllık statükoya sarılmış ‘aman bu statüko değişmesin’ diyor… Biz, ne CHP’nin sarılıp kaldığı 100 yıllık statükoyu ne de AKP ve MHP’nin ülkeyi Osmanlı ‘tek adamcılığına’ götürecek mevcut Anayasa paketini kabul ediyoruz. Değiştirmek isteyenler halka, ‘sistem tıkanmış, çürümüştür, devlet yapısı işlemez hâle geldi, yenilik arıyoruz’ diyor.”[154]
Ayrıca HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç da “Hayır”larının sebeplerini şöyle sıralıyor: “…‘Hayır’ iktidarlara karşı halk var demektir... ‘Hayır’ emeğin hakkını kazanmaktır... ‘Hayır’ kadın özgürlüğü mücadelesini büyütmektir... ‘Hayır’ demokrasiyi geliştirmektir... ‘Hayır’ kalıcı OHAL düzenine son demektir... ‘Hayır’ eşit yurttaşlık demektir... ‘Hayır’ inançlara özgürlük demektir... ‘Hayır’ yaşam ve doğa alanlarının tahrip edilmesine dur demektir... ‘Hayır’ ben, sen değil; biz demektir... ‘Hayır’ hayattır... Bizler, herkes için ‘Hayır’ diyoruz... ”[155]
Tekrarlıyorum: “Hayır”(lar)ımız elbette farklıdır; farklı olacaktır!
CHP’nin eski genel başkanı ve Antalya vekili Deniz Baykal, “Hayır kampanyası milli bir harekettir,”[156] diye haykırdığı tabloda, nasıl olmasın ki?
Bu kadar da değil!
Meral Akşener’ci, Doğu Perinçek’çi “Hayır”larla birlikte; “Şimdi tarihe yeni ve şanlı bir sayfa ekleme sırası sana geldi. Her şeyimizi, hatta aldığımız nefesi bile borçlu olduğumuz Atatürk’ün eşsiz emaneti Cumhuriyet’e ve onunla özdeşleşen laik, demokratik parlamenter sisteme sahip çıkma kararlılığın nedeniyle seni yürekten kutluyorum… Unutma ki, vereceğin ‘Hayır’ oyu, şimdiye kadar kullandığın tüm oylardan çok daha önemli ve değerli,”[157] diyen Uğur Dündar’ların…
“Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla kazanılmış, tam bağımsızlık, özgürlük, ulusal egemenlik ve çağdaşlık amaçlarına ulaşmayı varlık nedeni saymış cumhuriyeti sözde bırakarak, devleti bir kişinin tekeline verip ülkeyi karanlığa sürükleyecek, ulusu sorunlar ve yitikler içine atacak Anayasa değişikliğine milyonlarca kez ‘Hayır’!,”[158] haykırışıyla Yekta Güngör Özden’lerin….
“Evet-Hayır; Damat Ferit ile İzmir’de ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin arasındadır… Evet-Hayır; padişahlık ile cumhuriyet arasındadır… Evet-Hayır; Derviş Mehmet ile Kubilay arasındadır… Evet-Hayır; Sevr ile Lozan arasındadır… Sıradan bir ‘Evet-Hayır’ değildir bu,”[159] diye konuşan Bekir Coşkun’ların ulusalcı söylemlerine de “Hayır” dememek mümkün mü?
Coğrafyamızda T.“C” “fabrika ayarları”nın sabitliğinden bi-haber -bir zamanlar!- AKP’yi göklere çıkartan[160] ve şimdilerde de, “Türkiye’de siyasi dengelerin değişebilmesi için, ‘Merak etmeyin, güvenin bize, basın ‘Hayır’ı’ diye kadrosuyla, kişiliğiyle, ‘yönetime talip’ olduğu izlenimini veren birileri lazım,”[161] diyerek “kişi kültüne” övgüler düzen Aslı Aydıntaşbaş ve öteki “yetmez ama evet”çi liberaller de bizim “Hayır”ımız elbette farklıdır, farklı kalacaktır!
Bir an anımsayın: Bundan önceki anayasa referandumunun “Evet” kampanyasını Hakan Şükür başlatmıştı, “Ülkemizin geleceği için ‘Evet’ diyorum” demişti. Şu anda “terörist” olarak aranıyor, yurtdışına kaçmak zorunda kaldı, babasını bile tutukladılar, malına mülküne el kondu…
Nazlı Ilıcak “Evet”in en büyük destekçisiydi, “Tahakküm edici havadan kurtulmak için evet diyeceğim” diyordu. Şu anda hapiste…
Ahmet Altan ‘Evet’ başlıklı makale yazmıştı, “Evet çıkmasını ümitle bekliyorum, çünkü bu ‘Evet’, zalim bir sistemin temeline şahmerdan gibi vurup, o temeli kıracak,” diyordu. O da şu an hapiste...
Mehmet Altan “Hayır” diyenleri ayıplıyordu, “Toplum ikiye ayrılmış, ‘Evet’ mi diyeceğiz, ‘Hayır’ mı diyeceğiz, ayıp bir şey, bu anayasanın bugüne kadar değiştirilmediğine isyan etmeliyiz,” diyordu. Şu anda hapiste…
Şahin Alpay “Bin kere ‘Evet’ diyorum” diyordu. Şu anda hapiste.
Ali Bulaç “Hayır diyenler aslında askeri darbeye ‘Evet’ demiş olurlar, demokrasi adına ‘Evet’…” diyordu. Şu anda hapiste.
