Felsefe yapmak nasıl ölüneceğini öğrenmektir..
“Neyi arıyorsan sen o’sundur zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık... “ Mevlana Kral Midas, ağaçların arasından Silenos`u görür; onun üstün bilgeliğinden yararlanmak için peşine düşer; sonunda yakalayınca, ona, “insan için en iyi olan nedir?“ diye sorar. Silenos susar. Kral sorusunu üsteleyip durunca, bir kahkaha atar ve der ki: “Var olmamak, varsa hemen ölmek; budur insan için en iyi olan.“
Felsefe ölümün gölgesine karşı yürüyüştür. Hakikate ulaşma yolunda sevgiyi içinde taşıdığı sürece yurtsuzluğuna ve anlam arayışına koşmaktır.
Zincire vurulmuş bir uygarlığın kalıntılarının arasında ayak izlerimden korkarcasına yürüyorum, her adımda Midas’ı ve Silenos’u düşünüyorum. Yazılıkaya’dan Midas’ın şehrine baktığımda kadim bir zamandan kalan işaretlerin gizeminde buğulanıyor gözlerim.
Mevsimlerin başlangıç noktalarını gösteren ne çok artı işareti var, acaba hangi mevsimde Kral Midas, Silenos’u aramaya çıkmıştı? Midas ve Silenos, ceza ve bilgi acaba ikisi de bugün ahırlara dönüştürülen yeraltı şehirlerine mi hapsedilmişti kendilerine karşı hunharca davranan uygarlıklar tarafından? “İnsan için en iyi olan şey neydi?”
Felsefede var olmamak, İçinde zaman ve mekân olmayandır... “Ölü filozoflar bahçesi”nde dil “tek harf” değildir onun için “başlangıçta söz vardı” denir. Narcissus’un hikâyesi, ölümsüzlüğü arayıştır, “zamanın kırılması”dır, insanın kaybettiği öteki yarısına bu “zaman kırılması”ndan geçerek ulaşmasıdır. Rivayet olunur ki; Narcissus bu “zaman kırılması”ndan geçtiğinde öteki yarısına kavuşmuş ve “ruh ikizi”ni bulmuş. Ve Felsefede ölüm, zamanda ise, mekân yok olmuş, ölümsüzlük de işte o zaman var olmuş. Ve Tanrı, “Ruh ikizini” aramayı unutanları, cezalandırmak için, “Narcissusu, her baharda açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş” “Narcissus, Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya dayanamazmış kendine... Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran... Bir gün ırmak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü... Uzanıp, iyice bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmis suya... Yeryüzünün en güzel insanının unutulmamasi için O'nu her bahar açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş. Narcissus, nergis olmus. »
“Var olmak için yok olmak lazım”der: Cemil Meriç, Narcissus yok olmasaydı, Baharda açan Nergis de olmazdı. Narsisus kendini aramaya gitti ve kendinden her baharda açan bir gül yarattı.
İnsan, dualite, yarısı kayıp... “Öbür yarısı et, kan ve damar... Aldığı nefes kadar yakınında olanı, kayıp tarafını arar durmadan... bekler arafta... İnsan, dualite yarısı kayıp... Zamanı ve mekânı dışarda arar...
Oysa zaman ve mekân insanladır, aldığı her nefesle her kalp atışla büyür ve yalnızlıkla birlikte duvarlar örer, kentler kurar insansız... Bu kentlerin içinden nehirler, yollar ve kaldırmlar uzanır sonsuza... Zaman ve mekân yoktur bu kentlerde. Nehirler nereye ulaşacağını bilmez... Yollar nereye çıkacağını sormaz... Kaldırımlar yalnızlıktan şikayetçi değildir... Sadece duygu arşivindeki yüzler solgunlaştıkça, aynalar eskir... Yaşamın bütün yüzleri, ruhtaki zamana ve mekâna hapsedilir...
İnsan dualite. Kendinde olanı sürgünde arar. Damlalarını, tanımadığı yağmurların sokaklarında üşür en çok, Arafı orda bekler. “Neyi ararsa o olur.” Ölümü, kutsal buyruk yaptığında, ölüm olup, “Viva Muerta”, yaşasın ölüm diye haykırır ve kendini “yabancılığına” tutsak eder.
Sahi bazen karşıtlarımıza ne çok benziyoruz... Onların kullandıkları sloganları kullanarak ölümü yücelttiğimizde, onların bedenlerimize serptiği kişilik parçalarıyla, huşu içinde “ya ölüm, ya istiklal” diye haykırıyoruz. Onun için de her zaman kendimizi, kendi karşıtımıza göre tanımlama ihtiyacı duyuyoruz. Karşıtımız şiddet olduğunda, biz daha vahşi bir şiddet olup onu alt etmek istiyoruz. Bu miras, Tevrat’ın “Yehova”sından kalma elbet... “Dişe diş, göze göz”...
Merih Nergis
Midas: Frigya Kralı(M.Ö 715-776) Ülkesi Frigya yakılıp yıkılınca bu felekate dayamayan Midas öküz kanı içerek intihar eder, Midas ile ilgili efsaneye göre: Dionysos kendisine her dokunduğu şeyi altına çevirme gücünü vermişti. Apollon ile Marsyas(Pan) arasında hakem seçilince, Midas ödülü Marsyas`a verir Appolon da Midas’ın kulaklarını eşek kulağına çevirerek ondan öcünü alır.
Silenos: Frigya`da su kaynaklarının ve nehirlerin perisi suların sembolüdür. Bilgelik yeteneğine sahiptir. Her zaman sarhoş ve coğu zaman eşek üstünde gezen bir ihtiyar.


















