Şirince Ana Sayfa - Şirince Haber - Şirince Kart - İletişim

Açılış sayfanız yapın Sık kullanılanlara Ekle Bize Yazın Sitede Aratınız Sirince_TV İçimizi Acıtan 19 Gerçek! http://arsiv.sirince.net/images/on/10.png  Dayanışma için yıldıza tıklayınız. Devrimci Siteler i ziyaret et
Bulunduğunuz Site 
Home Ana Sayfa Downloads Dosya İndir Downloads Forum Forums Radyo - Sohbet Sohbet Your Account Hesabm
Ana Menü
 Şirince Menü
 Tanışalım
 Şirince'den
 Oda TV'den 
 Şirince Damar
 Seçmeler
 Şirince Arşivi
 Devrimci Basın
 Bağlantılar
 Konuk Defteri
 Şirince'ye Yaz
 Hosting  
 Şirince Hosting
 Şiir
 Şiirler Anasayfa
 Şiir Ekle
 Bütün Şiirler
 Şair Listesi
 Şair Ekle
 Açıklamalar
 Yazarlar
 Alev Kutluözen
 Ali Solmaz
 Ayhan Tırıç
 Bülent Tekin
 Esen Yel
 İlhan Büyükcebeci
 İsmail Karayılan
 Mahmut Halil Can
 Mürüvvet Yılmaz
 Necmi Otçu
 Nurettin Kurtuluş
 Onur Çağlar
 Sibel Özbudun
 Tamer Uysal
 Temel Demirer
 Turgay Delibalta
 Turgay Usanmaz
 Yavuz Kalkan
 Okuyalım  
 Aşk / Sevgi
 Devrim Tarihi
 Eleştiriler
 Genel Kültür
 Efsaneler
 Sağlık
 Gülelim
 Kadın
 Haberler
 Kitap Tanıtımı
 Şirince'den
 Aşuremiz
 Ansiklopedi
 Eğlence
 Resim, Fotoğraf, E-Kart
 Ayrıntılı E-Kart Sitemiz
 Oyunlar
 Üyeler
 Hesabım
 Mesajlarım
 Üye Listesi
 Şirince Grup
 Paylaşalım
 Tavsiye Et
 MİNİ SOHBET
 İstatistikler
 En iyi 10
 Anketler
 Genel İst.

Şiirlerimizden
· yani sevdan hayata gülümsemek (9475)
· YÜREK ÇAĞRISI (6704)
· Bekle Beni (5683)
· Hasretinden Prangalar Eskittim (5437)
· UNUTMAK YOK (5409)
· Mezopotamya (4888)
· SİTEM (4868)
· Veda (4451)
· YÜREĞİN ÜŞÜDÜĞÜ GÜN (4437)
· HAYAT (4419)
· Beş Satırla (4326)
· AŞKLA SANA (4192)
· Şair İşçidir (4017)
· Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var (3871)
· DUVAR (3700)

Sitemizde toplam şiir:1632

Son eklenen ya da
son değişen şiirler
· Paramparça (26)
· MAHUR İZMİR (36)
· Öğretmenim (365)
· Biraz Şiir (493)
· Benim Sevdam (1154)
· Olsa(m) (934)
· SİZ AŞKTAN N'ANLARSINIZ BAYIM? (1251)
· Bazen (988)
· Sokak Çocuğu (984)
· Sen Gidersen (1237)
· Denizim (1113)
· onlar yarattı cehennemi (1200)
· kuş sesleri sevdanın habercisidir (1828)
· Cemal Süreya (1685)
· Çocuk ve Masal (1416)

Siteye toplam hit
Şu ana kadar
14012243
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Mart 2001

Müzik Dinle



Bağlantılar
Toplam Site: 196
Toplam Kategori:7
Toplam Ziyaret:96840

 İsmail Beşikçi..
 www.AhmetKayaFan.n..
 Kızıl Can Yıldız..
 Sol Yayınlar Onlin..
 Turkish Language L..
 Oyunlarla İngilizc..
 Türkçe Dersleri..
 Serkan Engin'e ait..
 Gnoxis..
 Toplum Düşmanı..
 TSİP..
 Evrim Teorisi..
 olhayat..
 Paylaşım Radyo..
 Ortak Paylaşım..

 usanmazlar.....
 'Yasak Site'..
 Kızıl Bayrak..
 --Ozan Rap--..
 ÖzgürOkul.Org..
 yeni özgür haber..
 Yürüyüş..
 Milliyet..
 Fanatik..
 Eski Şirince..
 Halkın Sesi TV..
 Alevi Forumu..
 Anarsi.org..
 Evrensel..
 Kürdistan Devrimci..

IP bilginiz
Merhaba, Misafir
ip: 54.227.104.40
ispniz: amazonaws.com
Server: compute-1

Site Analiz
Top-Ten Countries visiting Şirince Paylaşım

1 COM COM
2 unknown unknown
3 NET NET
4 Turkey Turkey
5 Russian Federation Russian Federation
6 Germany Germany
7 Netherlands Netherlands
8 ORG ORG
9 Switzerland Switzerland
10 Belgium Belgium

View MS-Analysis

Hava Tahmini
İstanbul Ankara
İzmir Antalya
Adana Bodrum

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![1] (1)
Yazar: Temel Demirer“Görünen, gerçek olsaydı
bilime gerek kalmazdı.”[2]

“Görünen”e göre, kötü bir dönemden geçtiğimiz, işlerin iyi gitmediği, hatta çok zorlandığımız bir güzergâhta yol aldığımız bir “sır” değil.

Ayrıca bilinmez de değil; coğrafyamız, İslâmist “Magnum ignotum/ Büyük cehâlet” ile Charles Bukowski’nin, “Ortada çok iyi kurulmuş bir tuzak var. Belirli bir yaşam standardını tutturmanın bedeli, sistemin önüne çizdiği sınırların arasına sıkışıp kalmaktır,”[3] diye tarif ettiği tüketici aldırmazlığın kıskacındadır.

Bu noktada Ursula K. Le Guin’in, “Bir toplum ne kadar savunmacı olursa, o kadar da tutucu olur,”[4] saptamasının altı özenle çizilip; “Ağaçların bazen boş olabileceği gerçeğini kabullenmeli, ve meyve vereceği zamanı beklemeliyiz,” diyen Anton Çehov’u anımsamakta büyük yarar vardır.
Ancak burada duramayız. Bir adım daha atmalıyız: Karl Marx’ın ifadesiyle “Tarihi kötü yanının ürettiği”nin bilincinde olanlar için mevcut durumda, unutmamamız gereken, Fyodor Dostoyevski’nin, “Gece ne kadar karanlıksa, yıldızlar o kadar parlaktır,” uyarısıdır.
Bu nedenle coğrafyamızın (ve elbette yerkürenin) hâl-i pür melalini konuşurken, meseleyi “umut”/ “umutsuzluk” ikilemi dışında, nesnelliği ve sunduğu imkânlarla değerlendirmek büyük önem taşıyor. Çünkü özgürlük, sadece gelecek umudu değildir. O, şu “an”dır; yaptıklarımızdır.
16 Nisan 2016’daki “referandum”u da, özgürlüğümüz (ve geleceğimiz!) için bu ana yönelik devrimci müdahale gerekliliği kapsamında irdelemeliyiz.[5]
Yeri gelmişken şunun altını çizeyim: “Hayır” ile “Evet” ikilemine sıkıştırılmış bir “referandum”un, devrimciler için “hayati” bir önemi söz konusu değildir. Bizim için aslolan, “referandum”u bir eylemlilik ve örgütlenme zemini olarak değerlendirip, “Hayır” ile “Evet”in kapitalist illüzyonunu aşmaktır.
Burada “Evet” karşısında, “Hayır”ın önemini gölgeliyor falan değilim.
“Hayır” denilmez ise, otokratik bir tekçi rejimi kurulacak, tekçilik her şey olacak.
Başkan olan kişi aynı zamanda bir partinin genel başkanı olacak. O partinin genel başkanı hâkimleri atayacak. Kararname adı altında kanun yapabilecek. Seçtiğiniz Millet Meclisini fesih edebilecek. Orduya emir verecek.
Seçtiğiniz milletvekillerinin hiçbir hükmü kalmayacak; hâkimler ve savcılar tekçi yetkenin sözünden çıkamayacak; can ve mal güvenliği kalmayacak; asgari ücreti, fiyatları, maaşları, işçi memur alımlarını, dernek sendika kurulması ve kapatılmasını, her şeyi bir kişi belirleyecek.
Devlet parti devleti olacak. Her şey “Başkanın Partisi”ne göre düzenlenecektir; Erdoğan’ın 23 Nisan 2010’de koltuğunu sembolik olarak bıraktığı küçük bir çocuğa, “Artık mühür sende, ister asarsın, ister kesersin!” deyişindeki üzere!
“Bunlar zaten böyle değil mi?” diyenler elbette haklıdır. Ancak unuttukları beterin beteri olması hâlidir! Diktatör kendiyasallığınıkuracak ve ona yaslanacak.
Referandum, “Bir topluluğun, siyasi ve toplumsal soru(n)lar karşısında, görüşünü belirlemek için başvurulan oylama” olarak tanımlanır.
Kapitalistler tarafından, “Halkın, yönetime doğrudan katılmasını sağlayan bir uygulamadır,” diye sunulan referandum, sürdürülemez kapitalizm koşullarında demokratik bir yöntem değil, “demokrasi” kisvesi altında popülist bir aldatmacadır. Demokrasiyi çoğunluğun fikri olarak algılayan ve çoğunluğun diktatörlüğünü meşrulaştıran bir dayatmadır. Metodolojik olarak da sorunludur. Örneğin bir sorunun, yanıtı “Evet” veya “Hayır”a indirgenecek biçimde formüle edildiğinde, onu yanıtlayan kişi hangi yanıtı verirse versin, dayatılan şeyin tahakkümü (ve biçimlendiriciliği) altındadır.
Kaldı ki referandum denilen yöntemi, başkalarının özgürlük alanları üzerine kuramazsınız. “Bugün x azınlık kitlesini topraklarından edelim, öldürelim,” diye referandum yapsanız; belki yüzde 51 ile evet cevabını alabilirsiniz. Ancak bu yaptığınız işi meşru kılmaz.
Bu her zaman doğru olan değildir. Yarın referanduma gidilip, “Alevîler sürülsün mü?” diye sorulduğunda sonucun ne olacağı malum değil mi?
Bir gün iktidar partisi çıkıp “Kızlar okusun mu, okumasın mı?” ya da “Kadınlar boşansın mı, boşanmasın mı” dediğinde; oy çokluğu da olursa uygulanacak mı yani?
Bir durumun demokratik olarak nitelenebilmesi için, çoğunluğa değil, herkese seslenmesi gerekir. Referandum öyle bir şeydir ki, sadece bir kişiyle sizi haksız çıkartır, “ötekileştirir.”
Her şeye yüzde 51 karar vermemelidir; azınlıkta olanların hakları düşünülmeli ve güvence altına alınmalıdır. Çoğunluğun istediği her zaman doğru değildir. Hitler’in yaptığı her şey “yasaldı”!
Belirtelim: Demokrasi sadece sandık değildir… Çoğunluk da, yüzde 51’ine yaslanarak, azınlık üzerinde baskı kuramaz…
Bir şey daha: Tanımı gereği referandum, “halk oylaması”dır. Ancak bu tür oylamalar, muhalefetin/ azınlığın desteği alınmadan yapıldığı takdirde, “Totaliter yönetimlerde iktidarın isteklerini hukuka uydurmak” sonucuna kapı açar… Şu halde, sonucundan bağımsız olarak, önümüzdeki referandumun kendisi meşru değildir! Bir oldu-bittidir.
Bu “oldu-bitti”nin niteliğinin farkında olarak, özgürlük, eşitlik, demokrasi, laiklik, barış, çocuk hakları, doğal yaşam, kadın hakları ve mücadelesi, hasılı emekten yana bir gelecek için “Hayır” yolu, gücünün farkında olan insanlardan geçer, diyoruz.
Referandumda “Hayır”ın yanındayız…
Ancak, 12 Eylül Anayasası, -bir miktar kırpılmış da olsa!- yerinde durmaktayken; sakın ola, mevcut “anayasa”dan memnun olduğumuz sanılmasın. Biz 12 Eylül Anayasası’na da, AKP’nin totaliter anayasasına da “Hayır” diyoruz.
Bizim “Hayır”ımız, sadece “istemuzuk!” ile yetinmeden emeğin alternatifini işaret eder.
Nâzım Hikmet’in, “yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,/ yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,/ hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,/ ölmekten korktuğun hâlde ölüme inanmadığın için,/ yaşamak yanı ağır bastığından,” dizelerindeki ısrarla “Hayır” diyeceğiz. Tayyip anayasasının alternatifinin, 12 Eylül Anayasa’sı olmadığının da altını ısrarla çizerek!
Bu arada, devlet terörüyle, OHAL ile tahkim edilmiş koşullarında, “Hayır”ın güçlüklerini görmezden gelemeyiz. Anketlere göre, “Hayır” oyları hiç de azımsanacak gibi dursa da; “Hayır” için neler olacağını merak ediyorsanız, 7 Haziran - 1 Kasım 2016 eğrisini inceleyebilirsiniz!
“Evet” çıkması ihtimaline mündemiç hâl malumken; “Hayır” çıkması durumunda ise, pratikte bugüne benzer bir durum olacak aslında! Bugün başkanlıkla değil, parlamenter sisteme bağlı cumhurbaşkanlığı ile yönetiliyoruz; ama aslında tek adam rejiminde yaşıyoruz değil mi?
Özetle “Evet” karşısındaki güçlü bir “Hayır” ile coğrafyamızda “kararsız denge” oluşacakken; bu denli toplumsal kutuplaşmanın olduğu bir ortamda kaos daha da güçlü olarak hissedilecektir.

