Halim Kar ile Söyleşiler (1)

Halim KAR, nam-ı, eski örgütünün kendine taktığı kadarıyla ‘Oturan Adam’la (onlar, ‘Oturan Boğa‘ diyorlar) yaptığım uzun söyleşiden, EKİM DEVRİMİ'ne ilişkin kısmın kısa bir bölümünü buraya alıyorum.

Ekim 29, 2008 - 23:29
 1.6k
Kemal Doğan: Sayın Halim KAR, aslında herkesin merak ettiği şu ‚ neden size ‘Oturan Adam‘ diyorlar? Ama, bu kısma şimdilik değinme yerine EKİM devrimi hakkında ki düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz sizin.Malum, hep ‘aykırı‘ düşünceler ileri sürüyorsunuz ve bu konuya yaklaşımınız da farklı, acaba bu konuda bize neler söylersiniz eski bir tüfek olarak?

Halim Kar: Aslında ‚‘aykırı‘ olan ben değilim, esas AYKIRI olan, bize ve bu topluma ‚yaşanan sosyalizmi‘, Sosyalist sistemleri anlatanlar FARKLI anlattığı için, benim söylediklerim ‚‘aykırı‘ görünüyor aslında benim anlattığım ‘gerçek tarih‘, bize bu tarihi anlatanlar ‘aykırı‘ anlatıyor, mesele burda. Yani bir ‘tahrifat‘ var, olmayan, yapılmayan şeyleri, hem yapılmış gibi, hemde sınırsız bir şekilde överek kitleleri yanıltma ve de SOSYALİST kavramına sorgusuz bir bağımlılık TAPINMA yaratılıyor. Elbetteki ben, bu kafaların karşı, dahası AYKIRI tarafındayım.

Kemal Doğan: Mesela nedir bu ‘tahribatlar‘ ve neden böylesi bir ‚‘tahribata‘ gerek duysunlar?

Halim Kar: Bunun nedenini bile anlatmak bayağı zaman alır ve yerimiz dar ama şunu söyleyeyim ki; Sosyalist sistemler dahil, ‘kendine Komünist veya Sosyalist Parti‘ lakabını takmış her yapının RESMİ bir TARİHİ var.

Gerek geçmiş tarih, gerek yaşanan olaylar, her zaman kendine Sosyalist ya da Komünist diyen Partilerin RESMİ çizgilerine göre değerlendirilir. Yani, benzetmek gerekirse? Ayakkabıya göre ayak aranır. Bu, RESMİ söylem ve RESMİ çizgiye göre tarih yazmak demektir. Mesela ben, içinde uzun yıllar faaliyet yürüttüğüm Partinin RESMİ OLMAYAN tarihini ele aldım. Ama her Sol partide bu RESMİ tarih anlayışı vardır ve ne yazık ki bunu yazanlar o PARTİNİN veya ÖRGÜTÜN yönetim kademelerinde olanlardır ve de söz, yazı, bir kez ağızdan çıktıktan ve de o sıralar kimse itiraz etmemişse? Artık o söylemler, yazılar, o partinin RESMİ TARİHİ olarak kendi kitlesi tarafından kabullenilir ve savunulur. Bana göre her RESMİ TARİHİ olan yapılarda, bir çarpıtma, bir tahrifat mutlaka olur. Tıpkı RUS DEVRİM tarihi gibi. Defalarca değiştirilmiş ve RESMİLEŞTİRİLMİŞ bir tarih. Yalan da çok Stalin’in yazdırdığı tarihte tabi.

Kemal Doğan: Sizin bu düşüncelerinizi dinledikçe, acaba ne zaman TROÇKİST oldunuz hocam? diye, sorasım geliyor.

Halim Kar: Sor, bir şey olmaz, zaten sormazsan ayıp olur. Sorduğun soru bile; ‘duymak istediğin şeyleri’ beklediğinin kanıtı, tıpkı ‘klasik solcular’ gibi. Ama, benim yukarıda sıraladığım şeyler, TROÇKİ nin ‘iddilarindan’ bir parça olduğu da bir gerçek. O yüzden bu soru pek tuhaf gelmedi bana. Fakaaat, yanlış adama yanlış soru soruyorsun, diyeceğim sana ve açacağım bu konuyu müsadenle.