Hasan Cemal de “Evet” demeyi tarihi bir fırsat olarak görüyordu, “Referandum Türkiye için tarihi bir fırsat, hukukun üstünlüğü için tarihi bir fırsat, bu nedenle referandum sürecinin başından beri ‘Evet’i savunuyorum,” diyordu. İşinden atıldı, herhangi bir gazetede yazmasına izin verilmiyor…
Mümtazer Türköne “Hayır” diyenleri darbe yanlısı olmakla suçluyordu, “Bu berbat statükoyu tarihin çöp sepetine atmakta geç bile kaldık,” diyordu. Şu anda hapiste…
Baskın Oran, göğsünde “Yetmez ama evet” yazılı tişört giyiyordu, sokakta bu tişörtle dolaşıyordu, “Ne kadar değişse o kadar sevaptır” diyordu, “Erdoğan demokrasi kahramanı” diyordu. Şimdi aynı Baskın Oran “Türkiye yönetilemiyor, hayatımda Türkiye’nin bu kadar bataklığa girdiği bir dönemi görmedim,” diyor…
Cengiz Çandar “Türkiye’nin önü açılıyor, hukukun üstünlüğüne ‘Evet’ demekten başka yol var mı?” diyordu. İşten atıldı. Şimdi “Pişman mısın dersen, pişmanım, daha uyanık davranmalıydık,” diyor…
Bülent Arınç “Hayır diyenlere acıyorum” diyordu, “Kurban olduğum Allah verdikçe veriyor” diyordu. Şimdi aynı Bülent Arınç’ı boş süt şişesi gibi kapının önüne koydular, Erdoğan telefonuna bile çıkmıyor, yandaş medyada “Manisalı Lawrence” deniyor…
Ertuğrul Günay o zamanlar bakandı, “Hayır demek, bilerek veya bilmeyerek darbeci zihniyetle işbirliği yapmak demektir” diyordu. Kapının önüne kondu, şimdi “Ülke ateşler içinde” diyor…
Orhan Pamuk “Evet diyeceğim, darbecilerle hesaplaşmanın yolu açılıyor, AKP Türkiye’yi çok iyi yönetiyor,” diyordu. Şimdi aynı Orhan Pamuk “İnsan hakları her gün ihlâl ediliyor, otoriter askerlerin yerini otoriter ve İslâmcı hükümet aldı,” diyor…
Aydın Engin “Harbiden ‘Evet’ dedim, duraksamadan ‘Evet’ dedim, ülke demokrasisine çok yararlı olduğuna kanaat getirdim, hiçbir kuvvet beni evet demekten alıkoyamazdı, alıkoyamadı,” diyordu. Tutuklandı, birlikte çalıştığı ‘Cumhuriyet’ gazetesinin yazarları şu anda hapiste…
Adalet Ağaoğlu sadece “Evet” demekle kalmıyor, açık çek veriyordu, “Evet diyerek hakkımızı arama hakkını elde ediyoruz, ‘Yetmez ama evet’ diyorum, atılan her adıma ‘Evet’ diyorum,” diyordu. Şimdi “Evet dediğim için çok pişmanım, enayilik etmişim, bunlara kandığım için hâlâ başımı duvarlara vuruyorum,” diyor…
Sezen Aksu “Tabii ki ‘Evet’ diyeceğim, ‘Evet’ demeye devam edeceğim,” diyordu. Sonradan AKP’nin işine gelmeyen laflar söyleyince yandaş medyada linç edildi, “Kart Serçe” manşeti atıldı…
Cemil İpekçi “Evet diyorum, buna ‘Hayır’ diyenlerin çoğunluğu eski diktanın, eski despotluğun sürmesini isteyenlerdir, hakiki kitap okumuşsanız buna ‘Hayır’ demeniz mümkün değil,” diyordu. Şimdi ise “Yetmez ama evet derken sanatçı olmamın hayaline kapılmışım, demokrasi diyorlar, bunun neresi demokrasi anlamadım, güzelim ülkemize yazık oluyor, bir daha AKP’ye oy yok,” diyor…
Fethullah Gülen’e “Büyük Vizyoner” diyen Sinan Çetin “Bir daha darbe olmamasını garanti altına almak adına ‘Evet’!,” diyordu…[162]
Bunları nasıl unuturuz, unut-MUŞ gibi yapabiliriz? Elbette “Hayır”!
“Tutum(umuz) ne” mi?
“Bizim seçeneğimiz hayır ya da evet seçeneklerinden biri değildir. Bizim seçeneğimiz siyasetimizi bu zeminin bu zeminin ötesine taşımakla yani düzenin temel çelişkilerine, yani sınıfsal çelişkilerine insanların dikkatlerini yöneltmekle yaratılabilen”[163] “Hayır”dır!
Ve bu “Hayır”ın gücünü, istatistiklerden, sosyal medya, salon toplantıları, ev ziyareti etkinliklerinden öte fiilen, tutkuyla, kitlesel olarak gösterebilirsek, “Evet” kampında kuşku yaratabilir, güveni, nihayet kimlikleri sarsabilir, kararsızları daha kolay etkileyebiliriz.[164]
“İyi de ya boykot seçeneği” mi?[165]
Verili koordinatlarda “Kesê ku di meşê de li hewayê dinêrin, an dikevin çalekê an jî terpilîna li bendekî/ Havaya bakarak yürüyen, çukura düşer, tümseğe çarpar,” diyen bir Arnavut atasözüyle betimlenmesi mümkün olan boykot çağrıları politik bir seçenek değil!
Metin Yeğin’in “Boykot yanlış”[166] vurgusuyla sorusunu aktaralım: “Bu referandum da ‘boykot’ kararı alarak karikatür demokrasinin bu oyununu seyretmek doğru mu?”[167]
Elbette değil!

