*, DİL ÇIKARTAN CİDDİYET
Ayrılıkları önemsiyoruz ve sürekli yeniden anlamlandırma ihtiyacı duyuyoruz. Bu biraz da kendimizi tanımlama ihtiyacımızdan mı kaynaklanıyor acaba? Her neyse diyor ve devam ediyorum, ayrımları ayrıntılı biriktirme eylemini, özgünlükçü bir davranış olarak tanımlama ihtiyacı duyuyorum. Bazı insanlardan ayrılışımın temelinde, onların yaşamak için seçtikleri zaman diliminin, belirleyici olduğunu düşünüyorum.
Ben “şimdi” diyorum, avuçlarımızın içinden sızmakta olan bir zaman diliminin sadakatsizliğine aşık oldum. Aşk kadar bilmek istediğim bu zaman parçasına, her an ömrümü koyarak yaşamayı seçmekten ayrıldım kimilerinden.
“Anı” yaşamanın, anı birlik yaşamaktan radikal bir ayrılış olması, bu seçiciliği daha anlamlı kılmıyor mu, sizce? Her “ana” ömrünü koyarak anılar patlamasının fikri takibinde olmak, büyük bir farkındalıkla anın hakkını vererek yaşamak, bu günün içinde yarını inşa etmek, size pek olası gelmiyor mu? Her “anın” hızla anılara dönüşmesinin girdabında, bir baş dönmesi ile yaşamakta “oluşum”, adımı “serseriye” çıkaracak biliyorum. Bendeki bu disiplinsizliğin disiplinine olan tutku, aşk mıdır bilemiyorum?
Lakin yine de siz “şimdinizi” bir gözden geçirin, belki de bunun cevabı; sizde.
Yaşamının “ilk”lerini tüketmiş olanların, eski biriktirme tutkularını anlaya biliyorum, ama bendeki bu “ilk” tutkusu hiçbir şeyin eskimesine fırsat vermiyor; durmadan ilk, durmadan yeni tutkusuna yenik düşüyorum.
Anlaşıldı; ben yaşama sevincinden öleceğim. En iyisi siz aşka gömün beni.
İnsanın “ilk”leri ile yoğrulan doğanın bütünleşmesi, sizlere ne çağrıştırır bilemiyorum.
Her şeyi başka şey yapma gücünün ilklerle olan bağı aşikar değil mi, yoksa.Ben şimdi ilklerin eseri olan aşka yenilmekten hicap mı duymalıyım?
Her “ilk”ten aşk olmasa da her aşk ilk yapar kendini biliyorum.
Sadece diyorum ki; ayrıntılı biriktirilmiş ayrılıklarımızı, ayaklandırandır aşk ve bunun içindir hep ilk olabilmesi .
Ayrılıkları ayaklanan insanların her şeyi başka bir şey görebilmesinde şaşılası ne var, acaba?
Şimdiye koyduğum ömrüm, yarınımda yapacaklarımı belirliyor. Ben söylediğinden yaşamakta oluşumun çılgınlığının hayretleri içerisinde, akıp gitmekteyim. Artık yarın ne yapacağımı biliyorum.
Sorun bu değil tabi ki, asıl soruya yaklaştıkça, şimdinin çaresizliği kıvrandırıyor beni.
Yarın bana ne yapacak acaba. Bu sorudur beni ne olacağım delisi yapan. (ne oldum delisi olanlara duyurulur ,bu sizinkinden değil )
Yine bir eksiğin kapısına dayanıp kalıyorum, içimdeki yaşama sevincinin dalgalarına kaptırıyorum kendimi, yarın, bana ne yapacak?
Etki-tepki meselesi diyorum. Ben şimdiye yüklendikçe yarın bana yükleniyor, ben şimdiye ne kadar işlersem, yarın o kadar sarsıyor beni diyorum, aklım yatışıyor lakin anlatamıyorum yüreğime kendimi.
“Şimdi”, yarın olana değin bir tıkırtıdır gidiyor içimde.