I. AYRIM: COĞRAFYA(MIZIN) HÂLİ

Coğrafya(mız)ın hâli, dünya ölçeğinde yaşanan III. Büyük Bunalım’ın devreye soktuğu totaliterleşmeden soyut kavranamaz.
Görülmesi gerek: Trump, Brexit, Putin ve Erdoğan aynı yükselen popülist dalganın parçalarıdır. Kaldı ki karşı karşıya olduğumuz sadece Batı’nın sorunu değil. Filipin Devlet Başkanı Duterte’den Hindistan başbakanı Modi’ye kadar uzanan küresel bir hadise bu.
Mesela Macaristan başbakanı Viktor Orban bu durumu “özgürlükçü olmayan demokrasi” olarak yüceltiyor. Dahası bu otoriter, popülist yönetim biçimine övgüyle verdiği örnekler arasında Erdoğan rejimi de var.
“Yeni Türkiye” sloganını çağrıştıran “Yeni Hindistan”, Gandi’nin mirasına karşı bayrak açmış Hindu milliyetçisi Mudi’nin sevip kullandığı bir kavram mesela. Erdoğan’ın Modi’nin ardından hologramla nutuk attığını da hatırlamakta fayda var.
Dünya bir kırılma safhasında. Aşırı sağ İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hiç olmadığı kadar kuvvetli ve daha da kuvvetleniyor.[6]
Bu dinamikler, “post-demokrasi söylemi”yle eş zamanlı kesitte Erdoğan gerçeğini de biçimlendiriyor.
Dünyada “post-demokrasi” söylemi XX. yüzyılın son yıllarında ortaya çıktı. Liderle halkın yekvücut olduğu iddiası üzerine kuruldu. Bu iddiaya göre, halk/millet iradesini, kendisiyle hemhâl olduğuna inandığı kişiye seçim yoluyla teslim eder. Dolayısıyla bu yaklaşım, bütün güçleri halk/millet adına elinde tutan bir şeflik rejimini savunuyor.
“Post-demokrasi” ideolojisi, doğruyu bilen yegâne merci olarak ilan edilen halkın yetkilendirdiği kişinin, vekâleten doğrunun tekeline sahip olduğunu söyler. Gerçekte şeflik rejimlerinin hemen hepsinde, Şef veya Önder doğrunun tekeline sahip olma yetkisini vekâleten değil, asaleten kullanır.
Doğrunun tekeli Şef’te olduğu için, bunu kurumsal olarak dengeleyecek, denetleyecek ve sınırlandıracak bütün güçler millet iradesine karşı çıkmış sayılırlar. Yegâne doğruyu halk ve onun seçimle yetkilendirdiği Başkan biliyorsa ve bu ikisi hemhâl ise, o zaman yargıçların da milletle bütünleşmiş Başkan’ın iradesine tabi olmaları gerekir. Keza medyanın da. Günümüz dünyasındaki bütün otoriter popülist liderler için yargı ve medya hep bir tehdit unsuru olarak hedef gösteriliyor. Bunun en yakın örneği ABD, Trump.
“Post-demokrasi” yaklaşımı halkın egemenliği fikrini aritmetik bir çoğunluğa indirger. Bağımsız bütün kurumları iktidar, dolayısıyla “millet” için bir tehdit olarak görür. Bunları denetimi ve yönetimi altına almak için hem siyasal baskı yöntemlerini hem de mali baskı araçlarını kullanır. Rusya’da Vladimir Putin’in, iktidarın dikeyi olarak tanımladığı güç yoğunlaşmasında ilk hedef medyadır. Millet/halkın iradesini temsil eden bir tek merci olmalıdır. O da seçilmiş Başkan’dır.
“Post-demokrasi” rejiminde siyasal partiler büyük ölçüde işlevlerini kaybeder. Zaten “post-demokrasi”ye geçişi hızlandıran etmenlerden birisi, siyasal partilerin temsil krizidir.
“Post-demokrasi” savunucuları kişilerin bir kimlikle doğrudan aidiyet ilişkisi kurdukları temsil biçimlerini yüceltir. Seçmenlerin parti programına değil, bir kişinin şahsına, temsil ettiği kimliğe (dinsel, kültürel, sosyal, vs...) oy verdiğini, dolayısıyla Şef’in ya da Başkan’ın şahsında kendilerini gördüklerini iddia ederler. Bu nedenle, milleti temsil etmenin tekeline sahip olmasının ötesinde, Başkan’ın millete ikame olması “post-demokrasi” yaklaşımı açısından doğal ve meşrudur. Bunun düzenli aralıklarla yapılan seçimlerle teyit edilmesinin, rejimin bir demokrasi olma niteliğini koruması açısından yeterli olduğunu kabul ederler.
Bugün bu “post-demokrasi” başlığı altında sayabileceğimiz birçok şeflik rejimi var. Kimisi bütün kamu kurumlarını mutlak yönetimi altına alıp iktidarın kurumsal denetlenme yollarının hepsini kapatıp medyayı da ya susturarak ya da teslim alarak ülkeyi yönetiyor. Kimisi, Türkiye’de veya Rusya’da olduğu gibi, bunlara ilaveten devletin yasal şiddet tekelini suiistimal ederek, kendisi için tehdit olarak gördüğü herkesi temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakıyor. Ya da keyfi biçimde her an yoksun bırakılma tehdidi altında yaşamaya mecbur kılıyor.
“Post-demokrasi” yaklaşımı, adı üzerinde (“demokrasi sonrası”), demokrasiyle ilişkinin bittiği, demokrasinin sonrasına geçildiği, Erdoğan’ın tabiriyle tramvaydan inildiği durağın adıdır![7]

I.1) SİYASİ DURUM(UMUZ)

