Ermeni Meselesi ( 6/10 )

Hıristiyan-Yahudi-Hıristiyan düşmanlığı+Ermeni meselesi. ( 6 ) Yahudilerin 18. yüzyıla kadar ağırlıkla Selanik’e akınları devam ederken, 1648-1658 yıllarında Ukrayna katliamlarından kurtulanlar da Osmanlıya özellikle yine Selanik’e gelirler. 18. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlının çöküşüyle beraber Yahudi göçü Hamburg, Londra ve Bordeaux şehirlerine yöneliyor. Buralardan; Osmanlıdan ve Türkiye Cumhuriyetinden sonra en rahat ettikleri ABD’ye göçleri, ABD’deki iç huzurun gelmesinden itibaren başlıyor.

Kasım 5, 2005 - 04:48
 1.9k
19. yüzyılın ikinci yarısında ise “Alliance İsrailite” okullarının açılması ile çöküşten ticaret olarak etkilenen Selanik Yahudileri tekrar gelişmeye başlarlar.

İlk dönmelerin-avdetilerin göründüğü 1666 yılında başı çeken Sabatay Sevi’nin Mesihliğini ilân etmesiyle Osmanlı topraklarının içinde birçok taraftar bulur.

Yahudi Avdeti partisine geçmeden önce Osmanlıdaki bir başka gelişmeye de değinmeden geçmek istemiyorum. Bu işleyeceğim konu da Osmanlının bitişinde rol oynamış Hanedana başka gözlükler taktırmış, o gözlükler ise körlük getirmiştir.

“Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı İmparatorluğu 16.yüzyılda Avrupa’nın en güçlü devlet haline geldi. Coğrafi yakınlık yüzünden Fransa’nın Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkileri İngiltere’ninkinden bir yüzyıl önce başladı, Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa arasındaki ilk önemli diplomatik ilişki Kanuni’nin I.Francois’yı İspanyol esaretinden kurtarmasıyla başlar.”
(Kaynak: Jale Parla, aynı kitap.)

“Osmanlı Devletinin Fransız Hükümetine tanıdığı kapitülasyonlar Fransız-Osmanlı ilişkilerini biçimlendirmede daha da önemli yer tutar.

Bab-ı Âli’ye ilk daimi Fransız temsilcisi 1536’da atandı ve bunu 1543’te ilk kapitülasyonlar izledi.

Fransa’ya bu ilk kapitülasyonları veren Kanuni Sultan Süleyman, “Muhteşem ve Kudretli Türk” imajını da yerleştirdi.”
(Kaynak: Jale Parla, aynı kitap.)

1538’de ise İngiltere Osmanlıda daimi temsilci bulundurmakta gecikmez.

“1558’de Kraliçe Elizabeth’in tahta çıkması İngiltere’de Doğu’yla ticaretin canlandığı dönemi başlatır. Londra’nın önde gelen iki tüccarı, Edward Osborne ve Richard Staper Levant’ta ticaretin kârlı olacağını görürler. Fransa’ya verilen ticari ayrıcalıklara benzer ayrıcalıklar kazanabilmek umuduyla Kraliçe’ye İstanbul’da bir daimi temsilci bulundurması için baskı yaparlar. 1578’de İstanbul’a gelen William Harborne Kraliçe’nin değil Osborne ve Staper’in seçtiği adamdı ve İngilizler’e ticari ayrıcalıklar tanınması konusunda Bâb-ı Âli’de olumlu bir hava yaratmayı başardı. Harborne’un bu başarısı o zamanki Fransız daimi temsilcisi Geminghy’nin hiç hoşuna gitmedi, çünkü 1536’dan beri Bâb-ı Âli’de en etkin elçi Fransız elçisiydi. 1579’da İngiltere’ye ilk ticari ayrıcalıkların tanınmasıyla Bâb-ı Âli’de Fransız, İngiliz rekabeti hız kazandı. 1579 imtiyazları 1580 kapitülasyonlarına yolu açtı ve 1581’de Osborne ve on başka tüccar tarafından Levant Şirketi’nin kurulmasıyla sonuçlandı Kraliçe Elizabeth başta yedi yıllık ticaret izni vermişken, şirket, kapatılma tarihi olan 1825’e kadar, yani 244 yıl, ticari faaliyetini sürdürdü.”
(Kaynak: Jale Parla aynı kitap.)

Kısa bir süre sonra ise, 1838’de İngiltere ile Ticaret anlaşması imzalanmıştı. (Bakınız 4. Bölüm.)

