AŞKIN ANATOMİSİ

‘Erkek ulaşamadığı kadını ister’ Erkekler yıllar boyunca aşkı, cinsel birleşmeyi kolayca yaşayabilecekleri kadınlara değil de, yüksek ahlaki değerlerden oluşan engelleri aşıp ulaşamayacakları soylu kadınlara duydular" diyor Bertrand Russell. Ulaşamamanın yanılsaması mı bu, ahlaki değerlerin dayatması mı, yoksa gerçek aşkın kimyası mı?

18.01.2008 - 01:49
2.4k
Pek çok evli kadın fazla kutsal oldukları için aldatılmadı mı kocaları tarafından? Peki ya kadınlar, onlar da kolayca ulaştıkları erkeklerin ruhlarını değersizleştirip, ulaşamadıklarına mı beslediler derin hislerini? Freud bu durumu nasıl açıkladı? Freud’un yakın çalışma arkadaşı Theodor Reik neden sevgi ve cinselliğin ayrı şeyler olduğunu iddia etti? Simone de Beauvoir neden aşkın kadın ve erkek tarafından farklı yaşandığını savundu? Platon aşkı kadınların dışında tuttu. Sanskrit ise aşkı yalnızca cinsiyete indirgedi.

En ‘ateşli’ konu
Öyleyse aşk nedir? Sıradan insanlar aşkı tartışıyor, öykülerini anlatıyor. Erkekler yanıtlıyor, şehvet duydukları kadına mı, sevdikleri kadına mı aşık oluyorlar... Kadınlar yanıtlıyor, sevgi ve aşk ayrı şeyler midir?
Şimdiye dek aşkın ömrünün kaç yıl süreceği, aşkın kaç kişilik olduğu, aynı anda birden fazla kişiye aşık olunup olamayacağı tartışıldı. Şimdi sıradan insanlar farklı sorularla aşkı tartışıyor.
Bu yazı dizisinde, tüm bu soruları, sıradışı aşkları, aşkla ilgili tartışılacak fikirleri ve gerçek öyküleri ele alacağız.

Tartışılacak iddia!
Felsefeci ve matematikçi Bertrand Russell’a göre erkekler cinsel birliktelik yaşayabildikleri kadınlara değil de, ulaşamadıkları kadınlara âşık oluyorlar.
Psikanalizin babası Sigmund Freud da bu görüşü destekliyor ve bunun nedenini, erkeğin cinsel birliktelik yaşayabildiği kadını aşağılamasıyla açıklıyor. Freud bu konuda şunları söylüyor:
"Bazı kimseler sevdikleri zaman arzulamazlar, arzuladıklarını sevmezler. Sevdikleri nesnelerle ilişkilerinde şehveti uzaklaştırmak için sevmek ihtiyacında olmadıkları nesneleri ararlar. Erkeklerin bu şikâyete karşı kullandıkları başlıca korunma yolu, cinsel nesnenin değerini, kendi gözlerinde alçaltmalarıdır. Ahlak bakımından düşük bir kadında güzellik aramayacak, iyi yetiştirilmiş karısıyla yapamadıklarını yaşayabilecektir."

Şehvet utanç verir!
Freud’un sözünü ettiği durum, özellikle "Çocuğumun annesi" dediği karısına karşı beslediği şehvet duygularından utanan, bu durumu kadını aşağılayıcı bir durum olarak gördüğü için de fahişelere muhtaç olan, sonra da ihtiyaç duyduğu fahişeyi aşağılayan erkek tipinin davranışını da açıklıyor.
Erkeklerin büyük tepkisini çekebilecek bu iddia, Türkiye’de de örneklerini buluyor. Özellikle gelenek ve görenekler nedeniyle karısını "kutsal", şehvet duygularını ise "utanç verici" kabul eden erkek karakteri, davranışlarıyla bu iddiayı pekiştiriyor. Türk filmlerine sık sık konu olduğu gibi erkeğin habire karısını aldatması, sonunda aşağıladığı ama şehvet duygularını bastırmak zorunda olmadığı bir şarkıcıya âşık olması hem Freud, hem Russell’ın iddiasını doğruluyor.