“Post-demokrasi” hâli çokça kullanılan “demokrasi”nin ne olduğunu gözler önüne seriyor!
Hatırlayın emperyalist savaşlar, işgaller, sermaye lehine alınan kararlar, toplumsal mücadelelerle elde edilmiş kazanımların yok edilmesi ve her insanın doğuştan elde ettiği hakların, yani her milliyetin kendi dilini, kültürünü koruma ve kendi kaderini tayin haklarının verilmemesi, her defasında “demokrasi” ile gerekçelendirilir!
Kapitalizmde “demokrasi” kadar içi boşaltılmış bir kavram yoktur… Çünkü kapitalist devlet, egemen sınıfın tahakküm aracıdır. Bu nedenle komünistler burjuva demokrasisini özü itibariyle “burjuvazinin diktatörlüğü” olarak nitelendirirler. Belirleyici olan egemen iktidar ve mülkiyet ilişkileridir. İşleyebilmesi, yani üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin, sermaye birikim sürecinin ve emek sömürüsünün pürüzsüz sürdürülebilmesi için, temel burjuva hak ve özgürlüklerine gereksinim duyan burjuva demokrasisi yasama, yürütme ve yargı ile gerçekleşir. Pürüzler ortaya çıktığında, yani sınıf çelişkileri derinleştiğinde, sorunlar kapalı, açık veya askerî, hatta faşist diktatörlüklerle çözülür, burjuvazinin tahakkümü güvenceye alınır.
Ancak bu “demokrasi” XXI. Yüzyıl’da ilginç bir değişim-dönüşüm sürecinde: tüm kurallar kaldırılıyor, parlamentolar basit onay merciine dönüştürülüyor, “demokrasi”nin Demos’u, yani halk “oy otomatına” indirgeniyor. Dahası, tekelci burjuvazi sahaya inerek, siyasî temsilcilerine salt hizmetçi rolünü bırakıyor, hükümet işlerini bizzat devralıyor. En güncel örneği ABD’nde[8] ve Erdoğan’ın başkanlık önerisinde görebiliriz!
Kolay mı? ‘Özgürlük Evi/ Freedom House’un, ‘Dünyada Özgürlükler Raporu’na göre, Türkiye 2016’da[9] özgürlüklerin en çok gerilediği ülke oldu.[10]
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2016 yılı istatistikleri, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye aleyhinde yapılan başvurularda yüzde 276 oranında artış olduğunu gösterdi. Türkiye, hakkında en çok karar beklenen ülke sıralamasında 2. sıraya yükseldi.[11]
Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ) ‘2016 İnsan Hakları İhlâlleri Raporu’na göre, “insan hakları durumunun ciddi biçimde kötüye gittiği”nin[12] vurgulandığı Türkiye konusunda,[13] 1 Şubat 2017 tarihli ‘Küresel Özgürlükler Araştırması’nda da “yarı özgür ülkeler arasında bir yıl içinde özgürlüklerin en çok kötüye gittiği” ve “puanının 100 üzerinden, 53’ten 38’e düştüğü” ifade ediliyor.
Özgürlükler konusunda Türkiye 10 yılda eksi 28 ile en büyük not kaybı yaşayan 10 ülke arasında 2. sırada! Üstümüzde Orta Afrika Cumhuriyeti, altımızda ise seçimi kaybettiği hâlde Başkanlık koltuğunda oturacağını ilan eden, ancak zoru görünce ülkeden kaçan liderin ülkesi Gambiya! Bu araştırmada Türkiye, basın özgürlüğü olmayan ülkeler listesinde![14]
KHK ile Ankara Üniversitesi’nden atılan Dr. Faruk Alpkaya’nın, “Türkiye’de şu anda başka bir şey yapılıyor. Bunu 150 yıllık modernleşme hareketinin topyekûn imhası olarak değerlendiriyorum,”[15] saptamasıyla betimlediği coğrafyamızda ‘The Wall Street Journal’a göre Erdoğan, “İslâmcı teröre karşı durabilecek bağımsız medyayı ve yargıyı baskı altına alıyor.”[16]
‘The Guardian’ın yazarı Liz Cookman da, “Eğer Amerika’nın Geleceğini Görmek İstiyorsanız Türkiye’ye Bakın’ başlıklı yazısında, ABD Başkanı Trump’ın icraatlarından “korkanlara”, “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün bu korkulanları çoktan yaptı,” diye seslendi.[17]
Orta yerde Erdoğan otokrasisi söz konusudur.
Bilindiği gibi otokrasi monarşinin bir çeşidi... Tek fark, yönetim miras yoluyla değil de, “güya” seçim yoluyla devrediliyor. Otokrat da, böyle bir yönetimde “tüm yetkileri elinde bulunduran” kişi… Sözlüklerde ayrıca yer verilen anlamıyla “buyurgan”!
Otokratik rejimlerin temel özelliği yönetimlerin halk adına karar vermesidir. Yönetici, halkın direkt iradesi olarak o koltukta bulunduğundan getirdiği politikalarla, yaptığı değişikliklerle halk adına iyi, güzel, doğru olana karar vermektedir. Otokratın kararları aslında halkın direkt kararları olarak görülmektedir.[18]
İsmet Özel, Ekim 2015’te düzenlenen bir toplantıda, “Bütün insanlar, Müslüman olmayanlar Müslümanlardan korksun diye... Yani Müslümanın ilk görevi terörist olmaktır. Kâfirler Müslümanlardan korkacaktır. Korkmadığı zaman Müslüman Müslüman değildir,” diye haykırabildiği tabloda[19] “Erdoğan Referandum” ile getirilmek istenen düzenin “tek adam rejimi” olduğunu düşünüp meseleyi orada bırakmak, durumun vahametini yeterince izah etmiyor…
Asıl tehlikeli olan bu kavrayışın, tüm toplumu, çoğunluğunu tanımlayan özelliklere sahip olanlardan ibaret sayması ve diğerleri ile konuşmayı, onların hak ve özgürlük taleplerini meşru saymayarak, devre dışı bırakacak sistemini yerleştirmesidir.
Onlar “Şöyle düşünüyorlar; ‘Madem ki bu ülkeni çoğunluğu dindar, muhafazâkar, Sünnî, Türk milliyetçisi, o hâlde toplumu yönetmek zaten onların hakkı, o hâlde bu hakkı teslim etmek lazım’. Bu kafaya göre diğerleri zaten; ‘özünü’ inkâr’ eden, tarihine, kültürüne, toplumuna ters düşenler, İslâm dairesinde olup olmadığı bile tartışmalı olan ‘Alevîler’, bir adım ötesinde ise ‘bozguncular’, ‘kanı bozuklar’, o hâlde onlara, ‘aslî unsura’ tabi olmak, sığıntı gibi yaşamak çok bile.”[20]
Durum tam da budur; böyledir!

I.2) SOMUT VERİLERİN ANLATTIĞI

“Dinci totaliter bir rejim gerçekleşmeye başlarken”[21] herkes hemfikir: Darbe girişimi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok istediği başkanlık için de... Sistem değişikliği için de iktidara büyük bir fırsat sundu.
Biliyoruz ki sistem değişikliği sadece siyasal nitelikli bir müdahale değil. Bu süreç aynı zamanda da... Sermaye birikim olanaklarının, sistem değişikliği yapmak isteyen gücün etrafındakilere aktarılmasıdır. Bir el değiştirme sürecidir yani![22]
Şimdi kaybedenden (Cemaatten) başlayan fakat onunla sınırlı olmayan bir el koyma süreciyle karşı karşıyayız. Çünkü yaşanan ‘FET֒ ile sınırlı olmayan bir el koyma süreci![23]
Mesela hükümet, Başbakanlık’a bağlı kurulan ve Sayıştay denetimi dışında bırakılan Türkiye Varlık Fonu’nu iki yeni kararname ile daha da genişletti. Ziraat Bankası, BOTAŞ, PTT, Türkiye Petrolleri, Borsa İstanbul ve TÜRKSAT’ın sermayelerindeki hazine hisseleri ile Türk Telekom’un yüzde 6.68’lik hissesi, Eti Maden ve Çaykur fona aktarıldı. Sabah saatlerinde THY’nin yüzde 49.12’si ile Halkbank’ın yüzde 51.11’i hissesinin Varlık Fonu’na devredileceği açıklandı.[24] Başına da Erdoğan’giller geçirildi!

“15 YILIN FATURASI: AKP’NİN AĞIR TAHRİBATI”[25]
15 yılda 52 yılın toplam cari açığı 10’a katlandı. 7 yılda borcunu ödeyemeyen 852 bin kişi ceza aldı, hapse düştü. Tüketicinin banka borcu 70 kat yükseldi. Aileler, evlerine giren paranın yarısından fazlasını borca öderken, 5 yılda milyonerlerin sayısı 32 binden 108 bine çıktı. Ekmek, su, elektrik, benzin, motorin, doğalgaz ve tüp fiyatları katlandı.
Aralık 2002’de 242.7 milyar TL olan devlet borcu 2016 Aralık’ta 759.6 milyar TL’ye ulaşarak neredeyse 3’e katlandı.
AKP’nin büyüyen ekonomisi, yoksulluğu ve işsizliği küçültmüyor, büyütüyor. Aralık 2002’de özel sektörün dış borcu 43 milyar dolardan Aralık 2016’da 293.7 milyar dolara ulaştı. 1988-2002 arası ortalama işsizlik yüzde 8 iken, 2016’da işsizlik oranı yüzde 12.1 olarak gerçekleşti.
Aralık 2002’de 52 yılda verilen cari açık 43.7 milyar dolar iken AKP iktidarında verilen cari açık 526.3 milyar dolar oldu. Memleketi tüm rafları ithal mallarla dolu dev bir süpermarkete dönüştüren, 15 yılda 52 yılın toplam açığını 10’a katlayan politikalar kimin eseri? Aralık 2002’de 80 yıllık dış ticaret açığı 247 milyar dolar iken, 15 yıllık dış ticaret açığı 888.9 milyar dolara yükseldi.
Aralık 2002’de karşılıksız çek tutarı 2.2 milyar TL iken, Aralık 2016’da karşılıksız çek tutarı 27.7 milyar TL oldu. Yanlış politikalar nedeniyle son 7 yılda borcunu ödeyemeyen 852 bin kişi ceza aldı, hapse düştü. Aynı tarihlerde 0.8 milyar TL olan protestolu senet tutarı, 12.3 milyar TL oldu.
Her aile evine giren paranın yarısından fazlasını borcunu ödemek için kullanıyor. Tüketicinin 2002’de 6.6 Milyar TL olan banka borcu, Aralık 2016’da yaklaşık 70 kat artarak 419.6 milyar TL’ye ulaştı. 15 yıl önce aile gelirinin borca oranı yüzde 4.7 iken, 15 yılın sonunda yüzde 57 oldu.
Aralık 2002’de çiftçilerin 5.1 milyar TL olan banka borcu, Aralık 2016’da 14 kattan fazla artarak 73.4 milyar TL oldu. Aynı tarihlerde 1 kilogram ekmeğin fiyatı 1.03 TL iken, 3.5 kat artarak 3.89 TL’ye ulaştı.
Lüks yatlardaki KDV’yi, ÖTV’yi sıfırladılar ancak çiftçinin mazotunu unuttular. Aralık 2002’de benzin 1.66 TL, motorin ise 1.30 TL idi. Aralık 2016’da benzin 5.44 TL, motorin ise 4.74 TL oldu.
Aralık 2002’de 1 metreküp su 144 Kuruş, 1 kilovat elektrik 16 kuruştu. Aralık 2016’da bunlar sırasıyla 408 kuruş ve 42 kuruş oldu. Aynı tarihlerde 1 metreküp doğalgaz 39 kuruştan 110 kuruşa, 12 kilogramlık tüp 21.4 TL’den 64.5 TL’ye çıktı. 15 yılda devletin ödediği faiz 700 milyar TL, vatandaşın ödediği faiz ise 317 milyar TL oldu.
Hukukun üstünlüğü endeksinde Türkiye, 113 ülke arasında 99. sıraya düştü. Basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içinde 151. Sırada yer aldı. Son 5 yılda 600 bin çocuk suça sürüklendi. 550 bin çocuk mağdur oldu. Çocukların cinsel istismarı yüzde 434, kadına şiddet yüzde 1400, boşanmalar yüzde 38, fuhuş yüzde 790, tutuklu ve hükümle sayısı yüzde 231, uyuşturucu bağımlılığı yüzde 678, adam öldürme yüzde 261, cinsel taciz yüzde 499 arttı.

Ekonomi-politik boyutlu bu gasp süreci, aynı zamanda toplumsal bir dönüşümdür/ dönüştürmedir!
“Nasıl” mı?
• Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, Mart 2017 itibarıyla kayyum atanan ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen 800’den fazla şirket bulunduğunu belirterek, “Bunların toplam aktif büyüklüğü 48 milyar lira civarında, ciroları da 30 milyar liranın üzerinde,” dedi.[26]
• Darbe girişiminin ardından İstanbul Fatih’teki bir cemaat yurduna devlet tarafından el konuldu. Aynı yurt kısa bir süre sonra Kredi ve Yurtlar Kurumu yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocuklarının yönetiminde olduğu TÜRGEV’e devredildi. Yurdun ismi de ‘TÜRGEV Haliç Kız Yurdu’ olarak değiştirildi.[27]
• AKP hükümetinin, TBMM’ye sunduğu torba tasarıdan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetiminde olduğu TÜRGEV’e 49 yıllığına kamu taşınmazlarının bedelsiz tahsis edilmesi çıktı. Tasarı, 30 yıldan fazla çalışan memurların emekli ikramiyesi farkının ödenmesi, ticari sicil affı ve engellilere yönelik düzenlemeleri içeriyor.[28]
• AKP’li Fatih Belediyesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ile kızı Esra Albayrak’ın yönetiminde olduğu TÜRGEV’e kıyak üstüne kıyak geçip, 25 yıllığına bedelsiz olarak vakfa verdiği öğrenci yurdu için kendisine ayrılan yüzde 20’lik öğrenci kontenjanını bile kullandı.[29]
• İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hocası olarak nitelendirilen Kemal Efendi’nin kurucusu ve onursal başkanı olduğu Kemal Efendi Vakfı’na 25 yıllığına bir binanın bedelsiz tahsis teklifinde bulundu.[30]
• Tuzla Tepeören’de yer alan Hazine’ye ait 14 bin 602 metrekare yüzölçümlü konut alanı ‘İnsani Yardım Vakfı’na ‘Bölgesel Lojistik Merkezi’ yapılması amacıyla 30 yıllığına verilmişti. Vakfın talebi üzerine alan ‘Özel Sosyal-Kültürel Tesis Alanı’na alınmıştı. Vakıf bu isteğinin yerine gelmesi yetmedi, alana yapılacak tesisin 2 bodrum katının da emsal dışı bırakılmasını istedi.[31]