IV. AYRIM: SON DEĞİL, BAŞLANGIÇ

16 Nisan Referandumu bir son değil, sadece yeni bir başlangıç olacaktır.
Hâl böyleyken; “Zorbalık ve keyfiliğin hükümdar olmasına, totaliter gidişata ‘Hayır’ demek, siyasal travmanın üstesinden gelmenin bugün elimizdeki en önemli ve belki son fırsatıdır,”[168] diyen Ahmet İnsel’in saptamasına katılmak mümkün değildir.
Şunu inkâr edecek değilim: “Çok önemli bir oylamaya gidiyoruz, tartışılmaz. 16 Nisan’da sandıkta halkın çoğunluğunun ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ demesi istibdad rejiminin kuruluşu sürecinde cephelerin arasındaki güç dengesi açısından büyük bir fark yaratacak.
Açık açık söyleyelim: Ne sandıktan ‘Evet’ çıkarsa istibdadın önü artık geri çevrilemez şekilde açılmış olur; ne de ‘Hayır’ çıkarsa istibdad ve ona eşlik eden bütün sorunlar akşamdan sabaha ortadan kalkar.
Aslında istibdad 16 Nisan’ı beklemiyor ki! Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçildiği Ağustos 2014’ten bu yana adım adım yükseliyor. Bahçeli’nin destek gerekçesi ne? Fiili bir durum doğmuştur, hukuku buna uygun hâle getirmek gerekir demiyor mu? İşte o ‘fiili durum’ diye adlandırdıkları istibdadın ta kendisidir. 1 Kasım hayalet seçiminin, yani seçim olmayan bir seçimin doğurduğu bir güç dengesi altında, yargı üzerindeki kontrolle, medya üzerindeki baskıyla, cumhurbaşkanına ve şimdilerde bir de ‘devlet büyüklerine’ hakaret uygulamasıyla, elbette en önemlisi OHAL’le istibdad zaten karşımızda, önümüzde, aramızda! Referandumda ‘hayır’ çağrısı yapanlar üzerinde uygulanan baskıları sıralamaya kalksak bu sütun değil gazetenin tamamı yetmez! Yani istibdad içinde istibdada karşı bir mücadele veriyoruz. Seçim sandığı ve parlamentonun öneminin ne kadar göreli olduğunu görmemek mümkün mü?
Sandıktan ‘Hayır’ çıkacağı (şimdi olduğu gibi) 16 Nisan’a yaklaşırken de açıkça belli olursa, Suriye bahanesiyle referandumun ertelenmeyeceği garantisini veren var mı? Oy sayımında ‘kedi’lerin uslu duracağı güvencesini veren var mı? Sandıktan ‘Hayır’ çıkarsa Erdoğan ve AKP’nin kaderine razı olarak ‘demokratik teamüller bizim çekilmemizi gerektiriyor’ demesini beklemek akıllı bir tutum olur mu? Buna karşılık ‘Evet’ çıkarsa şimdi Rus treni gibi bir inip bir çıkan Türkiye’nin aniden bir mezarlık sessizliğine bürüneceğini düşünmek makul mü olur? Bu Ortadoğu varken, bu Trump varken, ‘Evet’ cephesi bir Kürt bayrağıyla çatlama emareleri gösterirken, AKP ile Gülen cemaatini ayıran sınırlar bütünüyle belirsizken, ekonomik kriz bir canavar gibi homurdanırken Türkiye’nin süt liman olacağını beklemek anlamlı mıdır?
Referandum iki yönde de tayin edici son vuruş olmayacaktır. Ama ‘Evet’ karşı tarafa, ‘Hayır’ bizim tarafa büyük bir avantaj sağlayacaktır.
Bunun önemi ne diyecek var mı? Önemi şurada: ‘Evet’ çıkarsa ‘bu millet adam olmaz’lar ve yurtdışı planları yeniden başlayacaktır…
Ya ‘Hayır’ çıkarsa? Bu sefer de 7 Haziran ile başlayan ‘toplumsal uzlaşma’, ‘koalisyon hükümeti’, ‘birliktelik’ rehaveti yeniden baskın hâle gelecektir. Otomobiller üzerine Halk Özel Harekât yazanlar, toplantılarda ‘silah’ deyip sonra ‘siren dedim’ diyenler, Küçükçekmece’de olduğu gibi il başkanı ile belediye başkanının görüşmesinde uzun menzilli silahla ‘askerlik hatırası’ fotoğrafları çektirenler, gayri nizami harp tüccarı SADAT şirketinin yöneticisinin danışmanlığında hiç kuşkusuz ‘toplumsal uzlaşma’ya hazırlanıyorlardır! Parlamenter darkafalılık burada, eskiden daha çok kullandığımız terimi izninizle bu sefer kullanalım, parlamenter budalalığa dönüşüyor!
