gizli bahçenin gizli kirazları
Hep sana bir şeyler yazmak istedim ama ne yazacağımı bilemediğim için vazgeçmek zorunda kaldım ama şu an bunu yapmayacağım. Dilim çözülmeliydi zamanında ki bunları yaşamak zorunda kalmasaydım. Ama dilim çözülseydi belki daha üzücü şeyler olacaktı. Bunun bilinciyle yapamadım tuttum kendimi. “Gerçekten ne yapmak istiyorsan onu yap gerisini düşünme” cilerdensin biliyorum ama bunu normal yaşama aktarmayanlardan.
geçmişe uyanış
Şimdinin ve geleceğin soyut yaşanmamışlığından, verilmemiş kararlarından sıyrılıp gerçekliğe, somutluğa ulaşma içgüdüsüdür.
"Uyuyacağız uyanacağız, uyuyacağız uyanacağız ve o gün gelecek, sen şimdi uyu ki, hemen gelsin o gün" kim bilir belki bir erkek/kız çocuğunun denize gitme heyecanıyla uyuyamaması üzerine söylenir, kaç zamandır istediği oyuncak alınacaktır belki, uzaktan gelen yakınını görecektir.. Ama o yanan mumu söndürmek istemez bir zamanlar ona biri demiştir ki her sönen mumda bir denizci ölmüştür."hayır ama o ölmesin ki, o yaşasın hatta bizimle yaşasın, annem ona güzel yemekler yapar, benim yatağımda uyuyabilir, en sevdiğim oyuncağımı oynatırım ben ona" çocuk düşü işte.. Zihnimizdeki çağrışımsal her getiri kaynağını çocuk düşünden alır. Geçmişin yeni sayfaya aktarımı da.. Sonra büyür kaçınılmaz olarak, geleceği pek kestiremeden geçmiş ve şimdi yaratır kendine. Gelecek der durur ama gelecek nedir bilmez kimse aslında. İçi doldurulamayan bir söylem daha. Şimdisinin anıları geçmişi oluverir, adım adım büyüdüğünün kanıtları olarak yaşar giderler, onunla güler, üzülür, arzulanır, boşluğa düşer, geri gelir. İşte benlik yarışı başlar. Başladı mı;"esasen ben, geçmişteki ben mi geleceğe yürüyen ben mi" sorusu. "nerede durduğumda, kimde, hangi kelimelerde, hangi mimiklerde kendi anlamımı buluyorum. "aslında kişi, her an o kişidir. Şimdisiyle, geçmişiyle, onu bekleyen geleceğiyle. Kişiliğe bürünmüş bir geçmiştir artık onunkisi eğer ki hatırlanasıysa. Hayali arkadaş gibi yanındadır daima. Yarınlara taşımak istediklerini geçmişte bırakmak üzer insanı, taşıdıysa da kaybetmek korkusuna bürünür. Eninde sonunda o özlem-duygu-korku ince çizgisine takılıverir, pozitif-negatif his bombardımanına tutulur. Tasalanır. Kişi, kurtulmanın yolu olan özel savunma mekanizmasız kurtulma şansı yaratamaz kendine, saplandığı şeyin bir parçası olur, her gün doğumunda o şey olarak bakmaya başlar dünyaya, artık geleceği buradadır, geleceğini kurmaya çalışırken geçmişe dönüş yaşar inceden inceden."Gelecek yaratmaya çalışmak anlamsız, kendine kısır döngü yaratmaktan farksız, sürekli gitmek anlamsız.