I.2.1) DÖNÜŞÜM/ DÖNÜŞTÜRME VERİLERİ

Evet bir dönüşüm/ dönüştürme yaşanıyor!
Mesela Betül Soysal Bozdoğan’ın sorularını yanıtlarken Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un dediği gibi: “Eskiden merkezde cami vardı. Ancak Osmanlı’dan sonra, Türkiye’de maalesef bir zulüm tarihi oldu. Bunun adını açık koymak lazım. Öyle oldu ki camilerimiz ahır oldu, yıkıldı, tahrip oldu. Camilerde namaz kıldıracak adam olmadı. Doğru dürüst cemaat yok, imam yok. Çok şükür o zamana göre değişim oldu. Ancak hâlâ manevi oranda camilerimizin içinin boş olduğunu özeleştiri olarak söylüyorum. 120 bin çalışanı olan, her mahallede imamları olan büyük teşkilât. Çok mesafeler alındı ama hâlâ büyük eksiklikler var. Bırakın insanlar camilerde evlensin, düğünlerini camilerde yapsın. Tabii çalgılı, türkülü o manada demiyorum. İkramda bulunsun, dualar yapılsın. Bu anlamda şehirlerin merkezi camiler olsun. İnşallah bu 200 yıllık açığı kapatırız”![32]
İşte birkaç veri:
• Başbakan Binali Yıldırım 15 Haziran 2016’da akşam Kütahya’da bir programa katıldı. Binali Yıldırım’ın programında, “siyasi partilere eşit mesafede olması gereken” Kütahya Valisi Şerif Yılmaz, “İşte AKP, işte ak kadrolar” anonsu eşliğinde yurttaşları selamladı.[33]
• TBMM’de milletvekillerine ‘gazete’ adı altında dağıtımı yapılan Sakarya HürGündem’le şeriat propagandası yapılıyor; sıbyan mekteplerine övgüler düzülüyor.[34]
• TBMM Başkanlığı, Meclis kampusunda yeni açılan yüzme havuzu, fitness salonu, sauna ve jakuzi bölümlerinin kullanımını harem selamlık olarak düzenledi.[35]
• Muğla’nın Marmaris İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara resmi yazı göndererek, şifahi şikâyetlerden dolayı öğrencileri farklı alışkanlıklara ve olumsuz davranışlara sevk edebilecek ya da özendirebilecek, eğlence, şans oyunu, çekiliş ve yılbaşı adı altında öğrencileri ekonomik durumlarına göre farklı algılara sokabilecek etkinliklerden kaçınılması istendi.[36]
• Ümraniye’deki İstanbul Ticaret Odası İlkokulu’nda oluşturulan ‘15 Temmuz Köşesi’ne “Zafer İslâm’ın” pankartı asıldı. Okul yönetiminin bununla yetinmeyip koridorlardaki tahtalara cihat ayetleri yazdığı ortaya çıktı. Tahtalarda, “Allah yolunda cihad edip öldürüleyim” yazdığı görüldü.[37]
• Afyon’da Müftülük ve Milli Eğitim Müdürlüğü “Haydi Namaza” etkinliği düzenledi. Çocukların din öğretmenlerince teşvik edilmesini isteyen müftülük, çocukların camiye gidip gitmediğini imza karşılığında kontrol edecek.[38]
• Hatay’da Milli Eğitim ile Müftülük arasında imzalanan protokole göre imamlar okullara eğitim desteği verecek.[39]
• Yetkiye doymayan Diyanet, şimdi de siyasi parti gibi gençlik örgütü kurmaya soyunuyor. AKP hükümetinin, Diyanet eliyle camilerde kurmayı düşündüğü ‘Cami Gençlik Kolu’ projesi, aslında kamusal alana ve toplum yapısına yönelik süregelen dinselleştirme ve mezhepleştirme siyasetinin bir parçasıdır.[40]
• Diyanet İşleri Başkanlığı ve Bodrum Müftülüğü, Ortakent- Yahşi Beldesi’nin dünyaca ünlü mavi bayraklı Camel Beach Koyu’ndaki hazineye ait araziye 30 milyon lira harcamayla ‘İslâm Tanıtım ve Bilgilendirme Merkezi’ yapılacak. Hazırlanan projenin fotoğraflı tabelası dikilirken daha önce yerel yönetimlerin izin vermediği, bunun üzerine Muğla Çevre ve Şehircilik Muğla İl Müdürlüğü’nün gerekli düzenlemeyle izni verdiği ortaya çıktı.[41]
• Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Müezzinoğlu’nun katıldığı toplantıda talep listesini sunan Diyanet-Sen, müftülere resmi nikâh kıyma yetkisi istedi.[42]
• Diyanet’in aldığı karara göre, camilerde “kadınlar mahfili” adı verilen üst katta kadınlara ve çocuklara ayrılan bölüme giriş ve çıkış, erkek cemaatin giriş çıkışından ayrılacak.[43]
• Katıldığı bir televizyon programında ilahiyatçı Mustafa Aşkar, “Namaz kılmayan hayvandır,” dedi.[44]
• Sancaktepe Belediyesi ‘Bilgi Evi’nin duvarları ile Facebook sayfası “cihad” çağrılarıyla donatıldı.[45]
• RTÜK, ‘Aziz Mahmud Hüdai Vakfı’nın düzenlediği ‘Nakşibendilik Sempozyumu’ için hazırlanan reklam filminin, radyo ve televizyonlarda kamu spotu olarak ücretsiz yayımlanmasını, AKP ve MHP’li üyelerin oylarıyla “kamu yararı var” gerekçesiyle kabul etti.[46]
• ‘Devlet Opera ve Balesi’nin orkestra bölümündeki kadın sanatçılara, bundan 10 yıl önce “göğüs çatalları görünmeyecek kıyafetler giyilmesi” konusunda uyarıda bulunan dönemin DOB Orkestra Müdürü, viyolonsel sanatçısı Arzu Sugüneş, vekâleten genel müdür yardımcılığı görevine atandı.[47]
• Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Ergenekon mahallesinde ikamet eden hamile ve bir çocuk annesi Ebru Tireli (32) evinin yakınında bulunan bir parkta spor yaptığı sırada kimliği belirsiz bir erkeğin saldırısına uğradı. Kırmızı bir otomobilden inerek, genç kadının spor yaptığı alana gelen şahıs “Bir daha burada yürüyüp, spor yapmayacaksın” dedikten sonra ayakkabısını çıkararak genç kadının yüzüne vurmaya başladı.[48]
• Van Büyükşehir Belediyesi ‘Kadın Politikaları Müdürlüğü’ne bağlı ‘Rojin Yaşam Merkezi’ bünyesinde faaliyet yürüten sığınma evi kayyım tarafından kapatıldı. Erkek şiddetine maruz kalan yaşamı tehlikede olan kadınlara hizmet veren sığınmaevinde onlarca kadının kalıyordu.[49]
• Mersin Toros Devlet Hastanesi skandal bir uygulamaya imza atarak, bekleme triyajında “Tecavüze Uğramış Hasta” ibaresini kullanıyor.[50]
• G. Antep’te AKP’li Şahinbey Belediyesi’nin dağıttığı ‘Kadın ve aile ilmihali’ kitapta “Bir hanımın mecbur kalmadıkça taksiyi tercih etmemesi en güzelidir” ifadeleri yer aldı.[51]
• Pamukkale Belediyesi’nin yeni evli çiftlere dağıttığı ‘Evlilik ve Mahremiyetleri’ başlıklı kitapta “Çocuklar güneye doğru sıcak iklimlerde 10-12 yaşlarında evlendirilebilir”, “Bale şeytan ocağı, tiyatro şeytan yuvası”, “El sıkışıp tokalaşmak zinaya giden yoldur”, “Kadınlar spor sahalarına ve parklara gitmemelidir” gibi ifadelerin kullanıldı. Yine Kütahya Belediyesi tarafından da yeni evlenen çiftlere dağıtılan içerisinde “Sevişirken konuşursan çocuğun kekeme olur” gibi ifadelerin yer aldığı ‘Evlilik ve Aile Hayatı’ başlıklı kitabı dağıtıldı.[52]
• İstanbul Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde 19 Mart 2016 tarihinde canlı bomba Mehmet Öztürk’ün kendini patlatması sonucu 3’ü İsrail biri İran vatandaşı 4 turistin yaşamını yitirdiği, 44 kişinin de yaralanmasına ilişkin dava kapsamında IŞİD terör örgütü yöneticisi ve üyeliğinden tutuklu 5 sanık hâkim karşısına çıktı. Örgüt yöneticisi olmakla suçlanan Erkan Çapkın ilk duruşmada sağlık sorunları gerekçe gösterilerek tahliye edildi.[53]
• IŞİD’in Türkiye’deki yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 7’si tutuklu 96 sanık hakkında açılan davanın 25 Mart 2016’da görülen dördüncü duruşmasında, IŞİD’in Türkiye lideri olduğu iddia edilen Halis Bayuncuk dahil tüm sanıkların tahliyesine karar verdi.[54]
• Tutuklanan Büro Emekçileri Sendikası Diyarbakır Şube Eşbaşkanı Bedirhan Çetinkaya hakkında, sendikal faaliyetler kapsamında katıldığı yürüyüş ve basın açıklamaları nedeniyle 20 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Ankara katliam protestosuna katılmak, “Ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı savunacağız” pankartı, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganı terör örgütü propagandası sayıldı.[55]
• Ankara Gar Katliamı davasının ikinci duruşmasında mahkeme salonu karıştı. Patlamada eşini kaybeden bir kişi, patlamada yaşamını yitirenlerin isimlerini okudu. İsimlerin okunması sırasında IŞİD sanığı Mehmeddin Baraç “Yasin Börü” diye bağırdı.[56]
• 33 kişinin yaşamını yitirdiği Suruç katliamında emniyet müdürü Mehmet Yapalıal’ın görevi ihmal ve kötüye kullanma suçundan 7 bin 500 TL cezaya çarptırıldı. Katliamda yaşamını yitiren Çağdaş Aydın’ın babası Fethi Aydın, “Bu yaşananla Suruç’ta yaralı kurtulan insanları bir daha öldürdüler,” dedi.[57]