Kadınlarda da var
Uzun yıllar Fransız felsefeci Sartre’la aşk yaşayan düşünür Simone de Beauvoir bazı kadınlarda da benzer bir durum yaşandığına dikkat çekiyor. Beauvoir, şu örneği veriyor:
"Kadınlar birisiyle yatmanın vücudunu soldurduğunu, kirlettiğini ya da ruhunu değersizleştirdiğini sanır. Bazı kadınların benliklerinin bütünlüğünü koruyacaklarını sanarak soğukluğu seçmeleri bundandır. Stekel’in karşılaştığı olaylardan birinde, hastası olan bir kadın, pek saygı duyduğu ünlü kocasına cinsel bakımdan soğuktur. Kocasının ölümünden sonra ilişki kurduğu yine aynı derecede büyük bir adam büyük bir müzikçi olan aşığına da soğuk davranmıştır. Ama rastlantı sonucu ilişki kurduğu kaba saba, vahşi bir ormancı, kendisine tam bir doygunluk verir. Bu tür kadınlar bedensel aşkta saygı ve sevgi duygularıyla bağdaşmayacak bir bayağılaşma görmektedirler."

‘Ona, onsuz da yaşayabileceğini göster; âşık olur’
Romancı Floy Dell kadınların, "kaçan kovalanır" sözünü genetik olarak bildiklerini söylüyor ve şu örneği veriyor:
"(Eski Yunan’da) Tecrübeli tapınak fahişesi Ampelis, 18 yaşındaki Chrysis’e yeni mesleğinin inceliklerini şöyle öğretmişti: ‘Bir erkeği kendine çılgınca âşık etmek istiyorsan, ona onsuz da yaşayabileceğini göster.’ Kadınlar da bu eski hileye başvurmaktaydılar. Ampelis kadınların erkeklerin merhametine böylesine sığındıkları bir dünyada bile duygularına kapılmıyordu. Yüzyıllar sonrası Victoria çağı kadınları gibi. Ampelis, ilgisizliğini göstermek için başka erkeklerle yatıyordu. Victoria çağı kızı ise ücretini ödeyene kadar herhangi bir erkeğe cinsel bakımdan teslim olmayı düşünmeyecek kadar ‘melek ruhlu’ydu. Her iki örnekte de cinsellik, ekonomik bir amaç elde edilmesi yolunda kullanılmaktaydı."

Biri erkek, biri dişi... Aşk tanımları değişti
‘Parayla aşk oyunu önerince terk etti’
Ezgi B. (24 yaşında, yüksek lisans öğrencisi):
"Ahmet Altan’ın bir romanında soylu bir kadın, bir prenses, hiç paraya ihtiyacı olmadığı halde bir erkeğe para karşılığı aşk oyunları yapıyordu. Bundan çok etkilendim. Çünkü aşkın sıradan yaşanmaması gerektiğini düşünüyorum. Ama bunu erkek arkadaşıma önerdiğimde, beni aşağıladı ve terk etti. Onunla parayla birlikte olmak istediğimi zannetti. Bu sadece bir oyundu. Bence erkekler âşık oldukları kadınları saf görmek istiyorlar. Onlara bu tür şeyleri yakıştırmıyorlar. O nedenle de sonra gidip terk ediyorlar. İstediği gibi olduğunuzda da sıkılıp aldatıyorlar. Bizden önceki kuşaklar aşklarını yaşayamadılar, baskı kaltında kaldılar. Onun için de hep ‘Erkeklerin gözü dışarıda’ dendi. Tabii dışarıda olur, evdeki kadın kadınlıktan sıyrılıyor, artık başka bir rol üstleniyor. Oysa erkeğin ilk başta âşık olduğu bir ‘kadın’. ‘Kutsal eş’ tutkuları yüzünden hem tatminsiz yaşıyor, hem de birlikte oldukları kadınları mutsuz ediyorlar."