Öyleyse referandum için bütün gücümüzle mücadele! Ama sadece sandık için değil, referandumun öncesiyle ve sonrasıyla istibdada karşı hürriyet için sürekli mücadele!”[169]
Böyle bir mücadele açısından görülmesi gerek: İktidar da, saray da korkuyor. “Hayır”ın kazanma olasılığı, emin olun, her gece üzerlerine bir karabasan gibi çöküyor. Umut verme veya hamaset amaçlı sözler değil bunlar. Yürekten gelen bir inancın ifadesidir sadece.
Avrupa işçi sınıfının demokrasi mücadelesi geçmişi kadar bir mücadele geçmişimiz olmayabilir. Ancak Şeyh Bedrettin’den Pir Sultan’a, Dadaloğlu’ndan Baba İshak’lara, Kızıldere’den 1977’nin 1 Mayıs’ına uzanan köklü bir kardeşlik ve zulme boyun eğmeme geleneğimiz var. En umutsuz olduğumuz anlarda bu gelenek bir şekilde kendini yeniden var ediyor. Her seferinde zalimin zulmüne dur demesini bilir. Çok uzağa gitmeyelim. Baskının ve zulmün en yoğun olduğu, karamsarlığın ve umutsuzluğun boy verdiği günlerde Gezi direnişi, Bedrettin ve yoldaşlarının yüzlerce yıl sonra yeniden doğuşu değil miydi?
O yüzden umut her daim yüreğimizin en derinindeki yerini korumalıdır.
Biliyoruz iktidar diktatörlüğünü en acımasız yönüyle bize yaşatmaya çalışacaktır. Bu uğurda “Evet” oyları için terör bağlantısı kurarak tehditler savurmanın ötesine de geçecektir. Ama bizim kaybedeceğimiz bir şey yok. Fidel’in dediği gibi, “Biz yenilirsek yeniden ayağa kalkar, yeniden deneriz. Ama diktatör yenilirse sonu olur.”
Sandıktan “Evet” de çıksa sonuç değişmeyecektir. İktidar ne kadar uzatmaya çalışırsa çalışsın, ömrünü tamamlamıştır. Korkumuz da endişemiz de yok. Nâzım Usta’nın “O ne müthiş bahtiyarlık sevgilim, anlamak gideni ve gelmekte olanı” dizelerindeki gibi...[170]
O hâlde Halil Cibran’ın, “Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden gayrı bir şey göremezsin”; Sokrates’in, “Umut her daim vardır”; Albert Camus’nün, “Ölüm korkusunu aşmadıkça insan için özgürlük yoktur… Hürriyet, tarihin kaybolmayan tek değeridir”; Karl Marx’ın, “Bir kimsenin özgür olarak gelişmesi, herkesin özgür olarak gelişmesinin şartıdır,” uyarılarının altını bir kez daha çizerek ekliyoruz: Eduardo Galeano’nun “Hayır” haykırışları lazım bize: “Paranın ve ölümün övülmesine ‘Hayır’ diyoruz. En çok malı olanın en değerli olduğu, mallara ve insanlara fiyat biçen bir sisteme ‘Hayır’ diyoruz. Silahlara her dakika iki milyon dolar harcayan ve her dakika otuz çocuğu açlıktan ya da iyileştirilebilir hastalıktan öldüren bir dünyaya ‘Hayır’ diyoruz.”[171]
Hem ‘Kâğıt İçicileri’ şiirinde açıklıkla yazılmış mıydı Cesare Pavese, “Yazgı değildi acı çekiyorsa dünya/ gün ışığıyla küfretmeye başlıyorsak:/ İnsandı suçlu olan. Hiç olmazsa gidebilmeliyiz/ aç ama özgür olabilmeli/ Hayır diyebilmeliyiz…” diye?
Son bir şey daha: Bir Kürt atasözü, “Berf çiqas bibare jî namîne ji havînê re/ Kar ne kadar yağarsa yağsın yaza kalmaz,” derken; ekler Albert Camus: “Kışın derinliğinde, nihayet öğrendim ki içimde yatan yenilmez bir yaz varmış…”[172]
 