I.2.2) BASKI(LAR), YASAK(LAR) VE DEVLET ŞİDDETİ

Özgürlüklerin tehdit ilan edildiği coğrafyamız baskı(ların), yasak(ların) ve devlet şiddeti(nin) yurdudur.[58]
Oysa kamusal erkin görevi, bireysel özgürlükleri kısıtlamak değil, tam tersi, özgürlükleri güvenlik çemberi içinde korumaya almaktır. Hâl böyle olunca, güvenlik korkusu salarak özgürlükleri baskı altına almak kesinlikle özgürlükçü bir davranış olarak görülemezken;[59] durum Taha Akyol’un dahi, “Mesele genel otoriterleşmenin bir parçasıdır,”[60] diye itiraf ettiği bir felakettir![61]
• İçişleri Bakanlığı, sosyal medya alanında açılan soruşturmalara ilişkin açıklamasında, kimlikleri Cumhuriyet Savcılıklarına verilen 10 bin kişi hakkında soruşturmanın devam ettiği belirtip; “terörle mücadele” kapsamında, sosyal medya alanında 6 ay içerisinde 3 bin 710 kişi hakkında adli işlem yapıldığını, bunlardan 1656’sının tutuklandığını 1203’ünün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını açıkladı.[62]
• TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu üyesi Barış Yarkadaş, polisin sosyal medya kullanıcısı 17 bin kişi hakkında fezleke hazırladığını, 45 bin kullanıcının ise adresini tespit etmeye çalıştığını açıkladı.[63]
• RTÜK, NTV Spor kanalına prezervatif reklamı yayımladığı için ceza kesti.[64]
• Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’a “üstün zekâlı” dediği gerekçesiyle gözaltına alınan yazar Seray Şahiner, sonrasında ‘Limon Film’deki işinden atıldı.[65]
• Silifke’de CHP’li 4 genç duvarlara “Türkiye laiktir, laik kalacak” yazdığı için gözaltına alındı.[66]
• Cezaevinden yeni çıkan Aslı Erdoğan’ın evine pasaportuna el koymak için polis gönderildi.[67]
• Ahmet Şık’a tutuklandıktan sonra götürüldüğü Metris Cezaevi’nde üç gün su verilmediği öğrenildi.[68]
• İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD, TİHV, Türk Tabipleri Odası ve Diyarbakır Barosu cezaevlerindeki hak ihlâllerine dikkat çektiği açıklamayı yapan İHD Cezaevi Komisyonu Üyesi Muhterem Süren Türkiye’de cezaevlerinin işkence merkezleri hâline geldiğini söyledi.[69]
• Tutuklanan ‘Özgür Gelecek’ gazetesi yazıişleri müdürü Aslı Ceren Aslan, darp edilerek gözaltına alındığını, çıplak aramaya tabi tutulduğunu belirtti.[70]
• Modacı Barbaros Şansal, sosyal medyadaki paylaşımları dolayısıyla KKTC’den sınır dışı edildi. Barbaros Şansal gece saatlerinde Türkiye’ye geldi. Bir grup uçaktan inerken Barbaros Şansal’a saldırdı. Saldırgan grubun elinden güçlükle kurtarılan Şansal, gözaltına alındı.[71] Şansal, emniyet ve savcılıkta verdiği ifadelerin ardından sevk edildiği sulh ceza hâkimliğince “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklandı. Şansal’a saldıranlardan 8’i ise verdikleri ifade sonrasında serbest bırakıldı. Saldırganlar ifadelerinde, “milli duygularını” kılıf gösterdi.[72]
• Hüseyin Metin, Diyarbakır’da 90’lı yıllarda defalarca gözaltına alındı. Şimdi de iki oğlu aynı durumla karşı karşıya. İstanbul Esenyurt’taki Recep Tayyip Erdoğan Parkı’nda, Kürtçe türkü söylerken dövülerek gözaltına alınan Mazlum Metin (25) ve Zana Metin (19) tutuklu.[73]
• İzmir Emek, Barış ve Demokrasi Platformu, Güneydoğu’daki sokağa çıkma yasaklarını protesto, yanı sıra Paris’teki katliamı lanetlemek için 19 Kasım’a dek sürecek “yaşam nöbeti” eylemleri başlatmıştı. Eylemler, İzmir Valiliği’nce yasaklandı. Karar, platform üyesi yöneticilere “cep telefonu mesajıyla” iletildi.[74]
• Antalya’da Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi üyesi üniversite öğrencisi 21 yaşındaki Berat Öztemel, polisin kendisine “Ajanımız olur musun?” teklifinde bulunduğu iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.[75]
• Çorum Valisi Ahmet Kara, Alaca İlçesi’nde ziyaret ettiği bir lisede okul müdürünü sakallı görünce tepki gösterdi. Vali Ahmet Kara, “Bu yüzünüzün hâli nedir böyle? Sakalını kes veya okul müdürlüğünü bırak” diye azarladı.[76]

I.3) TOPLUMSAL İKLİM(İMİZ)

