DEVRİMIN KIZIL KARANFİLLERİNE!

"Kara haber tez duyulur" derler. Tam da öyle oldu işte, tarihin takvimleri 18 Haziran 2005'’i gösteriyordu. Telefonum bu kara haberin, bu hıncın, bu öfkenin habercisi gibi acıyla çalıyor ve 17 can, 17 komünist, 17 gül toprağa düştü diyor.

Haziran 20, 2005 - 18:46
 3.5k
Gecenin karanlığında eğlenen, durmadan yürüyen insanları, boşalan kalabalıkları ve hınca hınç dolu sokağı izlemeye başlıyorum. Beynim zonkluyor, yüreğim öfkeyle uluyor, karanlığa karışıp yitmek istiyorum, ama adım atamıyorum, takatim yok gibi, dizlerimin bağı çözülmüş. Öylecene kalakalıyorum sokağın bir basında ve kalabalıklar içinde bir başıma.

Gecenin karanlığı sevincinden dansa durmuş gibi, aklıma düşüveriyor simdi; kan emicilerin sevinç çığlıkları! Şimdi nasıl da zafer sarhoşudurlar kimbilir. Uzak değil o naraları bize, her katlettikleri, her toprağa düşürdükleri fidanın üzerinde attıkları zafer çığlıklarını iyi biliriz, iyi bilir ülkemin yoksul ama yiğit halkı, iyi bilir yoldaşlarını yitiren kederli yoldaşlar. Kaç kez duyduk kulaklarımızı sağır eden o iğrenç, insanlığın yüzkarası, o hayasız ve alçak naralarını. Kaç kez tanık olduk; katlettikleri yiğitlerin naaşı üzerinde sevinçten dansa durduklarını... Kaç kez...

Yorumlamak, değerlendirmek istiyorum, bu yürek burkan, bu inanasım gelmeyen korkunç kaybı. Yorumlamak istiyorum 17 canın yıldızlar misali kayıp gidişini. Ama yok, yapamıyorum, dilim hic bir şey söyleme varmıyor. Beynim düşünmek istemiyor. Umutlarım, öfkemle harmanlanmak zorunda diyebiliyorum sadece, belli belirsiz kendimle konuşurken. Ve kabardıkça kabarıyor öfkem ve haykırasım geliyor bu koca şehrin kocaman kalabalıklarına! Gecenin karanlığına , yoldaşlarımın ciğerlerini parçalayan mermilerin ve bombaların şiddetiyle ve onların inadıyla haykırmak; Uyanın ey kalabalıklar, 17 can, 17 komünist, 17 karanfil, 17 ogul ve kız katledildi!! Ayağa kalk ey halk! Öfkeni kusan ey kalabalık! Ve yürü artık çocuklar ölmesin!! Her şey senin için, sizin için ey umursamaz kalabalıklar, sizin için yıldızlar kayıyor gecenin bir vakti birer birer. Ve senin için sonsuzluğun yolculuğuna en güzellerimizi, en sevdalılarımızı, en gülmeyi sevenlerimizi seçiyoruz! Sen de kıpırda ey dev, sen de ayağa kalk artık!...

Bu kayıp sadece MKP’li yoldaşların kaybı değil kuşkusuz, bu kayıp Türkiye devrimcilerinin ve halkının kaybıdır. Bu kayıp bir örgütün değil tüm örgütlerindir. Bunun hesabını sormakta ilmik ilmik devrimi örmek, nakıs nakış kavgayı işlemekle olacaktir. Bu kaybın hesabını gözyaşlarıyla değil, öfkemizi çekiçle örselemekten geçer. Faşist diktatörlük yeryüzünden ve ülkemizden en son kalıntısına kadar kazınmadıkça; daha nice yoldaşlarımız kanlarıyla ülkemizin en verimli ve en güzel topraklarını sulayacaklardır. Her damla kanları ağaca su verir gibi yeni fidanları sulayacak ve Türkiye devrimine armağan edecektir. Acısı yüreğimizi burksa da, üzüntüsü karabasan gibi üstümüze çökse de; anaların doğurup devrime armağan ettiği 17 kahramana, komüniste teşekkür borçluyuz. Zira onlar bıraktıkları kahramanlıkla başımız dik alnımız ak yürümemizi sağlamıştır. Onurlu ve gururluyuz. Her birimiz öfkemizi en amansız bileyip 17’ler, Denizler, Mahirler, Kaypakkayalar, Kenan ve İmranlar olmalıyız. Diktatörlüğü döktüğü kanda boğmanın yolu da buradan geçer.

Gün devrim ve sosyalizm adına daha çok ama daha çok çalışma günüdür. Gün tasfiyecilik ve dönekliğe ve düşmanın devrimciler içindeki uzantılarına karşı daha çok ve daha kararlıca kavga vermenin günüdür. Gün umutsuzluğa karşı savaş açmanın günüdür. Gün her toprağa düsen yoldaşımızın anısı önünde saygıyla eğilip, ona yaraşır yaşamanın ve mücadeleye katılmanın günüdür. Gün kavga, kavga ve yine kavga günüdür.

Mercan vadisinde şehit düşerek ölümsüzleşen yoldaşların ve tüm devrim şehitlerinin anisi önünde saygıyla eğiliyoruz.

DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR!
YAŞASIN DEVRİMCİ DAYANIŞMA!
KAHROLSUN FAŞIST DİKTATÖRLÜK!

Çağrı