TEMEL DEMİRER
12 Mart 2017 11:02:46, Ankara.

N O T L A R
[116] “Cemaatlerle ‘Başkanlık’ Yoluna”, Birgün, 18 Kasım 2016, s.8.
[117] Sebahat Karakoyun, “AKP’li Ersönmez Yarbay: Halk Geriye Gidişe İzin Vermez”, Birgün, 31 Ocak 2017, s.13.
[118] Ahmet İnsel, “Başkancı Muhafazakâr-Milliyetçi Tahakküm”, Cumhuriyet, 17 Ocak 2017, s.11.
[119] Bekir Coşkun, “Milliyetçiler…”, Sözcü, 25 Ocak 2017, s.2.
[120] Ayşe Sayın, “Uluslararası Hukuk Uzmanı Toprak: AKP’nin Önerdiğinin Demokratik Örneği Yok”, Cumhuriyet, 25 Ekim 2016, s.4.
[121] Ayşe Sayın, “Dikta’nın Resmi”, Cumhuriyet, 18 Ocak 2017, s.5.
[122] Nuray Mert, “Neden Başkanlık?”, Cumhuriyet, 6 Şubat 2017, s.5.
[123] Atilla Özsever, “Başkanlık: Zorunlu Tahakküm Rejimi”, Birgün, 24 Ocak 2017, s.10.
[124] Meltem Yılmaz, “Hannes Swoboda-Kati Piri: Başkanlık, Hukukun Üstünlüğünü Zayıflatır”, Birgün, 23 Ocak 2017, s.13.
[125] Nil Soysal, “Muharrem İnce: Bu Cumhurbaşkanlığı Değil Tekbaş Sistemidir”, Sözcü, 25 Ocak 2017, s.10.
[126] Nilgün Cerrahoğlu, “Başkanlık Sisteminin Trump’la İmtihanı”, Cumhuriyet, 18 Şubat 2017, s.13.
[127] Şükran Soner, “Bunun Adı Reislik Sistemi”, Cumhuriyet, 14 Şubat 2017, s.12.
[128] Bakın ne diyorlar: “Yaklaşık 100 yıllık bir aradan sonra devlet ve millet olarak yeni bir tarih yazılıyor. Biz tarih yazdıkça, FETÖ, PKK ve diğer tüm terör örgütlerinin besleyicisi ve planlayıcısı olan AB ülkelerinin havlamaları, çemkirmeleri ayyuka çıkarıyor…
Yirmi iki milyon kilometrekareyi içine alan ve hudutları bir yandan Atlas Okyanusu, bir yandan Hint Okyanusu ve Baltık Denizi’ne, diğer taraftan Akdeniz’i kucaklayan, Karadeniz’e ise bütünüyle hâkim olan Osmanlı Devletinin hudutları, ‘vatan ve iman teknesi’ içerisinde, bağımsızlık karakteriyle çizilmişti…
Samiha Ayverdi şöyle anlatır: ‘Kanuni devrinde Türk askerine verilen çizmeler bir seneden fazla giydirilmezdi. Muayyen zamanda her yılın yeni çizmeleri orduya verilince, eskiler de toptan Avrupa’ya ihraç edilir ve garplılar, bizimkilerin pabuçlarını kapışarak alırlardı’…
‘Biz Avrupa’ya muhtaç hâle gelmedik mi?’ Geldik. Kim getirdi, hangi zihniyet getirdi? Soruların cevabını namusluca veren herkes hakikâti görebilir. Geçelim.” (Hüseyin Öztürk, “Aslanlar Kendi Tarihini Yazmadıkça”, Akit, 17 Kasım 2016, s.3.)
[129] Ergin Yıldızoğlu, “Absürdistan”, Cumhuriyet, 23 Şubat 2017, s.9.
[130] Sabah, 19 Ekim 2016.
[131] Kansu Yıldırım, “Sürekli Olağanüstü Hâlden Öteye”, Birgün, 3 Şubat 2017, s.13.
[132] Kemal Göktaş, “HDP’li Hüda Kaya: Dindarlar İktidarda Adalet Kayboldu”, Cumhuriyet, 6 Mart 2017, s.11.
[133] 16 Nisan Pazar günü yapılacak referandumla ilgili olarak Meral Akşener, ‘başkanlık referandumu’nun iptal edilebileceğine yönelik duyumlar aldığını söyledi. (“Meral Akşener’den Referanduma İlişkin Önemli İddia: Duyum Aldım, Endişeliyim”, Birgün, 7 Mart 2017... http://www.birgun.net/haber-detay/meral-aksener-den-referanduma-iliskin-onemli-iddia-duyum-aldim-endiseliyim-149753.html)