Böylesine verilerle bezeli toplumsal iklim(imiz), ırkçı/ ayrımcılık, milliyetçi saldırganlık ile paramiliter yasa tanımazlık ve muhbirlikten malûl bir çürümeyle karakterize olma yanında 1930’lar Almanya’sını andırmaktadır. Hızla hatırlatayım…
Yıl 1932… Cumhurbaşkanlığı seçiminde Hitler, en güçlü rakibi Paul von Hindenburg ile ikinci tura kaldı. İkinci turda Hitler yenildi ve Hindenburg Cumhurbaşkanı oldu.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası yapılan genel seçimde ise Hitler’in partisi Mecliste en çok sandalyeyi kazandı. Hükümet kurmak için koalisyon gerekiyordu. Hindenburg, koalisyon hükümetini kurması için Hitler’i başbakan atadı. Ancak koalisyon kurulmayınca Hitler, Alman Ulusal Partisi’nin desteği ile ülkeyi yeniden genel seçim sürecine soktu.
Almanya’da o tarihlerde Meclisin toplandığı Reichstag’ta çıkan büyük yangın, Hitler’e diktatörlük kapısını araladı. Yangının Hitler’in partisince çıkartıldığı iddia edildi. Hitler, Hindenburg’a imzalattığı bir çeşit OHAL kararnamesi ile vatandaşların çeşitli kişisel ve siyasal haklarını kısıtladı. Ardından Hitler’in partisi ve Alman Ulusal Partisi dışındaki tüm partilerin seçim çalışmaları durduruldu.
Hitler’in partisi, bu koşullarda yüzde 44 oy ile tek başına iktidar oldu, ama salt çoğunluğu elde edemedi. Daha çok yetki isteyen Hitler’e diktatörlük yolu açıldı.
Yıl 1933… Hitler, Meclisten “geçici” yetkiler istedi. Hitler’e ve hükümetine “Meclisin salt çoğunluğunun onayına gerek görmeden yasa yapma yetkisi” istedi! Bu istemin kabulü için Meclisin üçte birinin “evet” demesi gerekiyordu.
Oylamanın yapılacağı gün Hitler’in polisi Meclisi kuşattı. Bazı sosyal demokrat milletvekilleri Meclise sokulmadı. Seçimlerden önce 81 Komünist milletvekili de gözaltına alındı!
Sonrası, Adolf Hitler’in, “Ben dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim, onların güçsüzlüklerini kullanmak için geldim”... “Yeterince büyük bir yalan söyleyip yeterince sık tekrarlarsanız inanılır”... “Yaşamak isteyenler bırakın savaşsınlar; bu mücadele dünyasında savaşmak istemeyenler, yaşamayı hak etmezler”... “Bir gün gelecek, öldürmediğim her Yahudi için bana küfredeceksiniz,” haykırışları eşliğinde, malum…
Bunları unutmadan ilerlersek: Hicri İzgören’in ifadesiyle, “Toplumsal ayrımcılık ve ırkçı söylem nefretin ve şiddetin yaygınlaştırılmasında her zaman başvurulan bir araç oldu bu ülkede ama denilebilir ki hiçbir dönemde bu kadar ivme kazanmadı. Ötekileştirme ve ayrıştırma sorunu bugün artık her zamankinden daha güçlü bir şekliyle devletin en başından başlayarak uygulanan ve tavandan tabana yayılan bir politika hâline gelmiş durumda. Bu alandaki yaftalamalar öyle etkin bir hâl aldı ki; ‘ya bendensin ya da düşmansın’ noktasında nefret ve kine bulanarak kendinden olmayanı, farklı düşüneni ‘terörist’ görme ve gösterme noktasına kadar gelindi. Bu tehdidin okları artık toplumun her kesiminden insanı hedef almış durumda. Bu yapı, bunun toplumda kabul görmesi için de her türden demagoji ve hamaseti mübah sayıyor.
Türkiye’de siyaset, hamaset konusunda oldukça ustalaşmıştır. İşin acı tarafı hamasetin siyaset üzerinden işe yaradığı tecrübeyle sabittir bu ülkede. Haber takibi yapmayan, masa başında dikte ile haber yazan bir basının dayatma ve manipülasyonuna kanan bir halk gerçekliği buna yeterli bir ortam hazırladı her zaman.
Hamaset, bir tür rant kapısı, Türkiye siyasetinin milli yakıtı sanki. İçi boş kahramanlık edalarıyla, ‘Vatan-Millet-Sakarya’ edebiyatıyla tam gaz ileri… Laf kalabalığı demogojiyi de yedeğine alıp mesnetsiz iddialarla ve algı yaratma üzerinden suçlamalarla halkın önyargılarına ve korkularına dayalı olarak yürütülen bir siyaset bu. Yetmedi, buna duyguyu yok edip insaf ve vicdanın devreden çıktığı Makyavelist tavrı da eklemek gerek.
Bu sayede kaçınılmaz olarak bir algı yönetimi uygulanır. Halkın düşünce olarak olgunlaşmamış ve henüz bir davranış kalıbına girmemiş ön kabullerini yönetmeyi, nüfuz etmeyi, değiştirmeyi ve biçimlendirmeyi esas alan bu yönetim tarzı toplum nezdinde her zaman kabul gördü ne yazık ki. Türkiye’de demokrasiye, toplumsal ve bireysel özgürlüklere karşı yıllardır devam ettirilen psikolojik savaş, bu algı mühendisliğin vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Toplumun, sade vatandaşın kimi konulardaki görüşlerini, sendrom ve fobilerini de tüm bu mühendislikler oluşturmuştur.
Yıllarca otoritenin yüceltilmesine, hatta kutsallaştırmasına dayalı bir itaat kültürü üretildi. Ayırımcı ve dışlayıcı bir söylem geliştirildi. Milliyetçilik zorunlu ve buyurgan ideoloji olarak sunuldu. Kin ve nefret kültürüyle eğitilip yetiştirildi bu ülkede insanlar. Siyaset erbabının kışkırtıcı, ayırımcı ve önyargılı dili de eklenince, Türkiye’de zaten öteden beri var olan düşmanca algı ve tutumlar giderek büyüyen bir soruna dönüştü.
Yıllardır yalan yanlış bilgilerle sürekli bölünmekten korkan bir devlet mantığıyla cumhuriyetten bu yana birileri ülkeyi bölüp parçalamak istiyor algısı oluşturuldu. Türk halkının bilinçaltına bu inanç zerk edildi. Böylelikle kimileri kendisini bu ülkenin tek sahibi görüp ‘öteki’ni dışlayıp düşman belledi. Kendisine sunulanı irdelemekten, sorgulamaktan aciz bireylerden oluşan toplumların varacağı bir menzil yoktur. Bu tür bir yapı hem tek tek bireylerin (aslında birey olmamış, özne olmamış demek gerekir) ve toplumların tarihi felaketlerle doludur.”[77]
İşte kimi çürüme kareleri!
Irkçılık/ ayrımcılık…
• Konya’nın Beyşehir ilçesinde, iddiaya göre sokak köpeğini tekmeleyen Suriye uyruklu 4 kişiye “Köpeğe niçin tekme attınız” diyen 18 yaşındaki Mehmet Bayraktar ile grupta soyadı belirlenemeyen 21 yaşındaki İbrahim adlı bir genç, çıkan kavgada bıçaklanarak öldü. Olayda Suriye uyruklu 3 kişi de bıçakla yaralandı. Bayraktar’ın yakınları hastane önünde toplanarak yaralı Suriye uyruklu kişilere saldırmak istedi. Bir kişi “O çocuğa bir şey olsun Beyşehir’de ne kadar Suriyeli varsa kafasını kesip emniyetin önüne atmazsam adım Ahmet değil” diye tehditler savurdu.[78]
• İstanbul Fatih’te iftar öncesi işyerinin önünde sigara içen Gökay Çetin, yoldan geçen Ufuk T.’nin yumruklu saldırısına uğradı. Yaralanan Çetin, 9 gün hastanede tedavi görürken saldırgan serbest bırakıldı.[79]
Kendi “yasa”larını (bile!) tanımazlık…
• Erzurum İl Kültür Turizm Müdürlüğü Resim Heykel Müzesi ve Galerisi’nde çalışan KESK üyesi heykeltıraş Hasan Gazi Güley’in, “Anayasal düzeni değiştirmeye yönelik eylemler içerisinde olabilir” gerekçesiyle ihraç edildiği ortaya çıktı.[80]
• Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, ‘Özgür Gündem’ gazetesi çalışanlarının ‘Sarı Basın’ kartlarını iptal etti.[81]
• İstanbul Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Grup Abdal solisti Haluk Tolga İlhan’a iki soruşturma birden açtı. Açılan soruşturmalardan biri ise tutuklu gazeteciler için düzenlenen ancak yapılamayan bir konser olduğu öğrenildi.[82]
• Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesinde Yavuz Ortaokulu’nda Fen Bilgisi ve Teknoloji öğretmeni olarak görev yapan evli ve 2 çocuk babası Erdem Özdemir (36), lise öğrencisi bir kız çocuğuna cinsel istismar suçundan tutuklandı. Zanlı, savcılık ve mahkeme ifadesinde suçunu kabul etti. Özdemir’in Gölbaşı Belediye Başkanı AKP’li Yusuf Özdemir’in oğlu olduğu ortaya çıktı. Erdem Özdemir’in avukatı Gökhan Çağlayan, “Şüpheli belediye başkanımızın oğludur. Tutuklanması hâlinde telafisi imkânsız zararlar doğacaktır” diyerek savunma yaptı.[83]
OHAL’in vukuatlarına gelince…
• Mardin’in Kızıltepe İlçesi’nde 21 Kasım 2004’ın babası Ahmet Kaymaz ile birlikte 13 kurşunla öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın annesi Makbule Kaymaz, KHK ile temizlik işçisi olarak çalıştığı Kızıltepe Belediyesi Eğitim Destek Evi’ndeki işinden çıkarıldı.[84]
• Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi yönetimi, olağanüstü hâl ve kanun hükmünde kararnamelerle ilgili ikisi kendi fakültesinin öğretim üyesi olmak üzere üç profesörün katılacağı açık oturumun düzenlenmesine izin vermedi.[85]
• Valiliklerin demokratik eylemlere koyduğu yasaklar, bakanlık emrine dayanıyor. Kararların, İçişleri Bakanlığı OHAL Koordinasyon Bürosu’dan gelen genel bir yasak emrine dayandığı ortaya çıktı.[86]
• OHAL kapsamında yayımlanan KHK’ler ile hak ve özgürlükler tırpanlanırken kamuda ihraçlar ve kapatılan kurumlarda çalışanlarla birlikte binlerce kişi işini kaybetti.[87]
• Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’nun, binlerce kamu personelinin OHAL kapsamında ihraç edilmesi ve görevden uzaklaştırılmasına dayanak oluşturan bilgi ve belgeleri, devlet sırrı ilan ettiği ortaya çıktı.[88]
• Darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL’e dayanarak çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle inanılmaz bir “cezasızlık” politikasının da önünün açıldığı Trabzon’da bir savcının verdiği kararla ortaya çıktı. FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanan bir kişinin, gözaltındayken darp edildiği, kötü muamele ve tehdide maruz kaldığı iddiasıyla Trabzon Başsavcılığı’na yaptığı şikâyet, savcı tarafından 667 sayılı KHK gerekçe gösterilerek reddedildi.[89]
• 15 Temmuz sonrası gözaltında veya cezaevlerinde 11 “FETÖ intiharı” yaşandı. Ölümler “intihar” olarak kayıtlara geçirilse de aileler, avukatlar ve insan hakları örgütleri duruma şüpheyle yaklaşıyor. 11 kamu görevlisi cezaevinde, karakolda veya makamında ölü bulundu, 1 kişi ise Boğaziçi Köprüsü’nde intihara kalkıştı.[90]
• Hükümet KHK ile anayasaya aykırı seçim düzenlemesi yaptı, televizyonların ardından özel radyolar da baskı altına alınıyor. Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı OHAL KHK’sı ile birlikte basın yayın kuruluşlarına yönelik baskının şiddeti arttırıldı. Yapılan düzenleme ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Yasa’da kapsamlı değişiklikler yapıldı.[91]
• OHAL kapsamında yeni KHK için hazırlıklarını sürdüren AKP hükümeti, silah ruhsatı alınmasını kolaylaştırmayı planlıyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun AKP’nin Afyon kampında sözünü ettiği “bölgede siyaset yapanlara silah ruhsatı verilmesi”nin de bu kapsamda olduğu, ancak sadece bölgede siyaset yapanlar değil genel olarak silah bulundurma ve taşıma ruhsatı alınmasının kolaylaştırılması üzerinde durulduğu belirtiliyor.[92]
Paramiliter icraat ve tehdit…
• Darbe girişiminin ardından peş peşe sivillere yönelik silahlanma çağrıları yapılmaya başlandı. ‘Vakit’ gazetesi yazarı Abdullah Dilipak ile Melih Gökçek’in de destek verdiği çağrılar Twitter’da açılan ‘Ak Silahlanma’ başlığı üzerinden tüm hızıyla devam ediyor.[93]
• Sosyal medyadaki “silahlanma” çağrılarına, ‘Osmanlı Ocakları 1453 de katıldı. Ocak Genel Başkanı Emin Canpolat, “Erdoğan için ölür, Erdoğan için öldürürüz,” diyerek silahlanma çağrısı yaptı.[94]
• CHP’li Eren Erdem’in İstanbul Bağcılar’da katıldığı Malatya Akçadağ Güneşli Köyü Derneği tarafından düzenlenen panele taşlı sopalı saldırı düzenlendi.[95]
• Firuzağa’da Velvet Indieground Records adlı plakçı dükkânında düzenlenen Radiohead etkinliğine gericiler saldırdı. Ramazan ayında alkol tüketildiği için etkinliği bastıklarını sürekli dile getiren gericiler çok sayıda kişiyi darp etti. Saldırıda bir kişi gericiler tarafından kafasına atılan bira şişesiyle yaralandı.[96]
• Yazar Aydın Engin’e üst üste iki ölüm tehdidi yöneltildi. İlk tehdit, bir kitapçıdaki söyleşiye katılmak için Anadolu yakasına geçen Aydın Engin, arabasını park ettikten sonra yaya olarak Moda Caddesi üstündeki kitapçıya yürürken önüne çıkan üç gençten biri eliyle “dur” işareti yaptıktan sonra “Güneşe iyi bak son görüşün olacak” dedi. İkinci tehdit ise telefonda oldu. Birisi “Günlerin sayılı ib.e” dedi.[97]
Muhbirlik/ itirafçılık!
• Valiliklerdeki OHAL büroları aracılığıyla kamu çalışanlarına gönderilen bir yazıyla, çalışanlar FET֒yü çökertmek için itirafçılığa davet edildi. Yazıda “etkin pişmanlık”tan yararlanacak eski örgüt üyelerine, verdikleri bilgiler nedeniyle herhangi bir ceza hükmolunmayacağı da belirtildi.[98]
• Erzurum’da kamu kuruluşlarında çalışanları “denetleme” adı altında İçişleri Bakanlığı tarafından gönderilen müfettişlerin muhalif olan kamu emekçilerini fişlediği ortaya çıktı. Müfettişler tarafından kişisel bilgileri ve siyasi görüşleri açıklaması dayatılan emekçilere, skandal nitelikte sorularak dayatıldı. Kamu kurum çalışanlarına “Hangi mezheptensin?, Hangi partiye oy verdin?” gibi sorular yönelttiği ortaya çıktı.[99]
• Sözleşmeli öğretmen alımı sırasında yapılan mülakata “15 Temmuz’u değerlendirin… “Hangi gazeteyi okuyorsunuz,” gibi sorularla karşılaşan öğretmen adaylarından 1607’sinin mülakatla elendiği ortaya çıktı.[100]
• Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “terörle mücadelede muhbirlik” talimatı verdiği muhtarlardan biri Mersin’in Mezitli ilçesinde ‘göreve’ başladı. Cemilli Köyü Muhtarı Halil Bağcı, 18 köylüsü hakkında, “FETÖ, PKK, DHKP-C üyesi oldukları, Cumhurbaşkanı’na hakaret ettikleri” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.[101]
• 2016 yılında bütçeden ajanlara ve muhbirlere ayrılan ödenekler yetmedi. Verilen ödüllerin toplamı 4 milyon TL’yi aşarak tarihi bir rekor kırdı. 2016’da bütçenin bu kaleminden yapılan harcamalar tarihinin en yüksek düzeyine çıktı. Maliye Bakanlığı’nın 2016 bütçe gerçekleşme rakamlarına göre, 2015’de kamu personeli olmayanlara yapılan ödül ikramiye ve benzeri ödemeler 2015’de ödenenlerin 2.5 milyon TL üzerine çıktı.[102]


Yazının devamını oku...



