ANNENİN ÇOCUK YAŞAMINDAKİ YERİ

Bu günkü toplumsal yaşam içinde çocuğun gelişimi ve eğitimi açısından ailenin daha fazla önem arz ettiği günden güne daha iyi anlaşılmaktadır. Teknolojinin daha fazla hayatımıza girmesi ve bilginin daha da yoğun olarak bireylerin ve toplumların yaşamını olumlu veya olumsuz etkilemesi ailenin önemini daha da artırmaktadır. Evliliğe hazırlıktan, aile oluşumuna ve çocuk dünyaya getirmeden, yetiştirilişine kadar bireyler adeta yalnızlığa terk edilmiş, yaşamını yalnız sürdürmek zorunda bırakılmışlardır.

Aralık 30, 2006 - 05:30
 4.3k
Daha önceki sosyal yaşamda; bireylere aile büyükleri veya mahallenin ileri gelenleri tecrübeleri ışığında yol gösterir, genç anne-baba da, bunları akıl süzgecinden geçirerek kendine sağlıklı bir yol bulmaya çalışırdı. Ama günümüzde aileler tesadüfen kurulmakta, üstüne üslük hiçbir hazırlığa dayanmadan bir de çocuk sahibi olunmaktadır. Dünyaya getirilen çocuğun gelişimi ve olgunlaşması dikkate alınmadan gücünün üstünde beklentiler yaratılarak; adeta yarış atı gibi hayata hazırlamakta, yaşamın sosyal yönü adeta göz ardı edilmektedir. Yarışın temelinde; yarışa katılanları alt ederek ileri geçme olgusu gerçekliği nedeniyle, kıskançlık ve kin gibi olumsuz duyguları içinde barındırması, yardımlaşma, paylaşma, iyilikte bulunma, sevgi ve hoşgörü gibi “üst değerleri” ikinci plana iterek insanlar, biri birine yabancılaşarak kalabalık ve girift bir dünyada yapayalnız yaşamaktadırlar.

Bu kargaşa içinde çocuğun gelişimi ve eğitimi konusunda ailenin önemi katlanarak artmaktadır.

Halbuki, bebek için anne dünyanın tamamıdır. Bu ilişkiden doğan güven duygusu, çocuğun gelecekte kuracağı bireyler arası ilişkinin temelini oluşturur. Burada anne çocuk ilişkisinin niteliği çok önemlidir. Yaşamın ilk yıllarında kurulan duygusal iletişim çocukta güven ya da güvensizlik duygusunun oluşumunun temelini oluşturur. Bebekte bu duyguyu doyurmayan anneler, kendilerine güveni olmayan kişilerin yetişmesine ortam hazırlamış olurlar. Kısaca annenin çocuğuna karşı duyarlı olması, onunla sıcak temas içinde bulunması gerekir.

Duyarlı anne; çocuktan gelen iletişimi doğru algılar ve isteklere beklentiler doğrultusunda cevap verir. Şayet anne duyarsızsa, bebekle ilişkisi onun ruh haline bağlıdır ki, burada tutarsızlık geçerli olur ve bu da çocuğa yansır. Bazı anneler de ara sıra sinirlilik gösterseler de çocuğun ihtiyaçlarını karşılama yoluna giderler. Fakat, sevgi ve şefkati gölgede bırakacak kadar öfke dolu anneler de vardır. Bunlar çocuğa sinirlenip çeşitli ceza yöntemleri uygulayarak çocuğu denetim altında alacaklarını zannederler. Halbuki bunlar, çocuğu “duygusal açlığa” terk etmiştir ama durumun farkında dahi değildirler.

Bazı anneler de gösterişe meraklıdır. Başkalarının yanında çocuğun üzerinde titrediği halde, yalnızken ona tamamen ilgisiz kalırlar. Oldukça ilginç bir tutum değil mi? Bazı anneler ise; çocuğunun hiçbir davranışına karışmadan başına buyruk büyümesini isterler. Müdahale eden biri olursa da ona “bırak karışma! neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kendisi bulsun ve yaşayarak öğrensin” şeklinde karşı çıkarlar. “Eli bir kere yansın ki, bir daha sobanın yanına dahi yanaşmasın” şeklinde çocuğunu eğiteceğini zannederler. Çocuk, canını iyice sıkarsa da ceza vermekten kaçınmazlar. Ama cezanın sebebini de açıklamazlar. Anne tutumu üzerine örnek verdiğimiz bu davranışlar yanında daha ilginç ve değişik anne tutumlarını çevrenizde görmeniz mümkündür...