‘Karımı arzulamak beni utandırıyor’
Ali Ö. (38 yaşında, işletmeci):
"Karım, çocuklarımın annesi, ona şehvet duyunca utanıyorum. Çünkü biz böyle yetiştirildik, böyle gördük. Mesela karım öyle seksi iç çamaşırı filan giymesin, istemem. Hiçbir erkek de istemez, karısı öyle giyinsin. Bir tek kendisi görecek olsa da, çocuklu kadına yakışmaz öyle basit kadınlar gibi. Ama erkeğim, hoşuma gider öyle şey. Ee o zaman başka kadına bakıyorsun ister istemez. Şimdi bu, ben karıma âşık değilim, anlamına gelmez. Bence aşk ve şehvet aynı şey değil. Karıma aşığım, onunla evlendim, çocuk yaptım. Aldatıyorum, çünkü aşk başka, seks başka. Öbür kadınla bir gece geçirirsin, hoşuna gider ama sen yine karına âşıksındır. Ben o kadınları da aşağılamam, ama karım öyle olsun istemem mesela. Hiçbir Türk erkeğinin de kabul edeceğini sanmam. Karını öyle sırf cinsellik olarak algılayamazsın ki. Bir erkek âşık olduğu kadın için canını verir, ama yine de gider onu aldatır. Bu aşık değil, anlamına gelmez."

‘Seks olmadan da aşk olabilir!

Birçok kişi ‘Aşk olmadan da seks olur’ der ama tersini kabul etmez. Freud’un çalışma arkadaşı Dr. Theodor Reik ise aksini iddia ediyor, ‘Seks doygunluk, sevgi ise mutluluk arar’ diyor.

Sevgi olmadan seks de olabileceğini herkes bilir, peki ya seks olmadan aşk olabilir mi? "Seks ayrım yapmaz. Bir ‘kadın’ ister. İsteklerinde alçak gönüllüdür. Oysa sevgi, her zaman seçim yapar. ‘Şu kadını’ ister ve başkasına dönüp bakmaz." Bu sözler, "Seks olmadan sevgi olabilir" iddiasını ortaya atan Dr. Theodor Reik’e ait. Psikanalizmin babası Freud’la tam 30 yıl çalışmış olan Reik’in iddiası, kadınlar ve erkekler arasında tartışılacaktır elbette...
Yıllarca sevdiğine kavuşamayan bir kişi, ömür boyu sevdiğine tutkuyla bağlı kalabilecek midir, yoksa sonunda gönlünü başkasına mı verecektir? "Gözden ırak gönülden de ırak olur" sözü doğru mu, yoksa romanlarda okuduklarımızın gerçek aşk hikâyeleri olduğuna inanmalı mıyız?
Pek çok kadın, severek evlendiği kocasını ve çocuğunu bırakıp kaçmadı mı? Kocalarını seviyorlardı da âşık mı değildi bu kadınlar, terk eden adamlar?

Sevgi umursar
Aşk cinsellik mi demekti ve cinsellik sevgiden ayrı mı tutulmalıydı öyleyse? Tarih boyunca pek çok düşünür aşkla ilgili sorulara yanıt aradı. Sigmund Freud’dan Erich Fromm’a, Simone de Beauvoir’dan, Albert Camus’ye, Tolstoy’a kadar pek çok kimse aşkı yazdı, onun üzerine kavramları tartıştı. Pek çok kişinin, özellikle de kadınların hemen itiraz edeceği Reik’in bu iddiası neye dayanıyor? Âşık bir çiftin sevişmeden de aşklarını koruyabileceklerini öne süren Reik, bu konuda şunları söylüyor:
"Psikanalistlerin sevgi olmadan seks olabileceği konusunda hiç kuşkuları yoktur. Onların bu kadar şiddetle itiraz ettikleri seks olmadan sevgi olabilmesidir. Seks başlangıçta nesnesizdir, sevgi ise kesinlikle nesnesiz değildir. Bir ben ile sen arasında duygusal ilişki vardır. Seks doygunluk, sevgi ise mutluluk arar. Seks, nesnesi konusunda umursamaz olabilir, sevgi olamaz."

