Dönüşüm Üzerine

Franz Kafka genç bir yazardı. Eserinde, yozlaşan burjuva kültürünün bireyi nasıl otonom bir varlık haline getirdiğini anlatır. Aile ve çevrenin çıkarcı zihniyeti ile dayatılan beklentileri arasında koşuşturup dururken, böceğe dönüştüğümüzü fark etmek için, bir sabah yatağımızda uyanırken böcekleştiğimizi görmek mi gerekecek? Aslında Kafka için öyle olmuştu ve böcekleşen yazgımızda farkındalık yetimiz, toplum tarafından dışlanmamızı sağladı.

Mart 31, 2012 - 19:18
 582
Dönüşüm, içerdiği olay ve durum örgüsünün yanı sıra okuyucuda daha çok psikolojik bir etki bırakmakta. Kafka da hepimiz gibi kapitalist bir toplumun içine doğdu ve toplumu oluşturan mekanizmada merkezi bir işlev gören çekirdek ailenin konumunu eserine çok iyi yansıttı. Öykü bir kumaş firmasında çalışan ve çalıştığı firmaya borcu olan genç bir pazarlamacının, bir sabah uyandığında dönüşüm geçirmiş olduğunu fark etmesiyle başlar. Böcekleştiğini fark etmesi aslında bir bakıma sistemde köleleştiğinin farkına varmasıdır. Her sabah erken kalkarak uzun iş yolculuklarına çıkması, kötü yemekler yemesi, içtenlikten uzak iş ilişkileri kurması, dönüşüm geçirdiği sabah fark ettiği bazı olgulardandı. O bunları yatakta sorgularken bir yandan da böcekleşen iri cüssesini yataktan kaldırmaya çalışıyordu. Çünkü o sabah işe geç kalmış, ailesi ve müdürü telaşa düşerek odasının kapısına kadar gelmişlerdi. Sonrasında karakterin ailesi ve müdürü tarafından böcekleştiğinin görülmesiyle, onun toplum içinde dışlanması durumu başlar. Çünkü artık o sorgulamış, farkına varmış ve böcekleştiğini kabul etmiştir. Böylelikle kişi ailesi ve çevresi nedeniyle dâhil olduğu yapay kuralların dışına çıkar. Toplum ise kişinin bu farkındalığından oldukça rahatsızdır. Çünkü artık birey onların dünyasına hizmet etmez, iradesini kullanmaya başladığında da bi o kadar tehlikeli olur.

Öyküde karakterin ölümüne kadar evden çıkmaması ve çevresiyle kurduğu psikolojik diyaloglarla içinde bulunduğu baskı ortamı anlatılır. Eseri okuduğumuzda yazıldığı tarihten bu yana yaklaşık bir asır geçmesine karşın, toplumsal ilişkilerde bazı olguların hiç değişmeden aynı kaldığını gözlemleme fırsatı buluyoruz. Ailenin ve çevrenin çıkarcı beklentileri zamanla daha makro bir alanda toplumun ve devletin beklentisi oluyor. Birey bu beklentileri karşılamak zorunda bırakıldığında hem ruhsal hem de fiziksel açıdan oldukça zarar görmekte. Bu çarpık ilişkileri fark ettiğinde ise “öteki” olmak ve dışlanmak, böcekleşmek kadar doğal bir yazgı oluyor.

Kafka eserini karamsar bir çizgide noktalarken bize bu yazgıdan nasıl kurtulmamız gerektiğinden bahsetmiyor. Aslında tüketim toplumuyla birlikte böcekleştiğimizi fark etmek belki de Kafka için öncelikli büyük bir ilk farkındalığı simgeliyor olabilir.

Bu farkındalıkla birlikte;

Bitirirken doğal olarak olumlu anlamda her bireyin bencil olduğunu, ancak sorunun bencil olurken kendisine ve başkalarına zarar vererek başladığını belirtmekte fayda var. Olumsuz anlamda bencillik ise; ahlak, tabular ve normlardan beslenir. İnsanın zihinsel ufkuna sınırlar çekerek bireyi ve çevresini zarara iter. Ne zaman ki insan önce zihnindeki sınırları ortadan kaldırmayı başarırsa, işte o zaman böcekleşmekten kurtulacak ve hiçbir değerin esiri olmadan özgürce mutluluğu yaşayacaktır.

Ozan Usanmaz
28.02.12