Bütün olabilirlikleri hesaplanmış bir yarın olamayacağının bilinci heyecanlandırıyor beni. Bir ihtimalin en küçük sapması, yarında kelebek etkisi yaratabiliyor. Bunu seviyorum. Onun için de diyorum ki; ben, yarın ne yapacağımı biliyorum, ama yarının bana ne yapacağını bilemiyorum.
Her bilmenin bir soru olarak yaşamsal bir karşılayış içerisinde olması, canlılığımı gerekçelendiriyor.
Şimdinin sadakatsizliği, bir sonraki şimdinin gelişinden belli diyor, dudaklarımda bir gülümseyiş.
Ne çarşamba, ne perşembe, akıp gitmekte olan bu şimdilerden dünya gülümsüyor bizlere. Biz gülüşüyoruz karşılıklı, iki gözü iki çeşme.
Zaman ve mekanın sonsuzluk bilincinde, şimdinin ciddiyetini anladıkça gelişiyor kendimle olan şakalaşmam. Daha az ciddiye alıyorum kendimi, kendimle ne kadar dalga geçebiliyorsam o kadar çok şiir oluyor “şimdi”.
Öyle ciddiye aldım ki kendimi/ciddiye alınacak hiçbir şey kalmadı içimde /işim gücüm bu şimdi /dalga geçiyorum kendimle
Biliyorum bir şimdi var/ ama kim bilir şimdi nerede” Neden biz şimdiyi avuçlarımızın içinde sanırız ? Neden kayboluruz bazen avuçlarımızın içinde?
“Şairin ömrü şiir gibi değildir” diyorlarmış. İnanamıyorum, şimdi ile olan ilişkisinin niteliği ile ayrılıyor şair, diğer insanların ayrılışlarından.
Şairlik, şimdi ile kurulan ilişkinin niteliğinde gizli değil mi yoksa?
Yoksa şair yazmaktan yaşamıyor mu?
Neden insanlar şimdinin uzağında yaşarlar?Acaba yarınların korkusu mu şimdinin üstünden atlayan aymazlık? Şimdiden düne kaçış neyi açıklar? İnsanın en uzak zaman dilimi, gerçekten dünü mü?
Acaba nitelikli ve işlevsel olan şimdinin üzerinden atlayarak yaşarken, sürecimizin şeytanını mı yaratıyoruz. Ensesinden tokat, ayağından çelmesi eksik olmayan bu körseklik, talih, kader, kısmet güvercinlerinin bir armağanımı bizlere?
Yaşanmakta olan şimdinin müdahalecisi. Şimdinin içindeki en önemsiz olayın kendisi olduğu bilinci içerisindeki dalgacılık. Estetiğin dünyayı ciddiye alışındaki içtenlik, bu mudur acaba?
Yaşadığı çağa ait olma cüretidir estetik olan, şimdiden kaçanların cennetine de, cinnetine de uzanan devasa(l) kolları vardır.
Her an yaşanmakta olan değişimin ve gelişimin yanında yer alışı ile, insan oluştan taraf olandır estetikteki, içtenlik.
Bir ahtır kendisi ile dalga geçerken, kendi dışındaki her şeyi ciddiye alışı.
Şimdi ile kurulan ilişkinin niteliği, kişinin kendisi ile olan ilişkisinin karakterini de mi oluşturuyor? İnsanı özel kılan şimdi ile olan ilişkisinin karakteri mi acaba?
Beki de şimdi tam, bilimde, sanatta ve edebiyatta YOĞUNLUK zamanıdır .
Estetik yaratımı esas alan yaşam tarzında kişinin şimdi ile olan ilişkisi, bir diğer ifadelenişle kendisi ile olan ilişkisi, temel ilişkidir. Bir çocuğun oyunla kurduğu bütün ciddiyet burada başlar; bu kendi ile olan ilişkide “biz dalgınlığının” ciddiyetidir. Bu onun kendi ile dalga
geçebilme gücünü inşa edişidir.