[134] Özgür Müftüoğlu, “Milliyetçilikle Örgütlenecek ‘Hayır’dan Hayır Gelir mi?”, Evrensel, 28 Şubat 2017, s.14.
[135] Orhan Bursalı, “Referandumu Kaybedersek Silahlı İç Savaşa Hazırlanın”, Cumhuriyet, 19 Şubat 2017, s.6.
[136] Sinan Tartanoğlu, “Erdoğan’ın Milisleri!”, Cumhuriyet, 20 Şubat 2017, s.13.
[137] Ali Ekber Şen, “… ‘Atatürk Türk’e Benzemiyor” Mesajına Tepki Yağdı... AKP İstifasını İstedi”, Hürriyet, 18 Şubat 2017… http://www.hurriyet.com.tr/ataturk-turke-benzemiyor-mesajina-tepki-yagdi-ak-parti-istifasini-istedi-40369791
[138] “AKP’li Ozan Erdem Hakkında Soruşturma Başlatıldı”, Cumhuriyet, 17 Şubat 2017, s.5.
[139] “… ‘Hayır’ Diyenleri Silahla Tehdit Edenler Serbest Bırakıldı”, Cumhuriyet, 4 Şubat 2017, s.5.
[140] “Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekili: ‘Hayır’ Diyecekler PKK ile Aynı Muameleyi Göze Alıyorlar Demektir”, 18 Şubat 2017… https://tr.sputniknews.com/politika/201702181027276516-antalya-cumhuriyet-bassavci-vekili-hayir-pkk/
[141] “CHP’li Selin Sayek Böke’ye Canlı Yayın Sırasında Ölüm Tehdidi”, Cumhuriyet, 23 Şubat 2017, s.4.
[142] Mahmut Oral, “Seçmen Krizi Kapıda”, Cumhuriyet, 25 Şubat 2017, s.5.,
[143] “Sur’a Yerleştirilen Suriyeliler Seçmen Oldu”, Evrensel, 18 Şubat 2017… https://www.evrensel.net/haber/308741/sura-yerlestirilen-suriyeliler-secmen-oldu?utm_source=paylas
[144] “Yasak ve Yıkım Listeleri Altüst Etti: Şırnak, Nusaybin, Yüksekova Ve Sur’da Seçmen Düştü”, Evrensel, 27 Şubat 2017, s.8.
[145] Kemal Göktaş, “Eski Hakem Selçuk Dereli: Türkiye Ofsayta Düşürülüyor”, Cumhuriyet, 30 Ocak 2017, s.11.
[146] Meryem Koray, “Hayır ve Evet!”, Birgün, 3 Şubat 2017, s.8.
[147] “… ‘Evet-Hayır’ Parti Değil Memleket Meselesidir”, Birgün, 3 Şubat 2017, s.6.
[148] “Levent Tüzel: Bir Parti Meselesi Değil, Türkiye’nin Meselesi”, Evrensel, 22 Şubat 2017, s.7.
[149] “DİSK Genel Başkanı Beko: İşçiler Birleşin, ‘Hayır’ Deyin”, Cumhuriyet, 25 Şubat 2017, s.6.
[150] “Binali Yıldırım’dan Devlet Bahçeli’ye Teşekkür”, Cumhuriyet, 8 Şubat 2017, s.8.
[151] Serpil İlgün, “Ömer Faruk Gergerlioğlu: Anti Erdoğancılık Kazandırmıyor”, Evrensel, 20 Şubat 2017, s.14.
[152] Veysi Sarısözen, “Herkesle Birlikte ‘Hayır’ Demek Ve ‘Hayır Sonrasına’ Hazır Olmak”, Özgürlükçü Demokrasi, 7 Şubat 2017, s.7.
[153] Geçerken aktaralım: “Abdullah Öcalan, Devlet Meclisi, Senato, Halklar Meclisi modeli istediğini belirterek, ‘AKP diktatoryasını bize dayatırsa kabul etmeyiz. Erdoğan’ın zıddıyım. Otoriter bir Erdoğan’ı ve hegemonik bir AKP anlayışını kabul etmeyiz,’ diyor” (“Öcalan’a Neden Sormuyorsunuz?”, Özgürlükçü Demokrasi, 9 Şubat 2017, s.6.)