Seks bencildir
Reik, cinselliğin sevginin ilk hedefinden saptırılmış hali olduğunu savunan ustasından, Freud’dan çok daha farklı düşünüyor. Reik’e göre, cinsellik nesneden yoksun, oysa sevgide iki kişi arasındaki bir duygudan söz ediliyor. Reik, bu konuda şunları söylüyor:
"Kişiliksiz sevgi diye bir şey yoktur. Cinsel bakımdan istenen insanla, kendisine tapılan insan, yani cinsel nesneyle sevgi nesnesi iki ayrı kimse olabilir. Seks bencildir, sevgi ise hiçbir zaman o kadar bencil olamaz. Doyuma vardıktan sonra seks nesnesi önemsiz, sıkıcı ve hatta nefreti gerektiren bir şey haline dönüşebilir. Sevilmeyen biriyle seks yaşanabilir. Aynı şekilde seks olmadan sevgi de devam edebilir. Cinsel istekleri çoktan sönmüş olmasına rağmen birbirlerini hala seven çiftler vardır."

Gözden ırak gönüle yakın!
Gerçi bizde "Gözden ırak, gönülden de ırak olur" derler, ama pek çok düşünür tam tersini savunmuş ve aşk için arada engellerin bulunması gerektiğini yazmış. İşte düşünürlerin görüşleri:

Simone de Beauvoir:
"Aşk genellikle evlilik dışında gelişir ve çiçeklenir. Bütün bir hayatın aşka adanmasının en ünlü örneklerinden olan Juliette Drouet, Victor Hugo’ya onu sonsuza dek beklediğini yazmaktadır. Hugo, Juliette’i, koruyucusu Prens Demidow’dan ayırdıktan sonra, eski dostlarından biriyle ilişki kurmasından korktuğu için tam 12 yıl küçücük bir dairede kapalı tutmuş ve tek başına sokağa çıkmasını yasaklamıştı. Daha sonra kadın yalnız aşığı için yaşadığı halde onu pek az görebilmiştir."

Denis de Rougemont (‘Batı Dünyasında Aşk’ın yazarı):
"Özü gereğince romantiklik - evliliğe ulaştırmış olsa bile - evlilikle bağdaşmaz. Çünkü romantiklik engeller, gecikmeler ve hayallerle yaşadığı halde, evliliğin en başta gelen görevi bu engelleri azaltıp yok etmektir. Romantiklik üzerine kurulan evliliğin akla yakın ve normal sonucu boşanmadır; çünkü evlilik romantikliği öldürür. Troubadourların şiirlerinde ısrarla rastlanan bir deyim, bize bunun anlamını verecektir. "L’Amour de Long", yani uzak aşk, uzak mesafelerle bölünmüş aşk, engellerin doyurulmasının önlediği, hayalin yaşattığı aşk."

Sıradışı aşklar
Yoko Ono ve John Lennon
Beatles grubunun solisti John Lennon, Japon sanatçı Yoko Ono’ya âşık olup evlenince grup dağıldı. Milyonlarca Beatles hayranı Ono’yu ‘Japon Cadısı’ ilan edip lanetledi. Bu delicesine tutku, 1980’de bir fanatiğin namlusundan çıkan kurşunlara hedef olan Lennon’un ölümüyle noktalandı.
Salvador Dali ile tanışıp sınırsız bir aşka sürüklenen Rus ressam Gala, severek evlendiği eşiyle çocuğunu bırakıp çılgın ressama koştu. Dali ile çılgınlıklarla dolu 50 yıl geçiren Gala, bu aşktan hiçbir zaman pişmanlık duymadı.
Fransa İmparatoru Napolyon, 27 yaşındayken, kendinden 5 yaş büyük olan dul Josephine’e âşık oldu. Josephine ise eğlence düşkünü olduğundan ülkeleri dize getiren Napolyon’u hep küçümsedi. Napolyon’un sevgisi, karısının kusurlarını görmesine de engel oldu. Ondan boşandıktan sonra bu sevgiyi söküp atmak pek kolay olmadı ama karşısına Emilie çıkınca kalbi yine çarpmaya başladı. Üstelik bu aşk Josephine ile olduğu gibi tek değil, çift taraflıydı.