*,
ben
şimdi
bir biz dalgınlığında
dil çıkarırken
öleceğim
siz
yaşama sevincinden
aşka gömün beni
Doğada bir tek insan bilir, tüm yaratımlarla bütünlemeye çalıştığı yaşamın kendine bir eksik geleceğini, ödü kopar bir eksik eksilecek, diye hayatından.
Günlük konuşma dilinin tuzaklarından uzaklaşarak, bir eksiğin insanlık tarihinde ki önemini anımsamaya çalışıyorum. Her geçen gün yüklediğimiz anlamlarından sıyrılarak dolaşıma çıkan sözcüklerle, nerede ise düşünmek veya yoğunluk sahibi olmak imkansızlaşmakta. Hızla içeriği boşaltılmakta olan günlerimizin, sözcükleri de anlamsızlaştırdığı bir gerçekle yaşamakta oluşumuz , yazı yazmayı da, düşünmeyi de, her türlü yaratımı da, anlamsız kılmakta. Kolayca söz bitti, tuzağına düşmemek için çırpındığımız şu günlerde, bir kez daha sözün baş eden, baştan eden bir eylemlilik olduğunun altını çizmek gerekiyor; fakat ortalıkta yaprak kıpırdatmayan laf fırtınalarının dolaştığı günümüzde, yaratılan söz de kuru gürültüye gitmekte. İşte böylesine dertlenme ortamlarının bir unsuru olarak, birden bire söze girmek istiyorum.
İnsan, hayatın kendisine bir eksik gelişinden, yaşama sevincinin esrikliği ile estetik yaratıma geçmiştir. Hayatta kalmak için zorunlu olanın üstesinden gelen insanın, arayışlarından doğmuştur insansı olan, doğanın acımasızlığına karşın, insani olanın açığa çıkmasıdır estetik. Bu insanın kendi doğasını yaratmasıdır aynı zamanda.
Tarih, doğanın insana uyguladığı şiddetten, insanın, insana olan şiddetine dönüşürken; estetik her zaman insansı olandan yana tavır alış olarak gelişmiştir. İnsanlık tarihinin gelişiminden kopartılmış bir estetik anlayışının varlığı, esas olarak, ezenlerden yana kendini tanımlayışın en kaypak ifadesi olagelmiştir. Estetik, en genel anlamıyla insansı olandan yana tavır alıştır.
İnsan, doğa karşıtlığından yarattığı eserlerle biz olmuştur, bu nedenledir ki; bir yaratının estetik değer taşıyor olup olmamasının temel ölçütü, insanlıktan yana olan işlevselliğinin karakterinde aranmaktadır. İnsana yaraşır bir dünya yaratımının ilk buyurucusudur estetik. İlk olmak kadar, son sözü söyleme kararlılığıdır, aynı zamanda. Bir bakıma, insani bir dünya yaratımını esas alan öngörünün ayaklanmasıdır, estetik. Bu aşkın emrediciliğidir, yeryüzünü insansı yapacak olan.
Esriklik şiddetinin yaratıcılık gerilimine dönüşmesi, insana geleceğini kurgulama gücü vermiştir. Yaşanılır güzel bir dünya kaygısının ilk tohumları bir eksikle atılmıştır dünyaya.
Her türlü acımasızlığın karşıtı olan estetik gelişim, insanileşmenin de tarihi olmuştur, bir bakıma.
Bu nedenledir ki; büyücüler aşkla bütünlemek için dünyayı, sıvamışlar kolları, şiir, müzik, dans, resim, heykel, tiyatro ile önce bütünlemişler kendilerini.
Estetik gayri insani sistemlerce sürekli baskı altında tutulmuş, lanetlenmiştir. Bugün içerisinde bulunduğumuz koşullarda, estetik yaratımın her alanında büyük bir çürüme ve yozlaşma hakim kılınmıştır. Adeta insana bir “eksiğini” unutturmaya yönelik “mucizeler” gerçekleştirilmiştir. Toplumsal uyutuculuğun geldiği korkunç nokta, öğretilmiş bir çaresizliğe dönüşmüş, yaratım sürecini anlamsız çabalara dönüştürmüştür. Bir çıkmazlık esasına dayandırılan sorunların altındaki gerçek, öncelsiz kalmış olmamızdır. Bu nedenledir ki estetik; toplumsal arayışın önceli olma işlevselliği ile yeniden tanımlanmak veya hatırlanmak zorundadır.
