Şirince Ana Sayfa - Şirince Haber - Şirince Kart - İletişim

Açılış sayfanız yapın Sık kullanılanlara Ekle Bize Yazın Sitede Aratınız Sirince_TV İçimizi Acıtan 19 Gerçek! http://arsiv.sirince.net/images/on/10.png  Dayanışma için yıldıza tıklayınız. Devrimci Siteler i ziyaret et
Bulunduğunuz Site 
Home Ana Sayfa Downloads Dosya İndir Downloads Forum Forums Radyo - Sohbet Sohbet Your Account Hesabm
Ana Menü
 Şirince Menü
 Tanışalım
 Şirince'den
 Oda TV'den 
 Şirince Damar
 Seçmeler
 Şirince Arşivi
 Devrimci Basın
 Bağlantılar
 Konuk Defteri
 Şirince'ye Yaz
 Hosting  
 Şirince Hosting
 Şiir
 Şiirler Anasayfa
 Şiir Ekle
 Bütün Şiirler
 Şair Listesi
 Şair Ekle
 Açıklamalar
 Yazarlar
 Alev Kutluözen
 Ali Solmaz
 Ayhan Tırıç
 Bülent Tekin
 Esen Yel
 İlhan Büyükcebeci
 İsmail Karayılan
 Mahmut Halil Can
 Mürüvvet Yılmaz
 Necmi Otçu
 Nurettin Kurtuluş
 Onur Çağlar
 Sibel Özbudun
 Tamer Uysal
 Temel Demirer
 Turgay Delibalta
 Turgay Usanmaz
 Yavuz Kalkan
 Okuyalım  
 Aşk / Sevgi
 Devrim Tarihi
 Eleştiriler
 Genel Kültür
 Efsaneler
 Sağlık
 Gülelim
 Kadın
 Haberler
 Kitap Tanıtımı
 Şirince'den
 Aşuremiz
 Ansiklopedi
 Eğlence
 Resim, Fotoğraf, E-Kart
 Ayrıntılı E-Kart Sitemiz
 Oyunlar
 Üyeler
 Hesabım
 Mesajlarım
 Üye Listesi
 Şirince Grup
 Paylaşalım
 Tavsiye Et
 MİNİ SOHBET
 İstatistikler
 En iyi 10
 Anketler
 Genel İst.

Şiirlerimizden
· yani sevdan hayata gülümsemek (9471)
· YÜREK ÇAĞRISI (6702)
· Bekle Beni (5681)
· Hasretinden Prangalar Eskittim (5434)
· UNUTMAK YOK (5407)
· Mezopotamya (4885)
· SİTEM (4864)
· Veda (4449)
· YÜREĞİN ÜŞÜDÜĞÜ GÜN (4434)
· HAYAT (4416)
· Beş Satırla (4323)
· AŞKLA SANA (4190)
· Şair İşçidir (4015)
· Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var (3868)
· DUVAR (3698)

Sitemizde toplam şiir:1632

Son eklenen ya da
son değişen şiirler
· Paramparça (21)
· MAHUR İZMİR (31)
· Öğretmenim (362)
· Biraz Şiir (492)
· Benim Sevdam (1152)
· Olsa(m) (931)
· SİZ AŞKTAN N'ANLARSINIZ BAYIM? (1249)
· Bazen (984)
· Sokak Çocuğu (982)
· Sen Gidersen (1235)
· Denizim (1112)
· onlar yarattı cehennemi (1198)
· kuş sesleri sevdanın habercisidir (1824)
· Cemal Süreya (1684)
· Çocuk ve Masal (1414)

Siteye toplam hit
Şu ana kadar
14003478
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Mart 2001

Müzik Dinle



Bağlantılar
Toplam Site: 196
Toplam Kategori:7
Toplam Ziyaret:96831

 İsmail Beşikçi..
 www.AhmetKayaFan.n..
 Kızıl Can Yıldız..
 Sol Yayınlar Onlin..
 Turkish Language L..
 Oyunlarla İngilizc..
 Türkçe Dersleri..
 Serkan Engin'e ait..
 Gnoxis..
 Toplum Düşmanı..
 TSİP..
 Evrim Teorisi..
 olhayat..
 Paylaşım Radyo..
 Ortak Paylaşım..

 usanmazlar.....
 'Yasak Site'..
 Kızıl Bayrak..
 --Ozan Rap--..
 ÖzgürOkul.Org..
 yeni özgür haber..
 Yürüyüş..
 Milliyet..
 Fanatik..
 Eski Şirince..
 Halkın Sesi TV..
 Alevi Forumu..
 Anarsi.org..
 Evrensel..
 Kürdistan Devrimci..