‘Kimse kocamı o adamla aldatmama anlam veremedi’
Begüm K. (36 yaşında, öğretmen):
"Kocamı çok sevdiğim halde, istemeden aldattım. Çünkü sevgi ve aşkın farklı duygular olduğuna inanıyorum. Üniversiteyi bitirdiğim yıl, bir öğretim görevlisiyle evlendim. Ona çok saygı duyuyor, onu çok seviyordum. Onu çok sevdiğim halde ona hiç âşık olmadım. Aslında önceleri bunun farkında değildim. Evliliğimizin 7’nci yılında, bana hiç yakıştıramadıkları, üniversite bile bitirmemiş biriyle bir ilişkim oldu. Kocamı, onun kadar kültürlü olmayan, düşük eğitimli, hiçbir işte dikiş tutturamayan biriyle aldatıyordum.

‘Hastalık haline geldi’
Bir arkadaşımın arkadaşıydı. Evli olduğumu bildiği halde bana ilgi gösterdi. Nedenini bilmiyorum, ‘evet’ demedim ama onu hayatımdan da çıkarmadım. Bir yıl boyunca sadece telefonlaştık. Ondan hoşlanmam için görünürde hiçbir neden yoktu. Kocamdan daha yakışıklı ya da genç filan da değildi. Ama tuhaf bir şekilde onunla telefonda konuşurken heyecan duyuyordum. Sanırım onunla böyle gizli görüşmek beni cinsel yönden de heyecanlandırıyordu. Ama sonra çevremin tepkisini çekmekten kortuğum için onunla ilişkimi kestim. Her an onu düşünüyor, ağlıyordum. Aşkın bir hastalık olduğunu düşünüyorum. Hiçbir nedeni yok belki de. Belki de sadece cinsel uyumdur aşk. Onu sevdiğimi söylemiyorum ama ona âşık oldum. Çünkü bu bir tutku. Bu olay kocamdan daha da soğumama neden oldu ve aramızda hiçbir sorun olmadığı halde, sonuçta ondan boşandım. Bir süre sonra onunla tekrar görüşmeye başladık. Kocama hiç âşık olmamıştım ama ona âşık oldum. Onun için her şeyi feda etmeye hazırdım. Boşandıktan sonra, kızımın bakımını da kocama bıraktım. Bu olay nedeniyle çevremdeki bazı kişilerce kötü gözle görünmeye başladığımı biliyorum. Kimse böyle bir adamla olmama bir anlam veremedi. Ama tarihte de bunun pek çok örneği var. Kocasını, her şeyini aşkı uğruna feda eden kadınlardan biri olmak istedim belki de bilemiyorum. Bazen de bunlar benim başıma gediği için talihsiz biri olduğumu düşünüyorum."

