Anadilimiz Türkçe, Kürtçe ve Sosyalistler II

Yıllar önce Güney’in 36. Sayısında “Anadilimiz Türkçe, Kürtçe ve Sosyalistler” başlıklı bir yazımda Türkçe ve Kürtçe üzerinden iki dilliliği ve anadilini ele almış, sosyalistlerin bu konuya bakışı ile ilgili düşüncelerimi aktarmıştım. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşılaştığım İsmail Beşikçi’nin bir yazısında bir sözcüğün yazılışına verdiğim bir eleştirel tepki, tartışmadan ziyade bir gerilim ortamı oluşturdu. İletinin çevresinde kümelenmiş bir grup beni “ırkçılıkla” suçladı.

Mart 14, 2020 - 18:07
 398
Birisinin bana eleştirisi de “koyun can derdinde, kasap et derdinde” şeklinde oldu. Böylesi bir yaklaşımı doğru bulmadığımı belirteyim. Böylesi yaklaşımlar eleştirme özgürlüğüne darbe vurduğu gibi, “mağduriyeti /ezilmişliği eleştiriden kaçınma bahanesi yapma” anlamını da taşıyabilir. Özgür düşünce hiçbir zaman eleştiriden korkmaz, kaçınmaz. Devamla, yukarıdaki tepkiler benim böylesi bir yazıyı yazma önceliğimi en ön sıraya yükseltti.

Eleştirdiğim nokta, Beşikçi’nin yazısındaki “Kürd” sözcüğüydü. Beşikçi yazısında “Kürdçe”, “Kürdler” şekinde “Kürd”den üretilmiş sözcükler kullanıyordu.

“Kürt” mü, “Kürd” mü?

Öncelikle belirtelim, Türkçedeki “Kürt” sözcüğünün kökeni tartışmalı bir konudur. Yalnız burada üzerinde durduğumuz; “Kürt” sözcüğünün Türkçeye yerleşmiş, Türkçeleşmiş olduğunun su götürmez gerçeğidir. Bu sözcük kendi başına masumdur, güzeldir, genel olarak kendi başına olumsuz çağrışımı ya da olumsuz anlamı yoktur. Kim olursa olsun, “Kürt” sözcüğünü Türkçede bu haliyle kullananlar doğru kullanmaktadır. Özel isim olan bu sözcük genel olarak anadili Kürtçe olan, Kürtçe konuşan bir insanı işaret eder.

Oysa Türkçede “Kürd” diye kabul görmüş bir sözcük yoktur. Türkçe sözlüklerde ya da Türkçeye ilişkin sözcük kaynaklarında bağımsız olarak tek başına “Kürd” sözcüğünü bulamazsınız.

Yani Türkçede temel kök sözcük “Kürt”tür. Diğer ilgili sözcükler de yapım ve çekim ekleri alarak bu sözcükten türetilir. Kısaca açıklarsak, bir taraftan Kürtçe, Kürtler, Kürtlerin, sözcüklerinde son harf “t” değişmezken; diğer taraftan Kürdün, Kürde, Kür sözcüklerinde olduğu gibi “t” harfi “d” harfine dönüşür. Bu Türkçede ek alan kök sözcüğün son harfinin, aldığı ekteki harfler ile ses uyumu ile ilgilidir.

Bu açıdan sonu “t”ile biten Türkçedeki diğer sözcüklerde de durum aynıdır: Sözgelişi “züğürt” sözcüğü “züğürtten” olurken, diğer taraftan “züğürdün”, “züğürde” şeklinde “t” harfi “d”ye dönüşür. “Yoğurt” sözcüğü ek aldığında “yoğurttan”, “yoğurdu” olur. Bu örnekler çoğaltılabilir. Bu Türkçenin dilbilgisi kuralıdır ve her insan bir dili o dilin dilbilgisi kuralları çerçevesinde konuşur ve yazar. Toplumun ve dilbilimcilerin kabul ettiği bu kuralları çeşitli yazılı kaynaklarda bulmak mümkündür.