Tabii olarak annenin mutluluğu ve ruh sağlığı, çocuk yetiştirme açısından çok önemlidir. Annenin kişisel yaşamı iyi gittiğinde, çocuğuyla çok daha sağlıklı bir ilişki içine girer. Demek ki; burada, anneler kadar babaları da ilgilendiren “dolaylı bir ilişki” söz konusudur. Anneyi mutlu kılacak birinci derecede sorumlu kişi de babadır. Anneyi mutlu eden baba; kendinin tahtını ve bahtını garantiye aldığı gibi, gelecekte övünç duyabileceği bir evlada da sahip olmanın sigortasını yaptırmaktadır. Sıkılan, üzülen, horlanan ve sevgisine karşılık bulamayan bir annenin ruh sağlığının sağlıklı olması beklenemez. Babanın; çocuk yetiştirmede asli görevinin yanında, anneyi mutlu kılacak bir tutum içinde olması, çocuğunun doyumlu bir birey olmasında büyük oranda etkili olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.

Sonuç olarak, başarılı ve sağlıklı çocuklar yetiştirebilmek için, öncelikle annenin huzurlu, mutlu ve beklentileri karşılanmış olması gerekir...

Çocuklarınızın kendine güvenen insanlar olması tamamen sizlerin elinde olduğu bilinci içinde; onların temel ihtiyaçlarını karşılama yanında çocuklarınıza zaman ayırmanız gerekir. Yerine göre onunla oyunlar oynamalı, çalışmalarına destek olmalı ve işbirliği içinde sevgi dolu bir davranış sergilemelisiniz.

Anne-baba olmak demek, sadece çocuğun beslenme, temizlik gibi fiziksel ihtiyaçlarını gidermek demek değildir. Anne-babalar; çocuklarına eğer yeterli sevgi vermezlerse, bu çocuğun bakımevlerinde büyüyen çocuklardan bir farkı kalmaz. Ailede sevgi görmeyen çocukların, yakın ilişki kurmada, okula uyum sağlamada zorlandıkları, özelliklede dil gelişimlerinde geri oldukları gözlenmektedir. İlerleyen yaşlarda görülen psikolojik hastalıkların birçoğunun sebebinin, çocuktaki sevgi yoksunluğundan kaynaklandığı bilinmektedir...

Annenin çocuk ile iletişiminde yaşanan önemli sorunlardan biri de tutarsızlıktır. Annenin; çocuğun herhangi bir olumsuz davranışına karşı, babadan ayrı bir tutum sergilemesidir. Babayla kararlaştırılmış olan ortak tutumun dışında anne, “anne yüreğine” yenik düşerek farklı tutum içine girebilmektedir. Bu tutum çocukta çelişkiye, saldırganlığa ve uyumsuzluğa yol açabilir. Her aile çocuğunun düzenli olmasını ister. Düzenli bir çocuk istemeyen bir aileyi bu güne kadar tanımadım. Düzenli olmaktan kastedilen ise; yemek saatlerinin, televizyon izleme saatlerinin, eve geliş-gidiş ve ders çalışma saatlerinin belli bir düzen içinde yürümesi, herkesin belli bir sorumluluğunun bulunması, kullanılan araç, gereç ve oyuncakların yerli yerine konulması kastedilmektedir. Aile bazen sert ve katı, bazen de aynı konuda hoşgörü ya da boş verici bir tutum izliyorlarsa bu ailede tutarsızlık var demektir. Halbuki, evde anne-baba-çocuğun katılımı ile konulan kuralların süreklilik arz etmesi gerekir. Örneğin; derslerini bitirmeden dışarı çıkmasının uygun olmayacağı kuralı konulmuş bir ailede, bu kural birkaç gün uygulanır ve daha sonra ise çocuk, bu kuralı bozmak için elinden geleni yapmaya başlar. Şayet anne yüreğine yenik düşerek, “bu günlük müsaade edelim” der ve çocuğa derslerini bitirmeden dışarı çıkmasına izin verilirse, o kuralın artık geçerliliği kalmamıştır. Daha sonraki günlerde izin verilmeyip odasına dahi kapatılsa artık ders çalışmayacak, zoraki orada vakit geçirecektir.

Bazı anneler çocuğuna karşı o kadar kayıtsız kalır ki; çocuk ağlamadan onu emzirmez veya yaramazlık yapmadan onun varlığından dahi haberdar olmaz. Bu ortamda bulunan çocuk, varlığını kabul ettirebilmek için ne kadar olumsuz davranış varsa onları sergilemeye çalışır. Hatta dayak dahi onun için bir ödüldür. Bu durumdaki bir annenin; çocuğundan yakınmayı bırakarak, kendi tutumunu gözden geçirmesi ve çocuğuna karşı tutumunu değiştirmesi gerekir. Burada çocuğun tek amacı birazcık şefkat alabilmek, dikkat çekebilmek ve varlığını ispatlayabilmektir. Anneler; aksi halde çocuğunuz sığınacak bir liman arayışına girer ve kötü amaçlı bir sevgi kırıntısı arkasından gitmeye hazır hale gelebilir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir...

