Banknot
Ben tedavülden kalkan bir banknotum. Önce darphanede bastılar beni. Ve bir ömür biçtiler; yeşil yeşil. Şimdi de tedavülden kaldırdılar beni. Ben para. Bir zamanlar insanların cebini ısıtan para...
Sordu. “Kimsin, neden akıtıyorsun bu göz yaşlarını?”
Bitap düşenle gözleri yeniden birleşti. İnce çizgileri şaha kalkarak başladı hayat hikayesini anlatmaya. Kaldırım da öyle uslu dinliyordu onu.
- Şimdi belki bu halime bakıp, zavallılığıma üzülüyorsun. Oysa bir zamanlar senin yerinde ben vardım. Ve böyle pörsümüş değildim. Baş köşeler de yerim ayrılırdı hep. Önümde iki büklüm dururdu insanlar. Taparlardı bana. Beni elde edebilmek için nice insan didişip durdu. Birbirlerine girdiler. Hatta bazıları öldü bile.
İnce bir gülümseme yanaklarının kıyısına yanaştı, gözleri geçmişe dalarak.
Geçmiş ince, hüzün dolu bir gülümseyişle kıyılarını dövmüştü dudaklarının. Fakat bu hüzünlü gülüş kısa sürdü. Gözlerini bir noktaya dikerek tekrar anlatmaya başladı.
- Sen şimdi bakma bu halime. Aslında neler gördüm neler. Biliyor musun, bir zamanlar ki değerim; ah ah, hiç sorma. Öyle bir değerliydim ki; herkes etrafımda pervaneydi. Bu gözler ne kıyılar, ne denizler gördü. Öyle bir gururum vardı ki kendimi bir şey sanmaya başlamıştım. Ama yanılmışım. Bir zamanlar büyük bir iş sahibiydim. Öyle zengindim ki, Parislere, Berlinlere,Venediklere kadar uzandım. Oralarda bir başka hayat yaşadım. Farklı ülkeler de kahvaltılar düzenlerdim kendime. Güneşin doğuşu ve batışını farklı ülkelerde aynı anda izleme şansına bile sahiptim. Canım Almanya çekiyorsa hop bir uçuşla Almanya’ya konuyordum. Moldiv adaları kaç defa ayak izlerime tanık oldu. Oranın sahilleri bir başka güzel. Bir bakardın Mısır’a yolculuğa çıkmışım. Mısırın topraklarını kucaklamışım. Firavunların mezarlarına tanıklık etmişim. Ah ah ne günlerdi o günler.
Kaldırım, şaşkınlıktan dilini yutacaktı. Böyle birinden nasıl konuşmalar dökülüyordu böyle. Bu, neler söylüyordu. Ya yalan söylüyor; ya da dedikleri gerçekten doğru. Nelere tanık olmamıştı ki o. Üzerinde delirenler, aylak aylak dolaşanlar, dilenenler, kaza geçirenler, yosmalar… nelere tanıklık etmemişti bu kaldırımlar. Şaşkınlığını gizleyerek dinlemeye koyuldu tekrardan.
- Her şey çok güzeldi. Bir çok şey kötü olay yaşadım; ama hepsini atlattım. Ta ki son olaya kadar. Son olaya gelmeden önce biraz daha sana nasıl yaşadığım hakkında bilgi vermek istiyorum. Evimi çok seviyordum. Bahçesi geniş villamda en sıcak köşede oturur izlerdim doğanın cümbüşünü. Güllerin, nergizlerin, gelinciklerin, hanımellerinin kokusunu sindire sindire çekerdim içime. Havuz başında dinlenir, güneşin keyfini çıkarırdım. Fakat çok sonraları insanlar gözündeki değerim düştü. Yıllar yıpratmıştı beni. Yaşlanmıştım artık. Yeni körpeler mevcut oldu sonraları piyasalarda. Piyasalar şimdi de bu körpeler için çalkalanıp duruyor. Ben ise bir köşeye atıldım. Terk edildim. Kimi kez çöp yığınları arasında kaldım. Bir dilenci beni kaldırdı yerden. Uzunca müddet, onunla yaşamaya başladım. O nereye gittiyse ben de arkasından sürüklendim. Sonraları bu dilenci de terk etti beni. Bu sefer genç bir delikanlının yüreğini ısıtmak için kollarına terk edildim. O da vefasızmış; bir baktım beni bir genel evin kapısında bahşiş niyetine bıraktı. Yani anlayacağın oraya kadar düştük. Ama orda da barınamadım. Beni attılar sokağa. Az önce sordun bana kimsin sen diye. Şimdi söylüyorum. Ben tedavülden kalkan bir banknotum. Önce darphanede bastılar beni. Ve bir ömür biçtiler; yeşil yeşil. Şimdi de tedavülden kaldırdılar beni. Ben para. Bir zamanlar insanların cebini ısıtan para….
CANAN AL
(Nehir Amara)


