Beşikçi de yazılarını Türkçedeki bu dilbilgisi kuralları doğrultusunda yazmaktadır. Örneğin, gerektiğinde “de, da”ları ayırmakta, tarih yazarken, özel isimlerde kesme imi (apostrof) ile ekleri ayırmaktadır. Buraya kadar her şey normaldir. Beşikçi bu yazıya konu olan bazı sözcükler dışında Türkçede var olan diğer sözcükleri, okuduğum yazılarında doğru kullanmaktadır. Sadece 2010 yılına kadar kullandığı “Kürt” “Kürtçe” “Kürtçenin” vb. sözcükleri, 2010’dan sonraki yazılarında “Kürd”, “Kürdçe” “Kürdçenin” vb. şeklinde değiştirmiştir.

Şimdi Beşikçi’ye soralım:

1- 2010 yılına kadar kullandığınız “Kürt” sözcüğünden neden vazgeçip Türkçede olmayan “Kürd” sözcüğünü kullanmaya başladınız?
2- Türkçedeki “Kürt” sözcüğündeki sorun nedir? “Kürt” sözcüğünü kullanan diğer Kürt aydınları, önderleri ve diğer birçok Türk ve Kürt yazarları bu sözcüğü yanlış kullanım hatası mı yapıyorlar? Değilse, sizinki yanlış sözcük kullanımı değil midir?
3- Yazılarınızda “Kürd” sözcüğü kullanarak; amacınız bu sözcüğün Türkçedeki “Kürt” sözcüğünün yerine geçmesi mi; yoksa “Kürt” sözcüğünün yanı sıra “Kürd” sözcüğünün de Türkçede kullanılması mı? Neden?

Konu hakkında fikir yürütmeye çalışan, tahminen Beşikçi’nin eleştirilmesinin yerinde olmayacağını düşünen bazı Beşikçi takipçileri şu gerekçeleri ileri sürdüler:

“Kürd” sözcüğü Kürtçeden geliyor ve bazı Kürtler Türkçede bunu kullanmak istiyorlar. Beşikçi ve diğer bazı “Kürd” sözcüğünü kullananlar, bu sözcüğü Türkçede kullanma özgürlüğünü kullanıyorlar. Ayrıca bazı Kürtler “Kürt” sözcüğü yerine “Kürd” sözcüğü kullanılmasından hoşlanmaktadır.

Beşikçi bu gerekçelere katılır mı, kendisinin başka gerekçeleri var mı, henüz bilmiyoruz. İleride bunu öğreneceğimizi umuyoruz. Biz şimdilik yukarıdaki gerekçelerinden yola çıkarak bazı yorumlar yapalım.

Sondan başlarsak, böyle bir sözcük değişiminin tek nedeni bir grup ya da bir topluluğun ise biz buna Marksist literatürde “kitle kuyrukçuluğu” diyoruz. Sosyalistler doğru ya da yanlışın ne olduğunun tespitinde, kitlelerin tutumunu ve davranışlarını değil, bilimi rehber edinirler.

Bu sözcüğün Kürtçedeki kullanımı nedeniyle Türkçede de öyle kullanılmasını isteyenlere Kürtçedeki “Kurd” sözcüğünün Beşikçi’nin Türkçede kullandığı “Kürd” sözcüğü ile aynı olmadığını da hatırlatalım. Kürtçede bu sözcük “Kürd” değil “Kurd”dur. Yani “ü” ile değil “u” ile yazılmaktadır. Beşikçi’nin kullandığı “Kürd” sözcüğü, Kürtçedeki “Kurd” sözcüğüne benzese de aynı değildir. Diğer yandan bu gerekçe, kendi anadilindeki bir sözcüğü başka bir dile ihraç etmeye çalışmak gibi bir şeydir. Yani bir Kürt Türkçe konuşurken ve yazarken, “benim anadilimde bu sözcük ‘Kurd’dur, canım bunu ‘Kürd’ olarak değiştirip Türkçede kullanmak istiyor ve kullanıyorum. Bu da benim, istediğim sözcüğü canımın istediği gibi kullanma özgürlüğümdür” derse bu garip bir durum oluşturur.