Mustafa Karasu da, “Bu referandumda gerçekten ‘Hayır’ demek AKP ve MHP’ye ‘Hayır’ demektir. Bu anayasa değişikliğinde ‘Hayır’ demek önemlidir. ‘Hayır’da hayır vardır. Bu kibri, bu zalimliği durdurmak gerekir. ‘Hayır’ önemli bir başlangıç olacaktır.” (“Kandil’den Gezi Olayları ve Referandum İtirafları”, 5 Mart 2017… http://www.samsunhaber.com/samsun-haber/kandil-den-gezi-olaylari-ve-referandum-itiraflari-h14886.html) diye konuşuyor.
HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de, “Sanki boykot tartışılıyor gibi yaparak sinsice boykotu örgütlemeye çalışıyorlar. Yedi cihan duysun, biz ‘Hayır’ı örgütleyeceğiz,” (“Sırrı Süreyya Önder: Yedi Cihan Duysun, Biz ‘Hayır’ı Örgütleyeceğiz”, Cumhuriyet, 15 Şubat 2017, s.4.) diye ekliyor.
[154] Yaşar Aydın, “HDP Meclis Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım: ‘Hayır’ Kazanacak”, Birgün, 24 Ocak 2017, s.13.
[155] “İşte HDP’nin Referandum Sloganı: Vatan ve Cumhuriyet Vurgusu”, Cumhuriyet, 7 Şubat 2017, s.5.
[156] Kemal Göktaş, “Deniz Baykal: Hayır Kampanyası Milli Bir Harekettir”, Cumhuriyet, 27 Şubat 2017, s.11.
[157] Uğur Dündar, “Değerli ‘Hayır’cı Kardeşim”, Sözcü, 1 Şubat 2017, s.4.
[158] Yekta Güngör Özden, “Hayır!.. Hayır!.. Hayır!..”, Sözcü, 26 Ocak 2017, s.6.
[159] Bekir Coşkun, “Evet-Hayır…”, Sözcü, 31 Ocak 2017, s.2.
[160] “Farkında mısınız, devlet, yavaş yavaş fabrika ayarlarına dönüyor. Eskiden iktidar partisine ‘Ankaralılaştınız’ dendiğinde, müthiş alınırlardı. Şimdi ise alınmıyorlar çünkü Türkiye, hızla 90’lı yıllardaki devlet modeline geri dönüyor. Bunun temel aktörü de evet iktidardaki İslâmcılar. Demokrasi ve İslâmcılık vaadiyle iktidara gelen AKP, iktidardan düşmemek için hızla devletleşiyor, devletleştikçe de 15-16 yıl önceki kuruluş iddialarından bir bir vazgeçiyor,” (Aslı Aydıntaşbaş, “AKP’ye Biçilen Rol”, Cumhuriyet, 25 Aralık 2016, s.11.) demişti!
[161] Aslı Aydıntaşbaş, “… ‘Hayır’ın Yüzü Kim?”, Cumhuriyet, 23 Şubat 2017, s.11.
[162] Yılmaz Özdil, “İbreti Evet”, Sözcü, 29 Ocak 2017, s.20.
[163] İ. Can, “Evet mi Hayır mı? Başka Seçenek Olmalı”, Sınıfsal-Sınıfa Karşı Sınıf Fanzin, No:10, 2017, s.6.
[164] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Hayır’ı Göstermek Gerekir”, Cumhuriyet, 27 Şubat 2017, s.9.
[165] Diyarbakır’da, ortak basın toplantısı düzenleyen PAK, PDK-Bakur ve PSK, “Tercihimiz, Demokratik ve Federal bir anayasadan yanadır” diyerek 16 Nisan’da yapılacak olan Anayasa referandumunu boykot kararı aldığını açıkladı. Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) Genel Başkanı Mustafa Özçelik, Kürdistan Demokrat Partisi-Türkiye (PDK-Bakur) Genel Başkanı Sertaç Bucak ve Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) Genel Başkanı Mesut Tek referandum için kararlarını, “Tercihimiz, Demokratik ve Federal bir anayasadan yanadır” diyen ortak açıklamada, yapılacak bir anayasaya yeni diyebilmek için her şeyden önce onun Kürt ve Kürdistan meselesine adil ve eşitlikçi bir yaklaşım ortaya koyması gerektiği belirtildi. Ortak açıklamada bu nedenle referandumu boykot çağrısı yapıldı. (“Üç Partiden Referandumu Boykot Kararı”, Cumhuriyet, 3 Mart 2017… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/Türkiye/689997/Uc_Kurt_partisinden_referandumu_boykot_karari.html)
[166] Metin Yeğin, “Boykot Neden Yanlış - 2”, Özgürlükçü Demokrasi, 9 Şubat 2017, s.5.
[167] Metin Yeğin, “Boykot Neden Yanlış?”, Özgürlükçü Demokrasi, 2 Şubat 2017, s.4.
[168] Ahmet İnsel, “Siyasal Travmayı Hayır Diyerek Yenmek”, Cumhuriyet, 28 Şubat 2017, s.11.
[169] Sungur Savran, “Bir Kez Daha Parlamenter Darkafalılığa Karşı”, Gerçek Gazetesi, No:89, Mart 2017.
[170] Hilmi Yarayıcı, “İktidarın ‘HAYIR’ Korkusu”, Birgün, 31 Ocak 2017, s.13.
[171] Eduardo Galeano, Biz Hayır Diyoruz-Seçme Yazılar, Çev: Bülent Kale, MetisYay., 2008.
[172] “Tüm muhalefetin sesini keserek başkanlık sistemini getirebilir, sırf başkanlık sistemini getirmek için muhalif olan herkese baskı yapabilir, referandumla da başkanlık sistemini kabul ettirebilirsiniz. Ne var ki tıpkı 1982 Anayasası’nın yaşadığı kaderi yaşamak zorunda kalırsınız. Başkanlık sistemini getirirseniz sadece sizi ön koşulsuz destekleyen bir kitlenin başkanı olarak kalırsınız. Bu halkın başkanı olamazsınız.” (Murat Özveri, “Her Şey Başkanlık Sistemi İçin mi?”, Evrensel, 2 Kasım 2016, s.6.)


Facebook'tan Yorumlar:

Tarih: 02.04.2017 Saat: 21:33

 
İlgili Bağlantılar
· Diğer yazılar: Yazar: Temel Demirer

En çok okunan yazı: Yazar: Temel Demirer:
ŞİİR VE ŞAİR ÜSTÜNE DÜŞÜNCELER[1]


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

İsterseniz bu habere / yazıya puan verebilirsiniz. Kasıtlı olarak çok iyi ya da çok kötü puan vermek dürüst olmayan bir davranıştır, ilgili kişilere hatırlatırız:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Tavsiye Et Tavsiye Et

 Bu yazıyı paylaşBu yazıyı paylaş

facebook ta paylas

twitter de paylas

"Giriş" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yazılar ve yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Bu resmi görmeniz için 'flash player' iniz olmalş...
© w w w . s i r i n c e . n e t 1999-2008 Bütün hakları saklı Degildir!


Sitemiz katılımcıların düşüncelerini düşünce özgürlüğü ortamında paylaştığı bir sitedir.
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Sitemizdeki her türlü materyal kullanılabilir. Lütfen sitemizi kaynak gösteriniz.
Web site engine's code is from PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.12 Saniye