Toplumsal gelişimin içselleşmiş devinimi olan estetik, önden çeken, arkadan yiten klasik önderlik kavramını aşmış, içsel bir devinim olması ile gelecek toplumun yönetim etiğinin yansıması olmak durumundadır. Bugünün içindeki yarına dokunarak yaşamanın en somutlaşmış ifadesi, estetik yaratımdır. Sığındığına sığmış kölelerle, aradığını bulmuş efendilerin, algılamakta güçlük çekeceği özgünlükçü tutumun arayışları, kendi buluşmasını inşa ederken, bugünden yarına dokunan bir öngörü olarak şekillenecektir.
Eksiğinden eskitilmeye çalışılan yaşamın yanında yer alış, ancak aşkın emrediciliğinden başka emir tanımayan asilerin varlığı ile gerçekleşecektir. Bu, biz dalgınlığındaki yaratıcı bireyselliğin yabancılaşmış bireycilikten kopuşunun netliğini açığa çıkarmaktır. Diğer bir ifadelenişle; bu, bir bakıma yaratıcı tek başınalığın, yabancılaşmış yalnızlıktan ayrılığının açığa çıkmasıdır.
Son dönemlerde, her türlü yozlaşmanın farklılık adına kutsanmasına şaşmamak gerekir. Her türlü farklılığın adeta toplumsal zenginlik değil de bireyci şarlatanlığa dönüştüğü günümüzde, farklılıkların hızla anlamsızlaşarak, adeta ortak bir şovun parçaları haline dönüştüğünü görmezden gelemeyiz. Sıradan nitelikli ve işlevsel olanın kendini var edemediği verili koşullarda, insansı olanın açığa çıkarılması özel bir önem kazanmaktadır.
İlkeli olma adına yaşanmakta olan indirgemeci ilkellik, elbette aşılması gereken bir durumdur. Fakat günümüz koşullarında öncelliğini belirleyememekten doğan ilkesizlik tehlikesi, baş edilmesi daha zor bir sorundur. Bireyciliği kutsayan her türlü yozlaşmaya farklılık adı takan şovmenleşmiş bu tayfasallığa karşın, elbette söylenecek sözel üretim içinde olmak gerekir.
Biz dalgınlığının içerisindeki yaratıcı tek başınalığın oluşmasının koşullarını inşa edebilecek insansı geleceğin kurgusu; özgünlüğü bozmayan bir denklik inşası ile mümkün olacaktır.
Sıradan, nitelikli ve işlevsel olanın yaşamsal zorunluluğunu açığa çıkaran, esnek, rahat, gönüllü bir radikalliğin, gülerek, bilerek, isteyerek tavır alışının etik bütünselliğinde olmaksızın, yaşamsal karma/şıklığa denk düşen bir netliği yakalamak olası değil.
Estetik; yaşamsal bütünselliğe denk düşen, karmaşık bir netlik mi acaba?
Gerçek özgürlük; kişinin özgünlüğünü bozmayan denkliğin inşasında gerçekleşecek estetik bir duyarlılık değimlidir, sizce? Yaşamsal karmaşaya denk düşecek davranış bütünselliğinden yoksunluk özgünlük ve özgürlüğün neresinde barınabilir sizce?
Özgünlük ve özgürlük kavramlarının kendine ait bir geleneğinin varlığını yadsıyarak, her şeyi kendisi ile başlatma sevdalısı olanların asıl kurtulmak istediği, tarihsel sorumluluktur. Sınıflar çatışmasının eseri olan tarihe bir kez sırt dönünce,estetik alandaki yaratımınızı kutsayacak kutsal ittifakları kurmanızın önünde hiçbir engel kalmayacağından elbette emin olabilirsiniz.