RESMİ TARİHİ KİM YAZAR? Hepimizde komünist partilerinin işleyişini biliriz; ‘Azınlık, Çoğunluğun görüşlerine tabidir’ derler. Öyle değil mi? Bu, Leninist Parti örgütlenmesinin A-B.C sidir (monolitik parti, tam da budur).Bunu, bir Leninist, bir Stalinist, bir Maoist’te kabul eder. Yani, buradaki tanımlamaya ‘itiraz’ edecek, kendini Marksist olarak da yorumlayan hiç bir SOL parti yoktur. İyi ama bu Komünist Parti içinde ‘farklı düşüncelerin’ olduğunun ‘itirafıdır’ da değilmi? (Mao, buna ‘iki çizgi’ diyecektir, daha sonra) İşte, gerek Sosyalist Sistemlerin, gerek Komünist Partilerinin RESMİ TARİHİ tarihini de? O an, ve ya zamanlarda (isterseniz buna ‘dönem’ diyelim) yazanlarda PARTİ içinde ‘ÇOĞUNLUK’ durumda olan grup tarafından yazılmıştır. Bu yüzden, işin bu kısmını görmemek büyük yanılgı olur. ÇOĞUNLUK, kendi bakışını ister istemez kendi değer yargılarıyla da olsa ortaya sürer. Olan budur. O yüzden her Komünist partisinin aynı zamanda ‘resmi olmayan’ bir düşünceler yığını ve tarihi de vardır. Herkes kendine yontar yazarken çünkü, hep kendi grubunun başarılarından söz eder, ister istemez.Tek yanlı bir bakıştır bu.

Gelelim şu ‘ne zaman TROÇKİST olduğum’ esprisine. Elbette benim Troçkist olmadığımı en iyi bilenlerden birisin sanıyorum, Troçkist olsam benimle söyleşi bile yapmazdın.

Bu konu çok etraflı bir konu ve başka bir başlıkla ileride ele alalım bu soruyu ama şunu da belirterek; Troçkist olsam? Stalinist kalırdım. Çünkü, Stalin’in akıl hocası ve önderi, teorisyeni; ‘yüz yıldır’ iddia edildiği gibi, LENİN değil, bizzat Troçki dir! Ben, Troçki ile Stalin’i ‘siyam ikizlerine’ benzetiyorum.

Zaten dikkat edersen, şu yenilgi ve arayış yıllarında, en fazla transferler? Stalinist gruplarla, Troçkist gruplar arasında olmaktadır. Bunların, birbirleriyle aralarında ‘Serbest Geçiş Kartı’ vardır. Gerek Sosyalizme bakışta, gerek Lenin’e karşı durmakta, gerekse de, ‘Proleterya Diktatörlüğünü’ tanımlayışta, ‘Proleter Demokrasiye’ bakışta... Troçki ile Stalin arasında ‘en küçük bir fark yoktur!’ İkiside her türlü demokrasinin düşmanıdırlar. Bunların gerçek çehresinin ortaya çıkması için? Lenin’in ölmesi gerekecektir o kadar.Bu soruya ‘şimdilik’ burada bir nokta koymak isitiyorum.

Kemal Doğan: Hocam bu tezleriniz eneteresan görüşler ve eğer böyle giderseniz, Lenin’i de ‘reddetmeniz’ yakındır gibi bir his içimde uyandı şimdiden. Sanıyorum, Stalin Rusyasını ‘insanların öldürülmesi’ ile ele alıyorsunuz. O zaman Lenin için de ’30 bin Muhalifini öldürtmüştür’ diyorlar? Galiba Lenin’in de sizin karşınızda pek şansı yok?

Halim Kar: Soruyu dile getiriş tarzınız, işin bir kısmı olduğu gibi, yanlış. Ben zaten geldiğim aşamada ne kendimi Leninist nede Marksist ne de Maoist olarak yorumlamıyorum.Ben, bu ülkeye (Kürdistan ve Türkiye) ‘demokrasinin’ devrim olmadan gelmeyeceğini çok iyi bilen, ‘devrimci demokrat’ bir insanım. AMA; ‘Lenin Otuz bin muhalifini öldürtmüş’ lafı? KOSKOCA bir YALAN! Lenin iktidara geldiğinde RUSYA’da bütün hapishaneler zaten BOŞALTILMIŞTIR ve BOMBOŞTUR! Avukat KERENSKİ ve Çarın en azılı GENERALLERİ bile, ’Devrime karşı çıkmayacakları’ doğrultusunda bir ‘Kağıt’ imzalayıp SERBEST bırakılmışlardır. Ben olsam, hayatta bunları bırakmazdım). Biliyorsunuz, ŞUBAT DEVRİMİNDEN sonra KERENSKİ ve prens LVOV (Şubat devriminden sonra ‘iki’ hükümeti prens Lvov, ’bir’ hükümeti ise Kerenski kurmuştur) bir numaralı Lenin ve BOLŞEVİK düşmanıdırlar. Bunları bile serbest bırakmışlardır Lenin zamanında Bolşevikler. Düşünün artık?