IP bilginiz
Merhaba, Misafir
ip: 54.226.179.247
ispniz: amazonaws.com
Server: compute-1

Site Analiz
Top-Ten Countries visiting Şirince Paylaşım

1 COM COM
2 unknown unknown
3 NET NET
4 Turkey Turkey
5 Russian Federation Russian Federation
6 Germany Germany
7 Netherlands Netherlands
8 ORG ORG
9 Switzerland Switzerland
10 Belgium Belgium

View MS-Analysis

Hava Tahmini
İstanbul Ankara
İzmir Antalya
Adana Bodrum

FELAKET HAMDİ

Ahmet Canbaba

Kim ne zamana kadar para yardımı yapardı. Komşularından ne zamana kadar kimler yemek getirirdi.


Hadi üstünü başını çoğu insanlar acıyıp, kendi evlerinden giymedikleri giysilerinden veriyorlardı. Giysi işi bol bol yetip de artıyordu bile. Hele bir defasında belki de üç çuval eski birikmişti evinde. ‘Ne yapayım bunları kime vereyim’ derken deprem olmuştu da, deprem felaketine uğrayanlar için televizyondan adresini aldığı bir dernek vasıtasıyla, deprem bölgesine göndermişti. Kahveye her gittiğinde, kim çay ısmarlardı. Bazı günler kafası kıyak değilse şayet, bir sığıntı gibi hissederdi kendini. Çalışıp da para kazanamamanın verdiği ezikliği mimiklerinde nasıl yok etmeğe çalışırsa çalışsın; çoğu kez bunda muvaffak olamaz, gülünç durumlara düşerdi. Kimseye zararı yoktu. Hamdi küçükken, bir menenjit mi geçirmiş ne; birazcık uçukluğu olmasa, kimse ona takılmaz, aşağılamaz; onun saflığından istifade etmezlerdi. ‘Gariban’ diye çoğu kişiler korusalarda çokları da bedavaya iş gördürürlerdi. Bir çay parasına onu tanıyanların ‘ayakçısı’ olmuştu. Akşamları yatacak doğru dürüst bir mekanıda yoktu. Apartman yapmak için kısmen yıkılmış kapısı, penceresi olmayan harabe bir gecekondunun odalarından birinin içersine serdiği karton kutuda, gecelerini geçiriyordu. Ona göre park ve bahçelerde, tahta banklar üzerlerinde, istasyon ve terminallerde yatanlarda insandı. Onları gördükçe kendi yerinin iyi olduğunu düşünüp: " -Ya Rabb'im buna da şükür, beterin beteri varmış demek ki" derdi. Felaket Hamdi haber dinlemeyi çok severdi. Esasında çok iyi bir haberkolikti. Yanından eksik etmediği Nuh Nebiden kalma ancak birkaç istasyonu alabilen bir radyosu vardı. Nerede olursa olsun sık sık saati sorar, haberler gelmişse radyosunu kulağının dibine kadar getirir, öyle dinlerdi haberleri. Kahvede televizyondan haber dinlerken herkes Hamdi'den yorum alır. Onun oturup kalkmalarına, küfürlerine el, kol hareketlerine bayılırlardı. Çoğu kez anlattıkları da doğru çıkardı. Zannetmeyin ki boş birisi. Çoğu kez kendisiyle dalga geçenleri utandırırdı. Öyle sorular sorardı ki Hamdi, bazıları apışıp kalırdı; sorduğu sorular karşısında. Lüks otellerde eğlenenlere hiç aldırış etmez, deniz kenarlarındaki insanların gırgırları şamataları, aşkları Hamdi'yi hiç ilgilendirmez. Hele karnı açken, cebinde beş kuruş parası yokken, düğünlerde; savrulan paraları görmek bile Hamdi'yi ilgilendirmezdi. ‘Kendileri kazanıyor, kendileri harcıyorlar’ derdi. Önemli olan onların yaşayışını maliye denetliyor mu? Vergisini veren herkes istediği gibi eğlenebilirdi. Bir kaza haberi oldu mu içi giderdi Hamdi'nin. Bir ambulans