Diğer taraftan; bugün en kaba anlamına indirgenerek mahkum edilen eşitliğin ezberi içinde, estetik gelişimi inşa edebilme şansımızın olmadığı da aşikardır.
Her türlü bilgisizliğe ve bilinmezciliğe karşı, ezberlenmiş bir bilgi ile karşı çıkışın tarihi şaşkınlığını yaşadığımız günümüzde, estetik öncüllüğün önemini daha fazla duyumsamak gerekmez mi?
Salt bu nedenle, korkarım ki, ezberlenmiş bilginin istikrarından doğan rutin aşılmadıkça, bilgiçlerin saltanatı da sürecektir.Dahası, her türlü şekilsizliğin kendisini sürdürebilme koşulu da korunmuş olacaktır.
Bu birbirini sürekli besleyen karşıtlık yanılsamasının kısır döngüsünden sıyrılarak, sahici tutum alışın yandaşı olan bizler, omuzlarımızda hissetmekte olduğumuz dayanışmanın gücünü şimdiden hissetmekteyiz.
İnsanın kendisini yaratma süreci olarak algılanması gereken estetik; ezilenlerin kendilerini yeniden yaratabilmesinin temel ifadesidir. Bu ise ancak istikrar adına yaşanmakta olan rutini aşmakla olasıdır. Ezilmişliğin şekilsizliğindeki gizi inkar eden” bay bilirlik” onun kendini binlerce defa yeniden üretebileceğine olan inançsızlığı, estetik üretimi de hızla kısır bir döngü içerisine yitmektedir.
İnsanlık tarihinin en ayırt edici özelliklerinden olan üretim güçlerindeki gelişimin, uzmanlaşma ve yabancılaşma gerçeği, aynı zamanda büyücünün bütünselliğini de parçalayan bir gerçek olmuştur. Estetik öğelerin her birinin kendi derinliğinde seyretmesi, süreç içerisinde bütünselliği hızla yabancılaşmaya dönüştürmüştür. Çağımızın en temel tehlikesi olan yalnızlaşma ve yabancılaşmaya karşı, estetiğin dünyayı insansı olandan yana bütünleme gücünü açığa çıkarmak, kaçınılmaz bir insaniliktir.
Ezenlerin maymuniyetlerini bozacak olan, böylesi anlamlı çabaların varlığının, dayanışmasında olmaktan onur duyarız.
Estetik ayrışmadan doğan farklılığın, derinleşerek kazandığı niteliğin, yabancılaşmaya evrilmesinin ortadan kaldırılması, ancak yeni buluşma zeminlerinin inşası ile gerçekleşebilir. Farklılığımızın zenginlik oluşu gerçeğini elbette önemsiyoruz, biliyoruz ki; ne kadar farklıysak, o kadar yakışırız kendimize, fakat yine de, farkındalık olamıyoruz yan yana gelemeyince.
Büyücünün dünyayı insansı olandan yana büyülemek için, önce kendini bütünleyebilmesi gerekmektedir. Bu ise, ancak pazarlıkların gücü ile oluşturulan birleşik süreçleri parçalayarak, üretim esaslı bileşen olma karakterini açığa çıkarmakla mümkün olacaktır. Toplumda ezilenlerin bileşen olmasını gerçekleştirecek öncül gücün, estetik müdahale olduğu gerçeğinin altını çizerek, bu günün estetik açıdan yorumu ve yaratımını esas alan bir duruş yaratılmadan (ezilenler kendi farklılıklarının bileşenini oluşturmadan), dünyayı insani olandan yana dönüştürebilmek olası değildir.
Bir eksiğinizin eksilmemesi dileği ile…
*,
biz
“şimdi”
“bir eksik” geldik elinize
siz ömrünüzü katınca biz olmaya
biz “bir eksik” duracağız
bir başkasının ellerinde
*, necmi otcu
(Sanat Edebiyat ve Eğitimde YOĞUNLUK
sayı 1 ocak 2006)


