LENİN’İN ‘OTUZ BİN MUHALİFİ’ KİMLERDİR?’ 1917 Ekim devriminden hemen üç ay sonra tam 14 devlet işgal edecektir RUS topraklarını ve savaşın ASIL yanı, anti-emperyalist, anti-işgalci bir karektere bürünecektir. İşte bu ‘Otuz Bin Muhalif’? İşgalci emperyalistlerin desteğiyle RUS DEVRİMİNE silahlı tavır alan eski ÇARLIK taraftarı ve üst sınıflar ve partiler, kurum ve kuruluşlardır. Serbest bırakılan KERENSKİ de bunlar içindedir...

Unutmayın bu bir DEVRİM! Bir kez ayağa kalktığınız zaman göstereceğiniz EN KÜÇÜK tereddüt başta kendi SONUNUZU GETİRİR! Ve bu devrime katılanlar sadece BOLŞEVİKLER değil (önderlik? elbette onlarda ama her gruba Bolşeviklerin önderlik ettiğini söylemekte abartı olur ayrıca ve imkansız da..) Anarşistler, Sol sosyalist devrimciler, Bundçular, Çar’a karşı olan Askerler, Sol Menşevikler, Anarko sendikalistler vb..vb.. var.

Bujuvaziye, sadece bir KANLI PAZAR’da (biliyorsunuz, Papaz GAPON önderliğinde olmuştu bu yürüyüş ve GAPON ajan değildi) bir günde ‘Üç bine yakın’ insan öldürülmesini kınamayanlar, bir devrim esnasında ‘Otuz bin silahlı karşı-devrimcinin’ öldürülmesini? Lenin, ’Otuz bin Muhalifini öldürttü’ diye yüzsüzce ağıt yakıyorlarsa? O’nlara (ne adına bunları söylerlerse söylesinler) evet, o’nlara; ‘Baylar, bu bir silahlı başkaldırı, bu bir devrim! Ve de silahlı, örgütlü bir gücü ANCAK, silahlı ve Örgütlü bir güç ortadan kaldırabilir! Sizin, bu hümanizm adına yaptığınız soytarılıklara çocuklar bile gülüp geçecektir. Siz aslında ‘devrim düşmanlığı yapıyorsunuz!’ diyeceğiz elbette.

Bu kafalar ya ‘Devrim’ nedir anlamıyor? Yada bizim devrim yapma hakkımızı, böyle yılışıklıklarla elimizden almaya ve bizi sözüm onlara, ’mahkum’ etmeye çalışıp, bujuvaziyle kutsal dirsek teması kurmaya çalışıyorlar.

Ve unutmayınız ki yine; RUS topraklarından emperyalist güçlerin çekilmesi 1921 OCAK, daha gerçek rakamla NİSAN ayında son bulmuştur.

Diğer türlü yaklaşalım bu ‘saldırıya’; Lenin en son 1922 yılında Komünist Enternasyonal'de yaptığı son konuşmadan sonra? Siyasi arenadan çekilmiştir ve yatağa bağımlı hale gelmiştir. Evet, o zaman biz soralım; beyler, eğer kastettiğiniz savaş yılları içindekiler değilse? bu ‘Otuz bin muhalif?’ dediğiniz unsurların isimini koyunuz kimdir bunlar?...

Kaldı ki; Lenin’in bizzat Bolşevik parti içinde ‘başta, Kamanev, Zinovyev, Stalin, Troçki... olmak üzere en büyük muhalifleri zaten bunlardı? O zaman, bunlarda ‘topuz’ gibi ortalıkta durduğuna göre, ‘muhalif’ dediğiniz daha kimler olabilir? deyip, bir nokta daha koyalım. Buyrun, diğer sorunuz neydi?