gelip yaralıyı mı taşıyor: " -Şuna bak arkadaş ohh! Mis gibi yatak be, o sedyede olacaan şimdi" Kafası gözü sarılı insanları görüp: " -Ohh be! Benim bi kafamı gözümü yaracaklar, hele benimle öyle bi ilgilenecekler arkadaş, beni öyle bi sedyeye koymak için çaba sarf edecekler, bundan daha güzel mutluluk mu olur be?” derdi. Felaket Hamdi'nin hastalandığında kimsecikler semtine uğramazdı. ‘Kendi kendine iyi olur’ kimse, Hamdi'nin ne zaman hastalanıp ne zaman iyi olduğunun farkına varmazdı. Bir sıcak yuvanın, bir şefkatli elin, bir okşayışın hasretini taşıyordu yüreğinde. Hastanın hastanede, suçlunun hapishane de yatmasına imrenirdi. Zengin olsa, parası olsa, istediği gibi yaşardı ama bu durumda parasız sıcak bir lokmada ancak böyle temin edilirdi. ‘Onyedi Ağustos Depremi’ imdadına yetişmişti. Üzerinde yarım yamalak çatısı olan duvarları yıkık, kapısı ve pencereleri olmayan barınak için sahiplendiği gecekondudaki karton kutusunun içinde mışıl mışıl uyurken, gecenin saat üçünü biraz geçe bir gürültüyle uyanmış, gecekondusunun sağlam kalan kısımları da tamamen göçmüştü. Gecenin bir yarısında her taraftan feryat figan sesleri geliyordu. 'Oğlum' 'kızım' diyenleri mi, 'anam' 'babam' diyenleri mi ararsın. Her tarafta bir panik, bir koşuşturmaca vardı. Çevresindeki çoğu binalar kendi gecekondusuna dönmüştü. Hamdi birkaç gündür açtı. Bir suyla, ısmarladıkları bir bardak çay karın doyurmuyordu. Vicdanı dayanamadı feryatlara. Gene de gücünün yettiği kadar yardım etmeliydi. Başı dönüyordu. Kendi içindeki depremi bir atlatabilse. Kendi iç dünyasının yıkık duvarlarından bir kurtulabilse, açlığın kansızlığa, kansızlığın halsizliğe, dermansızlığa dönüştüğü iç dünyasından adımlarını atıp, çatısı iyice göçmüş duvarları daha da çok yıkılmış gecekondusundan bir çıkabilse, gerisi kolay olacaktı Hamdi için. Bir hayli çevresinden gelen feryatları dinledi. Kalktı sendeleyerek, kendisine en yakın bir apartmanın yıkılmış enkazına kadar zar zor yürüdü. Nihayet kendi mahallesiydi. Dövünen feryat eden Can Beyi ve kenara çıkartılan kanlar içersindeki ezilmiş bir kişinin cesedini görür görmez, olduğu yere bayıldı. Hamdi kendisininde diğer depremzedeler gibi Ambulansa konulmasını, hastaneye getirilişini, hiç mi , hiç hatırlamıyordu. Kendisine geldiğinde hastane koğuşunda tertemiz yataklar içersinde buldu kendini. Bütün yataklar yaralı, hasta doluydu. Yeni yeni yaralılar geliyor, bir kısmı ayakta tedavi edilip gönderiliyordu. Etrafta bir koşuşturmaca vardı. Yavaş yavaş gözlerini açmış olanı biteni seyrediyordu. Gözleri Can Abi'sini arıyordu. Yıkık enkazın önünde en son onu görmüştü. Tüm mahalleli Hamdi'yi bilirdi. Yataklar üstünde birkaç tanıdık simaya rastladı. Çoğunun başında sahip çıkan kimseleri yoktu. Açık duran odalarının kapısından başlarını uzatıp yakınlarını arayan ve sonra başka odalara bakmak için telaşla oradan ayrılan depremzede yakınları bir curcuna yaratıyordu. Hamdi bir hayli olanı biteni izledi yatağından. Sonra içersinde yemek bulunan arabanın girdiğini görünce kapıdan, bayram şekeri almış çocuklar