Cabbar, Seviyorum Yarrrr..
Dışarısı sis duman / hava ağır, hava kurşun karası. Göğsüm nefesime dar geliyor. Voltalıyorum bir boydan diğerine ve odam hazan kokuyor...
Şöyle bir çekiştiriyorum perdeleri sağa sola, gözlerimi dikiyorum uzun ince yollarına. Haydi ne duruyorsun gelsene yarr...
-İnanılır gibi değil nasıl özlemişim Cabbar'ım? Özlemlerim köze yatacak diye ben boşuna bekliyorum. Ruhum duman, duman...
-İlla ki duymalıyım seni...
-İlla ki bilmeliyim suskunluğunun sebebini...
-Öyle ya can, sen öğrettin seni sevmemi...
-Sen bu denli ulaşılmaz kılmazsaydın, bu denli sevdalanmazsaydın bana and olsun kapatmıştım defterlerimi aşktan sevdadan yana...
-Offf yine uzanıyor ellerim, bana yasak kıldığın cigaraya. Dayanamıyor yakıyorum, varsın tütsün cigaram ve benim gri duman arası dudaklarımda sen ve parmaklarım hırçınca geziniyor tuşlarında telefonun, sonra ani bir refleksle kapatıyor, vazgeçiyorum aramaktan. Kalbim beşe katlıyor çarpıntıyı. Olur ya ulaşılamıyor derse. Zaten bütün gün alaborayım onunla. Onun olmadığı o hayal denizlerimde. Neler neler kuruyorum aklım sıra. Kaçıncı gemiyi batırıyorum kendimce. Marmara'yı sallıyorum öfkemden delice. İşte tam da bunlar ufkumda gezinirken...
-Sesi yükseliyor Cabbar'ın telefonun öbür ucundan. Ohhh be nihayet diyorum içimden...
-Kahretsin nerelerdesin cannn...
-Canemin destete...(Canım ellerinde) diyor. Öylesine soluklanıyor ki ta derinden, şükrediyorum Tanrıya. Hani bir gün duymasam sesini, aman Allahım, neler gelip geçmiyor ki gözlerimin önünden. Hele ki yüreğim yaşamın içerisinde olanın, olmayanın en kötüsünü düşünür. Neden mi? O'na aşkım, tutkum bambaşka desem yeter mi?
Atiye Danış


