Kemal Doğan: Zaten ‘esas’ gelmek istediğimiz yere gelmiş bulunuyoruz. Sizce 1917 Ekim devrimi ‘İşçi Sınıfı’ önderliğinde yapılmış PROLETER bir devrim miydi?

Halim Kar: Ezberini bozmak istemem, evet EKİM devrimi, Komünist Partisi önderliğinde yapılmış SOSYALİST bir devrimdi.

Kemal Doğan: Her ne kadar bir roman gibi olsa da anlatılanlar, en beğendiğim cevap bu oldu. Bunları sizden duymak gerçekten güzel. Şimdi gelelim..

Halim Kar: İsterseniz bir yere gelmeden burada iki dakika kalalım; cevabıma sevineceğini adım gibi biliyordum ve seni, sizi (okuru) sevindirmek ne güzel, bende sevindim AMA sorunuz YARIM bir soruydu? Bende ‘yarım ağızla cevapladım’ o yüzden...

Kemal Doğan: Ne yani, şimdi Lenin’in dediği gibi; araya, ’amma’lar, ’fakat’lar, sokararak bu devrimin ‘Sosyalist bir devrim’ olduğunu da mı inkar edeceksiniz?

Halim Kar: Hayır, ben bir siyasi tüccar, dahası umut taciri değilim. Konuştuğum ve yazdığım hiçbir şeyden ‘siyasal bir çıkar’ beklemiyorum, beklemedim de bugüne kadar. Ama, ‘sorduğun’ soru? gerçekten eksik. Sen bana 1917 Ekim Devrimini sordun, yani bu başkaldırıyı ve Bolşeviklerin iktidara gelişini. Bende, ’evet, bu bir PROLETER DEVRİMDİ dedim ama, bunun devamı var; sonra ne oldu? Biliyorsun, Ekim’den sonra Kasım var, Aralık var... dahası, 1918-1919-1920-1921.... vs. vs. yılları var. Yani, ne söylemişlerdi, ne sözler vermişlerdi, programlarında neler vaad etmiş? neleri yapabilmiş, neleri yapamamışlardı ve NEDEN?, Tam aksini yapmışlardı? Bunlar çok önemli.

RUS devrimi çok çok önemli, O’nun önemi sadece EKİM’de (yeni tarihle KASIM) olmasından dolayı değil; RUS devrimi, kendinden sonra gelen bütün sosyalist devrimleri etkilemiş, ANALIK yapmış ve ‘bir örnek’ olarak benimsenmiş, aynısının tıpkısını, diğer devrimcilerde (mesela; Çin, Arnavutluk... gibi) ülkelerinde UYGULAMIŞLAR ve aynı hazin sona kendileri de düşmüşlerdir.

Ekim devrimini çok iyi incelemek bu yüzden, SOSYALİZMİN yanılgıları, hatta Marksizmle kapışmak için bir mihenk taşı. ÖNEM? işte tamda burdan geliyor. Eğer EKİM devriminin yanlışları ile hesaplaşmazsak? Geriye dönüşlerin sebebini kavramak hiç mümkün değil. O zaman ne olur? Bizden sonraki kuşaklarda aynı hataları tekrar edip, aynı sonuca ulaşacak, aynı çemberin etrafında dönüp duracaklardır.

Einstein’in çok güzel tanımlaması ile; ‘aynı nedenler, aynı sonuçlara yol açacaktır!’ Bu yüzden, Ekim devriminin üzerinde ciddiyetle durmamız gerekiyor . Her devrimci işin bu yanına kafa yormalı ve üzerinde yoğunlaşmalı.

Slogancılar her yerde var, onları geçiyorum ben. Slogancılık bu ülke Solunda hastalıktır, tıpkı şekilcilik, taklitçilik gibi. Bence konu, öykü, daha yeni başlıyor. Hazır mısın dövüşmeye? Tabularınla kapışmak ister misin biraz, ne dersin?

Kemal Doğan
BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Kemal Doğan: Okura; söyleşimiz devam edecek Halim KAR’la. Bir daha ki söyleşimizin başlığını Halim KAR koydu;
‘Duman ateşi gizler, tıpkı ZAFER çığlıklarının kendi içindeki YENİLGİ tohumlarını gizlediği gibi’