gibi sevindi. Sevincini belli etmeden, sıcak bir tabak çorba, yoğurtlu ıspanak ve makarnayı büyük bir iştahla bitirmişti. Açlık sınırının altında kaç kişi yaşıyorsa Hamdi de bunlardan biriydi. Hamdi git gide düzeldi sağlığı yerine geldi. Ama ufakken geçirdiği menenjitin verdiği konuşma bozukluğu ve zaman zaman titremesini; doktorlar deprem şokundan sanmışlardı. Hamdi'ye bir sabah doktoru: “Hamdi iyileştin artık seni taburcu edelim" dedi. Oturduğu yeri sordu: "Bilmiyorum" dedi. Hayatında ilk defa oturduğu şehrin dışına çıkmıştı. Hamdi hastalığının verdiği konuşma bozukluğu ile evinin yıkıldığını, kendisinin kimsesi olmadığını ve hastaneye kimin tarafından getirildiğini bile hatırlamıyordu . Yalnızca açlıktan bayıldığı için depremden dolayıymış gibi hastaneye getirilmişti. Doktorlar hem nereden bilebilirlerdi Hamdi'nin açlıktan bayıldığını. Kendisiyle gelenlerden kimsecikler kalmamıştı. Doktor: “Evladım kimsen yok mu senin”? Hamdi: “Yok! Evim yıkıldı, nerede yatacam ben şimdi” deyip ağlıyordu. Doktor depremle ilgili olarak gelen ekiplerden birine Hamdi'yi teslim etti. Tutanaklara deprem şokundan dolayı ‘konuşma bozukluğu’ ve hafıza kaybından dolayı da bir şey ‘hatırlayamama’ diye yazdılar. Kimsesiz Hamdi'ye güzel bir çadır, kap, kacak, ocak, televizyon gibi bir ailenin ne gibi ihtiyaçları varsa hepsini verdiler. Üstelik ziyaretçileri de vardı Hamdi'nin. Çadırlara 'geçmiş olsun'a gelenler halini, hatırını soruyorlardı. İlk defa insan yerine konulmanın zevkini tadıyordu. Aradan epey bir zaman geçti. Bir de prefabrik ev verdiler Hamdi'ye, keyfine diyecek yoktu. Artık felaketlere de imrenecek durumu kalmamıştı. Gelen yardımlardan ekmeğini, aşını alıyor, prefabrik evinde; deprem öncesindeki halinden ‘daha iyi şartlarda’ yaşamasına devam ediyordu. Bu ne kadar böyle devam ederdi, Hamdi'nin geleceği ne olurdu, bunu kendiside bilmiyordu ama şimdiki haline de, şükrediyordu. Bütün insanların acılarını yüreğinde taşıyan Hamdi, şimdide depremzedelerin kulu kölesidir. Hamdi ekmek kuyruğundadır, Hamdi tüp kuyruğundadır, Hamdi yardım kuyruğundadır. Tüm bunlar kendisi için değildir. Kim Hamdi'ye ne söylerse Hamdi onu yapmaktadır. Artık Hamdi'nin hiçbir felaketten beklentisi yoktur. Kendi evinde; radyosundan, televizyonundan haberleri izlemekte, geçmişteki felaket düşünceleri aklına geldikçe biraz da içinde bu düşüncelerinin mahcubiyetini yaşamaktadır... Ahmet Canbaba



Yazıcıya Uygun Sayfa  Yazıcıya Uygun Sayfa      Tavsiye Et  Tavsiye Et






Copyright © Şirince Paylaşım Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2007-04-30 (2374 okuma)

[ Geri Dön ]

Bu resmi görmeniz için 'flash player' iniz olmalş...
© w w w . s i r i n c e . n e t 1999-2008 Bütün hakları saklı Degildir!


Sitemiz katılımcıların düşüncelerini düşünce özgürlüğü ortamında paylaştığı bir sitedir.
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Sitemizdeki her türlü materyal kullanılabilir. Lütfen sitemizi kaynak gösteriniz.
Web site engine's code is from PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.26 Saniye