[1] BİR-KAR’ın 24 Mart 2017’de Bielefeld’de, 25 Mart 2017’de Dortmund’da, 26 Mart 2017’de Frankfurt’ta düzenlediği etkinliklerde yapılan konuşma… Newroz, Nisan 2017…
[2] Karl Marx.
[3] Charles Bukowski, Pulp, Çev: Melih Katıkol, Parantez Yayınevi., 3.Baskı, 2013, s.128.
[4] Ursula K. Le Guin, Yanılsamalar Kenti, Çev: Meltem Tayga, İmge Kitabevi, 2016, s.67.
[5] “Hayat ancak geriye bakarak anlaşılabilir; ama ileriye bakarak yaşanmalıdır.” (Søren Kierkegaard.)
[6] Özgür Mumcu, “Faşizmin Yükseliş Sesleri”, Cumhuriyet, 22 Şubat 2017, s.3.
[7] Ahmet İnsel, “16 Nisan’da Post-Demokrasi Oylanacak”, Cumhuriyet, 4 Mart 2017, s.10.
[8] Murat Çakır, “Demokratörlük”, Özgürlükçü Demokrasi, 7 Ocak 2017, s.5.
[9] İHD Diyarbakır Şubesi’nin hak ihlâlleri raporuna göre, 2016’nın ilk 9 ayında 40 bin 573 hak ihlâlinin yaşandığı belirtildi. (“İHD’den Çarpıcı Rapor: 40 Bin 573 Hak İhlâli, 1481 Ölü, 1907 Yaralı”, Cumhuriyet, 20 Ekim 2016, s.6.)
[10] “En Acı Birincilik... Türkiye Özgürlüklerin En Çok Gerilediği Ülke Oldu”, Cumhuriyet, 2 Şubat 2017, s.10.
[11] Güven Özalp, “AİHM Karnesine 15 Temmuz Darbesi”, Hürriyet, 27 Ocak 2017, s.26.
[12] “Türkiye’de İnsan Hakları Durumu Ciddi Biçimde Kötüye Gidiyor”, Cumhuriyet, 23 Şubat 2017, s.10.
[13] İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporlarından derlenen verilere göre, 2016 yılında 451 kişi polis ve askerler kurşunuyla öldü, 34 sivil yurttaş ise çıkan çatışmaların arasında kalarak yaşamını yitirdi. 82 kişi yaşam hakkı ihlâllerinin yoğun olarak yaşandığı yerlerden olan sınır hatlarında öldürüldü. Öte yandan şehir merkezleri ya da kırsal kesimlerde yurttaşların bulduğu patlayıcı maddelerin ellerinde patlaması sonucu 2’si çocuk, 7’si kadın en az 11 kişi yaşamını yitirdi. (Nuri Akman, “İnsan Hakları Haftası’nda Endişe Verici Tablo”, Evrensel, 13 Aralık 2016, s.7.)
[14] Orhan Bursalı, “Pardon, Referandum’da Bu İktidarın ve Liderinin Nesine Evet Diyeceksiniz”, Cumhuriyet, 2 Şubat 2017, s.6.
[15] Kemal Göktaş, “Dr. Faruk Alpkaya: Türkiye’yi Çok Zor 2 Yıl Bekliyor”, Cumhuriyet, 16 Ocak 2017, s.11.
[16] Ergin Yıldızoğlu, “Dışarıdan Bakınca Türkiye”, Cumhuriyet, 5 Ocak 2017, s.9.
[17] “The Guardian: Eğer Amerika’nın Geleceğini Görmek İstiyorsanız Türkiye’ye Bakın”, Diken, 31 Ocak 2017… http://www.diken.com.tr/guardian-eger-amerikanin-gelecegini-gormek-istiyorsaniz-turkiyeye-bakin/
[18] Ayşenur Arslan, “… ‘Otokrat” Kimdir… Nedir…”, Birgün, 28 Ocak 2017, s.2.
[19] Ahmet İnsel, “En Kötü Zaman”, Cumhuriyet, 10 Ocak 2017, s.11.
[20] Nuray Mert, “Mesele Tek Adam Değil, Çoğunluk Sultası”, Cumhuriyet, 27 Şubat 2017, s.5.
[21] Ergin Yıldızoğlu, “Muhalefet ve Siyaset”, Cumhuriyet, 12 Ocak 2017, s.9.
[22] Bülent Falakaoğlu, “Fethullah’ın Servetinden Bizim Cebimizden, Yaşamımızdan”, Evrensel, 21 Kasım 2016, s.4.
[23] “OHAL’in Açık ve Uzun Eli”, Evrensel, 21 Kasım 2016, s.4.
[24] “Fon, Devleti Yutuyor”, Cumhuriyet, 6 Şubat 2017, s.8.
[25] İklim Öngel, “İşte 15 Yıllık AKP Yıkımı”, Cumhuriyet, 26 Şubat 2017, s.6.
[26] “Başbakan Yardımcısı Canikli: Bütün Mağduriyetleri Gidereceğiz”, Milliyet, 9 Mart 2017… http://www.milliyet.com.tr/basbakan-yardimcisi-canikli-butun-ekonomi-2410614/
[27] Aykut Küçükkaya, “FET֒den Aldıkları Yurdu TÜRGEV’e Verdiler”, Cumhuriyet, 27 Kasım 2016, s.3.
[28] Emine Kaplan, “Torbadan ‘TÜRGEV’ Çıktı”, Cumhuriyet, 21 Aralık 2016, s.7.
[29] Aykut Küçükkaya, “TÜRGEV’de Yeni Skandal”, Cumhuriyet, 21 Kasım 2016, s.5.
[30] Hazal Ocak, “Erdoğan’ın Hocasına Bedelsiz Tahsis”, Cumhuriyet, 17 Aralık 2016, s.7.
[31] Hazal Ocak, “İHH’yle Rantla Barış”, Cumhuriyet, 21 Aralık 2016, s.7.
[32] “Numan Kurtulmuş’un Hedefi Cumhuriyet: Osmanlı’dan Sonrası Zulüm”, Cumhuriyet, 26 Haziran 2016, s.5.
[33] “Devletin Valisi... Devletin Savcısı”, Cumhuriyet, 16 Haziran 2016, s.4.
[34] Sebahat Karakoyun, “Meclis’te Şeriat Propagandası!”, Birgün, 8 Haziran 2016, s.8.
[35] Emine Kaplan, “Meclis’te Harem Selamlık Dönemi”, Cumhuriyet, 10 Haziran 2016, s.5.
[36] “Marmaris İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden Okullara Yılbaşı Uyarısı”, Sözcü, 29 Aralık 2016, s.2.
[37] Bahar Aksaç, “İlkokul Koridorlarında ‘Zafer İslâm’ın’ Pankartı”, Birgün, 5 Ocak 2017, s.3.
[38] Ozan Çepni, “Afyon’da İmzalı Takip: Ödev Yerine ‘Haydi Camiye’…”, Cumhuriyet, 28 Ocak 2017, s.2.
[39] Ozan Çepni, “MEB’in Eğitim Ortağı Müftülük... Öğretmenleri İmamlar Eğitecek”, Cumhuriyet, 26 Aralık 2016, s.2.
[40] Turan Eser, “Diyanet, Cami Gençlik Kolu (CGK) Kurarsa...”, Birgün, 25 Ekim 2016, s.7.
[41] “Bodrum’un Dünyaca Ünlü Koyuna İslâm Merkezi”, Cumhuriyet, 16 Mart 2016, s.3.
[42] Hüseyin Şimşek, “Müftülere Resmi Nikâh Kıyma Yetkisi Verilsin”, Birgün, 7 Aralık 2016, s.3.
[43] Sinan Tartanoğlu, “İki Kapılı Camiler Geliyor”, Cumhuriyet, 16 Şubat 2017, s.13.
[44] “… Namaz Kılmayan Hayvandır’ Diyen İlahiyatçı Günah Çıkarttı”, Cumhuriyet, 18 Ocak 2017, s.6.
[45] “AKP’li Belediye ‘Cihad’a Teşvik Ediyor...”, Cumhuriyet, 13 Şubat 2017, s.12.
[46] Ozan Çepni, “Nakşiler Kamu Spotu Oldu”, Cumhuriyet, 17 Kasım 2016, s.15.
[47] Selda Güneysu, “… ‘Göğüs Çatalları Görünmesin’ Diyen Müdür Terfi Etti”, Cumhuriyet, 28 Kasım 2016, s.2.
[48] “Bu da Oldu... Parkta Spor Yapan Hamile Kadına Tekme ve Yumruklu Saldırı”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2016, s.3.
[49] “Kayyım Kadın Sığınma Evini Kapattı”, Cumhuriyet, 31 Aralık 2016, s.14.
[50] Turan Dal, “… ‘Tecavüze Uğramış Hasta’, Sarı Alanda Bekleyecek!”, Evrensel, 6 Şubat 2017, s.2.
[51] “Hanımlar Mecbur Kalmadıkça Taksiye Binmesin”, Cumhuriyet, 7 Ocak 2017, s.6.
[52] “Belediyenin Yeni Evlenen Çiftlere Dağıttığı Skandal Kitabın Orjinali Meclis’ten Çıktı”, Cumhuriyet, 17 Aralık 2016, s.3.
[53] Canan Coşkun, “IŞİD’liye Adalet Farkı”, Cumhuriyet, 10 Mart 2017, s.13.
[54] “IŞİD Davası’nda Tüm Sanıklar Tahliye Edildi”, Cumhuriyet, 25 Mart 2016, s.11.
[55] Mahmut Oral, “Sendikacıya 20 Yıl Hapis İstemi”, Cumhuriyet, 27 Aralık 2016, s.7.
[56] Alican Uludağ, “Ankara Gar Katliamı Davasında Salon Karıştı... IŞİD Sanıkları Avukatlara Saldırdı”, Cumhuriyet, 8 Şubat 2017, s.10.
[57] “Bu Cezayla Suruç’ta Yaralı Kurtulanları Öldürdüler”, Cumhuriyet, 11 Ocak 2017, s.6.
[58] Şiddetin çeşitli biçimleri var. Şiddet doğrudan fiziki olarak, öldürme, yaralama, korkutma, yıldırma amaçlı olarak uygulanabiliyor. Bunların arkasında bir siyasi proje, örgüt ya da yasal bir kurumsal yapılanma (devlet) olabiliyor. Açlık, yoksulluk, cahillik, geleceğe güvensizlik, mutsuzluk üreten toplumsal (ekonomik, siyasi) dinamiklerin yarattığı bir yapısal şiddet de söz konusudur. Şiddet bir de simgesel olarak, elinde siyasi güç, ahlâki, dini otorite olanların demeçleri, medyanın teşhir, hedef gösterme, aşağılama, “ötekileştirerek” yabancılaştırma, “günah keçisi” ilan etme yoluyla, yaşam tarzlarını, bedenleri, düşünceleri, inançları disiplin altına almak, denetlemek, susturmak amacıyla yaptıkları yayınlarla uygulanabiliyor. Tarih bize, siyasal iktidarı elinde tutan kesimin (sınıfın, grubun) istikrarı, etkinliği, en önemlisi meşruiyeti zayıfladıkça, bu şiddet türlerinin kesişmeye giderek birbirini beslemeye başladığını gösteriyor. (Ergin Yıldızoğlu, “17’nin Gelişi 16’dan Belliydi”, Cumhuriyet, 2 Ocak 2017, s.9.)
[59] İzzettin Önder, “Özgürlük ve Güvenlik Karşıt Kavramlar Değildir”, Evrensel, 4 Şubat 2017, s.4.
[60] Taha Akyol, “Guguk Devleti!”, Hürriyet, 10 Ekim 2015, s.18.
[61] “Yürütmenin istikrarı ile demokratik hak ve özgürlükler arasında doğrusal bir ilişki yoktur. Hatta tarih ‘istikrar’ adına demokratik özgürlüklerin askıya alındığı örneklerle doludur. İfade ve örgütlenme hürriyetinden basın özgürlüğüne demokrasinin asgari şartlarının ayaklar altına alındığı bir dönemde sadece yürütmenin istikrarına vurgu yapmanın anlamı bellidir. Bizlere özgürlük taleplerinizi toprağa gömün denmektedir.” (Güven Gürkan Öztan, “Anayasal Diktaya Karşı Demokrasi Saflarına”, Birgün, 12 Aralık 2016, s.3.)
[62] “Sosyal Medyaya ‘Büyük Gözaltı’... 10 Bin Kişiye Soruşturma Açıldı”, Cumhuriyet, 25 Aralık 2016, s.10.
[63] “Sosyal Medyaya Büyük Operasyon”, Cumhuriyet, 15 Ocak 2017, s.11.
[64] “RTÜK’ten Prezervatif Reklamına Ceza”, Cumhuriyet, 15 Aralık 2016, s.15.
[65] “Bilal’e ‘Üstün Zekâlı’ Demek de Hakaret: Gözaltına Alınmıştı Şimdi de İşinden Oldu”, Cumhuriyet, 27 Aralık 2016, s.7.