Bu durumu o dile saygısızlık olarak değerlendirenler bile olabilir. Sözgelişi bunu örneklendirelim ve Almanlara “Almanca konuşurken ya da yazarken benim anadilimdeki bir sözcüğü Almanca var olan falanca sözcüğün yerine kullanmak istiyorum. Bu da benim özgürlüğümdür.” diyelim. Alacağımız yanıt tahminen şöyle olur: “Sözcüğün doğrusu Almancada şudur. Başka bir sözcük kullanırsan yanlış kullanmış olursun. Eh, bir sözcüğü yanlış kullanma özgürlüğü başka bir şey.”

İşte ben de tam bunu söylüyorum. Türkçe yazarken sözcüğün doğru kullanımı “Kürt”, “Kürtçe” şeklindedir. Bunu “Kürd”, “Kürdçe” şeklinde kullanmak yanlış kullanımdır. Bilerek yanlış kullanmak da Türkçeye garip bir müdahale anlamını taşır. Bunun da olumlu bir şey olup olmadığı kişilere göre değişir.

Konunun elbette sosyolojik, psikolojik ve politik boyutları olabilir. Benim bu yazıda eleştiri konusu yaptığım nokta saf haliyle dil (lisan) içeriklidir. Diğer boyutların şu ya da bu ölçüdeki gerekçeleri; bir diğer dile sözcük eklenmesine, var olan bir sözcüğün değiştirilmesine, o dile müdahaleye mantıklı bir gerekçe oluşturamaz.

İsmail Beşikçi Vakfı ve Kürt Tarihi Dergisi

Ne hikmetse “Kürt” sözcüğü İsmail Beşikçi Vakfı’nın internet sitesinde doğru olarak kullanılmaktadır. Yazılarında “Kürd” ve “Kürdçe”yi kullanan Beşikçi’nin bu durum gözünden kaçmış mıdır bilemeyiz ama Vakıf’ın desteklediği “Kürt Tarihi” dergisinde bir karışıklık göze çarpmaktadır. Derginin en son 38. sayısının kapağında; “Kürt” sözcüğü derginin adı olarak ve birkaç başlıkta doğruyken, yine aynı yerdeki bir başlıkta sözcük “Kürd” olarak yer almıştır.

http://arsiv.sirince.net/images/k_tarihi.jpg

Bu sözcüğün kullanımında internet sitesi, vakıf yöneticileri ve Beşikçi’nin bir araya gelip bu kafa karışıklığını gidermelerini ve bir çizgide buluşmalarını (daha doğrusu yanlış sözcük “Kürd”ün kullanımından vazgeçilmesini) umuyoruz. Hatada ısrar bir erdem değildir.

Ayrıca belirtelim: “Kürd” sözcüğünün bilinçli yanlış kullanımı, bazı Kürtler için sempatik görünebilir. Yalnız, bunun “Türkçeye dışardan bir müdahale” olarak görülmesi bakımından bazı Türkler tarafından sevimsiz ve itici bulması kaçınılmazdır. Oysa halkların bilinçli olarak birbirlerine düşman edilmeye çalışıldığı günümüzde, Türk ve Kürt aydınlarının tam aksi yönde politikalar geliştirmeleri gerektiğinin önemini belirtelim.

Sosyalistlerin Kürtçe ve Türkçeye Yaklaşımı

Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyada Kürtçenin ağır bir asimilasyon sürecinde olduğu su götürmez bir gerçektir. Kürtçe kadar olmasa da, Türkçe de yozlaşmakta, zamanla çoğalan yabancı sözcüklerle özünden uzaklaşmaktadır. Bu kültür emperyalizmin istilasının bir sonucudur.