Bazı annelerin de gözleri daima çocuğun üzerindedir. Çocuğun; oturmasından kalkmasına, konuşmasından gülmesine, yemesinden içmesine kadar özetle onun her davranışını gözetim altında tutmaya çalışırlar. Biri, sizin davranışlarınızı bir saat kadar gözetim altında tutsa ne hale düşersiniz? Gözetleyen kişi eşiniz dahi olsa. Sürekli hatalı mı davranacağım, endişesi içindeki çocuktan ne bekleyebilirsiniz? Söyler misiniz bana? Bu anneler çevresi tarafından uyarıldığında; “çocuğumu eğitiyorum, terbiye ediyorum” yanıtını da inanarak söylerler. İstedikten sonra kim kimde kusur bulamaz ki! Silik, kendine güvensiz, pasif, psikolojik sorunları olan, hayata kuşkuyla bakan, nereye çekilirse oraya giden, mızmız bir çocuk istiyorsanız böyle davranabilirsiniz. Bu tutum içindeki ailelerin evinde, anne ile çocuk arasında iletişim kurulması adeta olanaksız hale gelmektedir. Çatışma için bütün aile bireylerinin gardını almış gibi bir görüntü sergilemesi ne kadar garip değil mi?

Bir de aşırı istenen fakat geç kavuşulan tek çocuk vardır ki, o da annesinin “abartılmış sevgi” denizinde odak noktası olur. Bunlar el bebek gül bebek büyütülür ve adeta kucaktan hiç inmezler. Bir kral veya kraliçe gibi her istediği anında yerine getirilir. Sanki çocuk cam fanus içinde büyütülüyor gibi bir hal alınır. Abartılmış sevgi ve aşırı koruyuculuk, daha çok anne çocuk ilişkisinde ortaya çıkmaktadır. Bu tutumun altında ise, annenin yalnızlığı ve hayattan, özellikle de eşinden ve evliliğinden beklediğini bulamamanın sıkıntısı bulunabilir. Bu ortamdaki anneler; tüm gereksinmelerini büyük bir özveriyle karşıladığı çocuğunu, kendisine bağımlı kılmaya çalışmaktadırlar. Aslında kendi yalnızlıklarını giderme çabası içindedirler. Bu durum adeta çocuğu boğar. Elbette, “çiçeğin suya ihtiyacı vardır, ama çok su verirseniz çürür ve ölür.” Bu anneler çocuklarının hatalarını asla kabul etmezler. Bu çocuklar, kendine ait bir kişilik yapısı oluşturmakta oldukça zorlanırlar. Okulda, evde bulduğu sevgiyi bulamadığı için de okulunu sevmez ve bir an önce okuldan kovulmak için çaba sarf ederler.

Pekiyi sorunun kaynağı anne mi? Hayır, anneyi yalnızlığa iten ve arayışa sevk eden babanın olduğunu düşünüyorum. Bu sorunla karşı karşıya kalan anne-babaların aile ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri, çocukları açısından yararlı olacağı kanısındayım...

Anne olma serüveninde en iyi rehberiniz, kendi çocukluk yıllarınız ve duygularınızdır. Kendi çocukluğunuzu düşünün ve çocuğunuza dönün. Ve çocuklarınıza ona göre davranın. Sizin anneniz; kardeşler arasında ayrım yaptığında, kız erkek ayrımı gözettiğinde, aynı davranışınıza karşı anne ve babanızın farklı tutum sergilediklerinde ne düşünmüş iseniz o da aynısını düşünüyor. Sizin aynı olaylar karşısındaki tutarsız tutumlarınız çocuğun kendisine; “neyi, nerede, ne zaman ve nasıl yapmalıyım?” Sorularını sormasına neden olur ki, onu daima ikilem içinde bırakır. Asla da olumlu sonuca ulaşamaz...

Anneler; çocuğun gelişim durumuna göre onun yapabileceklerinin kendisi tarafından yapılmasına, sevgi ve korumanın mantıki ölçüler çerçevesinde gösterilmesine ve bir de kontrollü olarak özerk davranmasına olanak tanırsanız daha olumlu sonuç alacağınıza inanmaktayım. Aksi halde bu çocuklar; uyum sağlamakta güçlük çeker, çekingen, beceriksiz, sakar, atılım yapma ve başarma gücünden yosun ve mevcut yeteneklerini geliştiremeyecek durumda olmaları kuvvetle muhtemeldir...

Mutluluğu yakalamış bir aile olmanız dileğiyle...

İsmail KARAYILAN