[66] Abidin Yağmur, “Laiklik İstemek Yine Suç”, Cumhuriyet, 15 Ocak 2017, s.11.
[67] “Aslı Erdoğan’a Pasaport Baskını”, Cumhuriyet, 6 Ocak 2017, s.10.
[68] Canan Coşkun, “Ahmet Şık’a Su İşkencesi”, Cumhuriyet, 6 Ocak 2017, s.10.
[69] “Cezaevleri İşkence Merkezine Dönüştü”, Evrensel, 14 Aralık 2016, s.8.
[70] Canan Coşkun, “Gazeteciye ‘Çıplak Arama’ İddiası”, Cumhuriyet, 23 Şubat 2017, s.11.
[71] “Barbaros Şansal’a Atatürk Havalimanı’nda Saldırı”, Hürriyet, 2 Ocak 2017… http://www.hurriyet.com.tr/barbaros-sansala-ataturk-havalimaninda-saldiri-40324637
[72] “Barbaros Şansal Tutuklandı”, Cumhuriyet, 4 Ocak 2017, s.10.
[73] Canan Coşkun, “Babadan Oğula Geçen Gözaltı Mirası”, Cumhuriyet, 25 Aralık 2016, s.11.
[74] “Vali Yasakta Çağ Atladı”, Cumhuriyet, 18 Kasım 2015, s.6.
[75] “… ‘Polis Bana Ajanlık Teklif Etti’ Dedi, Suç Duyurusunda Bulundu”, Cumhuriyet, 12 Şubat 2015, s.7.
[76] “Vali’den Okul Müdürüne: Sakalını Kes Veya Müdürlüğü Bırak”, Cumhuriyet, 28 Şubat 2016, s.13.
[77] Hicri İzgören, “Hamaset ve Husumet Siyaseti”, Özgürlükçü Demokrasi, 23 Şubat 2017, s.11.
[78] “Sonunda Kan da Döküldü”, Cumhuriyet, 11 Temmuz 2016, s.6.
[79] “Sokakta Sigara Yumruğu”, Hürriyet, 5 Temmuz 2016… http://www.hurriyet.com.tr/istanbul-fatihte-bayiltan-yumruk-40130400
[80] “Heykeltıraş, Eylem Yapma İhtimali Üzerine İhraç Edildi”, Evrensel, 2 Aralık 2016, s.12.
[81] “Özgür Gündem Çalışanlarının Basın Kartı İptal Edildi”, Cumhuriyet, 16 Mart 2016, s.9.
[82] “Çıkamadığı Konserden Soruşturmalık Oldu!”, Özgürlükçü Demokrasi, 15 Aralık 2016, s.11.
[83] Dilek Şen, “AKP’li Başkanın Oğlu Olan Öğretmen, Çocuğa Cinsel İstismardan Tutuklandı”, Cumhuriyet, 28 Şubat 2017, s.2.
[84] Mahmut Oral, “Uğur Kaymaz’ın Annesi KHK ile İşten Çıkarıldı”, Cumhuriyet, 24 Kasım 2016, s.6.
[85] Kemal Göktaş, “Hukuk Fakültesinde Hukuk Konuşmak Yasak”, Cumhuriyet, 22 Ekim 2016… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/619935/Hukuk_fakultesinde_hukuk_konusmak_yasak.html
[86] Sinan Tartanoğlu, “Yasak Emri Merkezden”, Cumhuriyet, 21 Ocak 2017, s.6.
[87] Pelin Ünker, “Olağanüstü İşsizlik”, Cumhuriyet, 2 Kasım 2016, s.8.
[88] Sinan Tartanoğlu, “OHAL İhraçları Sır”, Cumhuriyet, 18 Ekim 2016, s.6.
[89] Kemal Göktaş, “Suça Açık Kapı”, Cumhuriyet, 18 Ocak 2017, s.6.
[90] Zeynep Yüncüler, “İntihar Diyerek Geçiştirilemez”, Birgün, 11 Kasım 2016, s.7.
[91] Sinan Tartanoğlu, “YSK de Devre Dışı... Yandaşa Zırh”, Cumhuriyet, 10 Şubat 2017, s.4.
[92] Emine Kaplan, “Silahlanma KHK’ye Giriyor”, Cumhuriyet, 25 Ekim 2016, s.6.
[93] “… ‘Ak Silahlanma’ Provokasyonu”, Cumhuriyet, 22 Ekim 2016, s.6.
[94] “Hukukçulardan Sert Tepki”, Cumhuriyet, 22 Ekim 2016, s.6.
[95] “Bir Madımak’la Karşı Karşıyayız”, Cumhuriyet, 22 Ekim 2016, s.6.
[96] “Firuzağa’daki Radiohead Etkinliğine Gericiler ‘Sizi İçeride Yakarız’ Diyerek Saldırdı”, Cumhuriyet, 18 Haziran 2016, s.3.d
[97] “Yazarımız Aydın Engin’e Ölüm Tehdidi”, Cumhuriyet, 25 Aralık 2016, s.6.
[98] Sinan Tartanoğlu, “Devletten Çağrı: İtirafçı Olun Kurtulun”, Cumhuriyet, 21 Ekim 2016, s.6.
[99] “Müfettişlerden Skandal Sorular”, Evrensel, 10 Aralık 2016, s.4.
[100] “Okuduğu Gazeteye Göre Öğretmen Seçtiler”, Cumhuriyet, 27 Aralık 2016, s.5.
[101] Abidin Yağmur, “Muhtar İstihbarat Teşkilâtı... Köylüleri Şikâyet Etti, Erdoğan’a Hakaretten Soruşturma Açıldı”, Cumhuriyet, 14 Ocak 2017, s.11.
[102] Nurcan Gökdemir, “İhbarcılık Rekor Kırdı!”, Birgün, 18 Ocak 2017, s.8.
[103] Muharrem Kılıç, “Yeni Anayasa Umudu”, Türkiye, 17 Kasım 2016, s.19.
[104] Ragıp Zarakolu, “Anayasa Özürlülüğünün Tarihi”, Evrensel, 6 Şubat 2017, s.4.
[105] Fatih Yaşlı, “Üçüncü 12 Eylül Referandumuna Doğru”, Birgün, 18 Ocak 2017, s.3.
[106] İbrahim Ö. Kaboğlu, “… ‘Görev+Yetki+Sorumluluk’ Bakımından Anayasa Değişikliği”, Birgün, 2 Şubat 2017, s.9.
[107] Burada bir şeyi anımsatalım: 31 Mayıs 2015’de TRT Haber’in Yıldız Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la canlı yayınında varaklı koltuk ve masalarla çok motifli hâli dikkat çekti. Koltuğun taht olduğuna ilişkin çeşitli tartışmalar yaşansa da tarihçiler bunların gösterişli bir koltuk takımı olduğunu söylüyor.
Bu konuda Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ersin Kalaycıoğlu, “Osmanlı tarihine baktığımızda imparatorluğun çöküş döneminde saray inşalarının başladığını görürüz. XIX. yüzyılda Kırım Savaşı ve artan dış borçlanma sonrası Beylerbeyi, Çırağan sarayları yapıldı. Saray çürüyüşün bir göstergesidir. Aynı şekilde halısından, varaklı koltuklarına ihtişam da. Osmanlı devletinin en güçlü olduğu dönemde, padişahlar Topkapı Sarayı gibi son derece mütevazı binalarda yaşarken çöküş dönemlerinde Dolmabahçe, Beylerbeyi ve Yıldız Sarayı gibi devasa mekânlara geçilmişti. Devlet meşruiyet performansı sorun teşkil ettiğinde gösterişe ihtiyaç duyup bir başka görüntü çizmeye çalışır. Türkiye krizde olan Yunanistan’dan, İtalya’dan bile kötü durumda. Bir tarafta insanlar yoksullaşmışken öbür tarafta böyle bir şaşaa çok büyük tezat,” derken; tarihçi Ayşe Hür de şunları ekledi:
“Tarihte siyasi liderlerin, kralların, otokratların veya büyük şirket sahiplerinin, fiziki ya da siyasi sona yaklaştıklarını hissettiklerinde geride kendilerini temsil edecek, gelecek kuşaklara anlatacak bir şeyler bırakma kaygısına kapıldıkları görülüyor. Örneğin antik dönemin ünlü figürü Büyük İskender gibi bir dünya imparatorluğu kurmayı veya Fransız İhtilali döneminin kralı XIV. Louis gibi Versailles Sarayı’nda sefahat âlemleri yapmayı seçenler bu tipin iki ucunu oluşturur. Bu tür dev projelere yönelmenin nedeni genel olarak zaten devlet veya şirket işlerinin kötü gitmesi ve bundan kaçış olduğu için, soyundukları işin bütçesine göre kendileriyle birlikte devletin sonunu getirmeleri şaşırtıcı olmuyor. Çamlıca’ya cami dikmek, Taksim’de eski rejimin bir yapısının kopyasını inşa etmek, bunlar da yetmeyince İstanbul Kanalı’nı açmak gibi. Hepsi de son derece masraflı, masraflı olduğu kadar içinde yükseldikleri coğrafi dokuya büyük zararlar veren binalar yapmak, Erdoğan’ın siyasi sonunun yakın olduğunu ima ediyor olabilir.” (“İhtişam Çöküş Göstergesi”, Cumhuriyet, 2 Haziran 2015, s.4.)
[108] Erdal Atabek, “Reis’in Seçimi...”, Cumhuriyet, 6 Şubat 2017, s.4.
[109] Kemal Göktaş, “Yargıç Orhan Gazi Ertekin: İktidar Kendini Tahrip Ediyor”, Cumhuriyet, 13 Şubat 2017, s.11.
[110] Meltem Yılmaz, “Savunanları da Tutsaklaştırıp Doğduklarına Pişman Edecek”, Birgün, 18 Ocak 2017, s.5.
[111] “… ‘Hayır’da Buluştular”, Cumhuriyet, 3 Şubat 2017, s.7.
[112] Nurcan Gökdemir, “İnsan Derisiyle Kaplı Bir Anayasa Yapılıyor”, Birgün, 5 Ocak 2017, s.5.
[113] Duygu Güvenç, “Otoriter Rejim Adımı”, Cumhuriyet, 2 Mart 2017, s.6.
[114] “Erdoğan’dan Kaymakamlara Direktif: Kömür Dağıtın”, Cumhuriyet, 11 Ocak 2017, s.5.
[115] Alman hükümeti, gizli bir yazışmada Türkiye’yi “İslâmcı grupların merkezi eylem platformu” olarak nitelendirdi… ARD kanalında yayınlanan yazıda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ortadoğu’daki İslâmcı gruplar ve terör örgütlerine destek verdiği” ifadesi de yer alıyor. (“Almanya’ya Göre Türkiye ‘İslâmcıların Eylem Platformu’…”, Cumhuriyet, 17 Ağustos 2016, s.6.)

Yazının devamını oku...



Facebook'tan Yorumlar:

Tarih: 02.04.2017 Saat: 21:23

 
İlgili Bağlantılar
· Diğer yazılar: Yazar: Temel Demirer

En çok okunan yazı: Yazar: Temel Demirer:
ŞİİR VE ŞAİR ÜSTÜNE DÜŞÜNCELER[1]


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

İsterseniz bu habere / yazıya puan verebilirsiniz. Kasıtlı olarak çok iyi ya da çok kötü puan vermek dürüst olmayan bir davranıştır, ilgili kişilere hatırlatırız:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 Tavsiye Et Tavsiye Et

 Bu yazıyı paylaşBu yazıyı paylaş

facebook ta paylas

twitter de paylas

"Giriş" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yazılar ve yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Bu resmi görmeniz için 'flash player' iniz olmalş...
© w w w . s i r i n c e . n e t 1999-2008 Bütün hakları saklı Degildir!


Sitemiz katılımcıların düşüncelerini düşünce özgürlüğü ortamında paylaştığı bir sitedir.
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Sitemizdeki her türlü materyal kullanılabilir. Lütfen sitemizi kaynak gösteriniz.
Web site engine's code is from PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.11 Saniye