1832-1833 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunduğu sıradaki anılarını Voyage en Orient adlı bir kitapta yayınlayan Alphonse de Lamartine’in görüşlerini de son olarak burada yayımlamamda yarar olacağını düşünüyorum.

“Doğu kültlerin, mucizelerin ve hattâ batıl inançların ülkesidir. Orada düş gücünü biçimlendiren büyük düşünce dindir. Bütün bu insanların yaşamı, kanunları ve gelenekleri dine dayalıdır. Batı hiçbir zaman böyle olmamıştır. Neden? Çünkü bunlar daha ilkel, daha ham bir ırktır, köklerinden Halâ kopamamış barbarların çocuğudur. Batı’da hiçbir şey yerli yerinde değildir, insani fikirler önde değil sonda gelir. Altın ve demir, hareket ve gürültü ülkesidir Batı. Dogu’ysa derin tefekkürün (düşünüşün), sezginin ve ibadetin. Fakat Batı dev adımlarla ilerlemektedir. Ancak Orta Çağ karanlılığının birbirinden ayırdığı din ile akıl, gerçeğin, aydınlığın ve sevginin bağrında kucaklaşınca, Tanrı’nın ilâhi soluğu tekrar dünyaya ruh verecek, erdem, uygarlık ve deha harikaları yaratacaktır. Dilerim böyle olur.”
(Jale Parla: Aynı Kitap)
“Osmanlı İmparatorlığu her geçen gün yıkılıyor ve yokoluyor... ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bu yıkılışını huzlandırmak, bu devin yıkılmasına parmak ucuyla dokunarak yardım etmeye bile gerek yok, çünkü yıkılış Tanrı’dan, (İmparatorluğun) kendi eyleminden, doğasının zorunluluğundan kaynaklanıyor; gerçekleşmesi mukadder her şey gibi bunu da önlemek Türkler (Osmanlı’lar N.K.) için de Avrupa için de olanaksız.”
(Jale Parla...)

İngiltere Dışişleri Bakanı Palmerston 1 Temmız 1839 günü parlementoda yaptığı konuşmada ;

“Bütün Doğu’nun beni doğrulayacağını bilerek size üzüntüyle söyleyebilirm ki artık Türkiye yoktur, Osmanlı İmparatorluğu diplomatik bir uydurmadan ibarettir”
(Jale Parla...?

Buna karşılık Lamartine’in 1878’de yaptığı açıklama ise, İngilizlerin Osmanlı üzerinde pekiştirebileceği üstünlüğü görüyor, buna karşılık Fransa’nın çıkarlarını korumasını öneriyordu.

“Osmanlı İmparatorluğu bir kez parçalanmaya görsün, şu anda pusuda bekleyen bütün Avrupa ve Asya devletleri harekete geçeceklerdir. Yirmi yıla kalmadan Akdeniz kıyıları mallarımızı alacak, deniz ticaretimizi canlandıracak, uygarlığımızı benimseyerek milyonlarca insanla dolacaktır. İşte Tanrı’nın avucumuzun içine koyduğu büyük fırsat, eğer görebiliyor ve anlayabiliyorsanız.”
(Jale Parla...)

19. yüzyılın ortalarında Fransızlar ve İngilizler Osmanlının biteceğini görüyor ve hazırlıklarını da sürdürüyordu.

Peki, Osmanlı da bu gidişatı gören yok muydu?

Başlı başına bir araştırma konusu olan İttihad ve Terakki Osmanlı İmparatorluğu’nda ne gibi roller oynadı? Bu gidişe yaptıklarıyla dur diyebildi mi? Bu sırada Gayrımüslimlerin yine bu gidişatta etkileri ne oldu?

Gelecek bölümde bunu işlemeye çalışacağım.

Nurettin Kurtuluş

NOT: 5. Bölümde yazım hatasının olduğunu uyaran bir dostuma teşekkür eder, hatalarımı aşağıdaki gibi düzeltirim.

Taklitçi Osmanoğulları 10.yy Bizansından kopyaladığı Toprak Kanunu’nu pratiğe geçirirken; bölgesel beylik, ağalık vergileri kendi adına topluyor gerekli olan yerlere doğru olarak ulaştırmıyor. Böylece hem köylüler, hem de merkezi otorite geriliyordu.

11.yy’da ise Bizanstaki bu başarısızlık toplumsal yaşamı çökertti. Daha sonraları tüm toprakların Hanedana devredilmesinin reform olarak görülmesi, Türk Köylüsüne devamlılık getirmediği için bir fayda sağlamadı.