Dur ve biraz dünyaya bak, gündüze, geceye, küçük çalı faresine, ateşböceğine, sokak kuşlarına. İnsanların saçma sapan ama kendi içinde anlamlı koşuşturmasını seyret, ev yemeği dükkanındaki bulaşıkçı kadının yüzüne bak, yağmurdan kaçarken doluya tutul, inan pek de fena değildir, dolu tanecikleri seni sarsar kendine getirir, hareket edemediğin her anın doyumunu yaşatır sana.." beyin içi monologlardan alıntı.. Her an hoşça kal dünya demeye müsait biz organizmalar, soluk borusu ve yemek borusu ayrımında yaşarız. soluk borusunun elin küçük parmağı kalınlığı varken yemek borusu çok daha geniştir. Şu kısacık monoton hayatlarımızdaki tek değişiklik ise bize hayat veren besin maddelerinin gitmeleri gereken yolu şaşırarak o parmak boşluğa ulaşmaları ve yaşantımızı sekteye uğratmalarıdır. Yani geçmişin içine insan hücresi kaçırmamalı küçük lokmalarla yavaş yavaş çiğnenerek sindirilmeli ve yapıya katılmalı. Geçmişe zırhsız atılmak oldukça tehlikeli, ormanlık bu alanda kaybolma ihtimali bırakmaz ki bizleri. Her uyandığımda şimdiki anımı geçmişimle şekillendirdiğimi duyumsayarak uyanıyorum, melodiler çok acımasız. En az çocuk acımasızlıklarımız, çocuk pervasızlıklarımız kadar. Geçmişe uyanıyorum, mutluyum, geçmişi ağır bir atmosfer altında sunmak istemiyorum sunulsun da istemiyorum, harmanlayarak yaşanmayanlar koyu bir tokat gibi iner benliğe. Ucuz telkinler, sonralar, anlıyorum iddiaları. Korkulması gereken geçmişe sürüklenmek değil geçmişi unutmak. İştahla geçmişimi özlüyorum geleceğime iştahla bir sofra hazırlıyorum.
mücadele
Çok kullanır oldum bu kelimeyi. Artık ağzımdan çıkar çıkmaz kendime kızıyorum. Yeter ama bu ne mücadelesi bahsettiğin diyorum. Mücadele yaşamın bir özeti, çeşitli hayat taneciklerinde saklanan algılarla-dolayısıyla mantıkla-reaksiyona giren tepkime sonunda oluşan madde gibidir.
Gel-git’lerin göbek bağıdır, bu kordon olmadan gel ve git arası çok açılır. Yemek yerken çok aç olunursa eğer yemeğin lezzeti dikkate alınmadan marjinal faydasının odağındaki açlığı düşünerek yeme mücadelesi verilir. Dil damak kurur su diye aranılır “su hayattır” inancı kuvvetlenir ve bir damlasına dahi muhtaç olunan noktada ağza çakıl taşı alınarak susuzluk giderilmeye çalışılır, gerçek susuzluğu yaşatmamak adına beyinsel ve fiziksel mücadele başlar. Eskiyle yeninin karması mücadele gerektirir, yeni gelir eskiye set çekmeye çalıştığı kısımda geçmiş hatırlanası ise, geriye ket vurmasın diye başlar gene. Nasıl ileriye ket vuran geçmiş konusunda başlıyorsa.
Mücadele. Yılları var. Anne ve babaya karşı verilen, sevgiliye. Sevgiliyle sevgi mücadelesi. Kim daha çok seviyor, kim daha çok anlıyor. Kim baskın kim değil. Kim kime ikna edici. Kim kendisiyle daha barışık. Kimse kimseyi anlamaz. Anlaşılması gereken bizler değiliz; davranışlarımız, olaylarda çözümleyici katkımız. Sen, ben, o. Anlayamam. Ortak paydamız toplum yaşamıdır, toplumumuzla kendi iletişim hatlarımızı döşeriz, her şekilde, kültür, bugün, yarın, şimdi, para. Yazı yazarken mücadele veriyorum ben zihnimle. Zihnime akamıyorum bir türlü. Yazamayanlar çok düşünenlerdir. Ama çerçeve çizemezler. Yazmaya kalksalar da içlerindekini dış dünyaya aktardıklarında bu değildi hissine kapılırlar soğurlar kendilerinden düşüncelerinden dış dünyaya akmaktan. Varsın olsun kalayım içimde. İçimde kalayım ben olayım, dışarıda ben olamıyorum. Melodilerle mücadele verirsin dış dünyaya karşı. Mesela şu an benim yaptığım. (Rodrigo’s Guitar Concerto)
Döngülerde döllenmeyi sağlayan kuşlar küçük çalı fareleri arılar böcekler. Çiçekler onları çekmek adına mis kokular afrodizyak etkiler yayarlar görüntüleri ona göre şekillenir, mücadele başlar. Etçil çiçekler de doymak adına kıskaçlarına giren canlıyı aman vermeden sindirime alırlar. Yaşamak mücadelesi. Döngüsel denge.
Gökçe PİRİNÇ


