Güçlü olanın güçsüz olanı ezmesi ve boyun eğdirmesi davranışı kapitalist sistemin bir anlayışıdır. Kültürlerin birbirlerini ilhak etmesi de bu çerçevede gerçekleşir. Ekonomik ilhak kültürel ilhakı beraberinde getirir. Kültürün bir parçası olarak lisan da bu müdahaleden nasibini alır. Bu anlamda sosyalistlere düşen görev; genel anlamda kültürel ögeleri, özel anlamda anadilini korumak ve onu dilbilimin ışığında geliştirmektir. Bu hem Kürtçe hem de Türkçe için geçerlidir.

Sosyalistler bütün uluslara ve dillerine eşitlik ilkesinden yola çıkarlar, eşit değer verirler. Bir kültürel öge olarak dillere de öyle. Kültürlerin ve dillerin varlığı toplumsal zenginliklerimizdir. Bu açıdan anadilde eğitim-öğretimin bütün dünyada, tüm ülkelerde tüm kültürlerin/ulusların en temel hakkı olması gerektiğini savunmak sosyalistlerin temel görevleri arasındadır.

Kürtçenin durumu özel konumundan kolayı vahimdir. Asimilasyonu engellemek ve aynı zamanda dili korumak, geliştirmek zorlu bir iştir. Kürtlerin bu süreçte çabaları sürmekte, bu noktada Kürt toplumunda önderlik rolü olan/olması gereken Kürt devrimci ve sosyalistlerine zorlu görevler düşmektedir.

Türkçede ise durum karmaşıktır. Türkçeyi savunmak ve geliştirmek uzun yıllardır Türk sosyalistleri tarafından savsaklandı. Bunda, yani Türkçeyi savunmanın Kürtler tarafından çok çabuk, (özellikle duygusal olarak) Türk ırkçılığı ile ilişkilendirilmesinin önemli bir payı vardır. Bu nedenle birçok Türk sosyalisti Türkçeye gereken değeri vermekten kaçınmış, sözcük kullanımında öz Türkçe sözcükler yerine sık sık yabancı sözcükleri kullanmayı tercih etmiştir. Bu da onların Türk halkıyla somut, olumlu, örgütsel ilişkiler kurabilmelerini olumsuz etkilemiştir, etkilemektedir.

Hatırlayınız, Fetullahçılar (FETÖ) bile geçmişte sözde Türkçeye sahip çıkmış Türkçe ile ilgili çeşitli ülkelerde dil okulları kurmuş, Türkçe Olimpiyatları bile düzenlemişti. Diğer yandan hala Türkiye’de bazı faşist gruplar, partiler (gerçekte umurlarında olmadığı halde) Türkçenin savunucusu görüntüsü vermektedirler. Bu garip bir durumdur. Çünkü bir iletişim aracı olarak lisan sınıflardan, gruplardan ve toplumsal tabakaların niteliklerinden bağımsız bir kültür ögesidir. Dili hangi sosyal sınıf kullanırsa, kullandığı an ona hizmet eder. Lehçelerin varlığı bu durumu değiştirmez. Bu nedenle sosyalistler ve işçi sınıfının bilinçli önderleri kendi anadillerini korumalı, gelişmesine önayak olmalı; onu iyi ve doğru bir şekilde halkın çıkarları için kullanmalıdırlar.

Kürtlerin dolaysız asimilasyon nedeniyle, Türklerin ise yukarıdaki nedenlerle işi kolay değildir. Çabamız; tüm ezilen halkların ve kültürlerin kardeşliği, birbirlerinin dillerine ve kültürlerine saygı çerçevesine dayanışması yönünde olmalıdır. Böylesi bir dayanışmanın halkların kapitalizme karşı mücadelesini de güçlendireceği muhakkaktır.

Turgay Usanmaz
16-02-2020