‘Eşim alt kattayken biz öpüşüyorduk’
Erdal K. (41 yaşında, avukat):
"Evli olduğum halde arkadaşımın karısına âşık oldum. Hiçbir zaman karımı aldatmayı düşünmedim. Hem de evli bir kadınla, hem de arkadaşımın karısıyla. Ortak bir arkadaşımızın doğum günü partisine eşlerimizle birlikte katılmıştık. Arkadaşımı yıllardır görmüyordum, karısıyla da o gece tanıştım. Aramızda bir duygu alışverişi olduğunu hissettim. Kendimi, yanıldığıma, öyle olmasını istediğim için bu şekilde düşündüğüme inandırmaya çalıştım. Kimse bir şey fark etmedi. Bir daha da uzun süre görüşmedik. Yaklaşık bir ay sonra parti veren arkadaşımın da olduğu bir grupla bir hafta sonu eğlenmeye çıktık. Onlar da gelmişti. Aklım ondaydı. Kendimi durdurmaya çalıştım. Sonra nasıl olduğunu bilmiyorum, üst kata tuvalete gittiğini görünce peşinden yürüdüm. Yukarı çıktığımda durmuş beni beklediğini gördüm ve orada, karım ve onun kocası alt kattayken öpüştük. Rahatsızlık duyuyordum, ama o an pişman olmaktan vazgeçtim. Çünkü hayat bitiyor ve aşkı yakaladığınız yerde peşine düşmelisiniz. Birbirimize telefonlarımızı verdik ve hiçbir şey olmamış gibi aşağıya indik. Yaklaşık bir yıldır bu böyle devam ediyor. Onu aldattığımı düşündüğünü zannetmiyorum, ama sanırım karımın da bana karşı aşkı bitti. Benden hiçbir sevgi talebi yok. Karımı seviyorum, onu üzmek istemem. Ama aşkın içinde cinsellik var ve bu öyle güçlü ki, kontrolünüzü tamamen kaybediyorsunuz. Ve aşk için sevdiğiniz kişiyi feda ediyorsunuz."

Aşk, kadının her şeyi erkeğinse bir parçası

Tüm düşünürler aşkın kadın için çok daha değerli, önemli ve vazgeçilmez olduğunu onaylıyor; Lord Byron ise son noktayı koyuyor: "Aşk erkeğin hayatının yalnız bir parçası, kadının ise bütün varlığıdır."

Alman filozof Nietszche ve Fransız düşünür Simone de Beauvoir, aşk konusunda erkeği bir kalemde harcıyorlar! Her ikisi de aşk duygusunu, derin duyarlıklara sahip kadın ruhuna daha çok yakıştırıyor olsalar gerek, aşk acısıyla kıvranan erkekleri pek de ciddiye almıyorlar. İki düşünürün iddiası şu: Kadın âşık olarak tanrılaştırdığı erkeğe kendini sunmak, erkek ise âşık olduğu kadına sahip olmak istiyor. Yani kadın ve erkek, âşık olduklarında farklı duygu ve davranışlar sergiliyorlar.
"Anna Karenina", "Savaş ve Barış" gibi büyük aşk romanlarını yazan Tolstoy, güncesine "Aşkın ne olduğunu bilmiyorum" yazıyorsa, kim bilebilir aşkın ne olduğunu? Tolstoy bile bilmiyorsa, kim bilebilir erkeklerin gerçekten âşık olup olmadığını diye sorulabilir belki de.
Bu soru kadınlar için, "aşk hakkında bilmeyeceklerimiz" kategorisinde kalacak belki de sonsuza dek...
Peki, bu iki düşünür neye dayanarak erkeklerin âşık olmadıklarını söylüyor?

Aşkı farklı yaşıyorlar
Kadın ve erkeğin aşkı algılayışının, yaşayışının birbirinden çok farklı olduğunu öne süren Beauvoir bu konuda şunları söylüyor:
"Diz çökmüş, ermiş kadınla, yataktaki sevdalı kadının ağzından aynı sözler dökülür: ‘Tanrım, taptığım, efendim’. Aşkla acı, kuşkusuz erkekler için de birbirine bağlıdır. Ancak onların çektikleri ya kısa sürelidir ya da çok şiddetli değildir. Benjamin Konstant, Juliette Recamier’nin aşkından ölmeye kalktı ama bir yılda kendine geldi. Stendhal, yıllarca Mathilde’in ardından pişmanlık duydu, ancak bu pişmanlık hayatını yok etmeden, ona renk katan bir pişmanlıktı. Oysa seven bir kadın kendisini, Andersen’in masalındaki aşk uğruna kuyruğunu bacakla değiştiren ve sonra ömrü boyunca kızgın korlarla iğneler üstünde yürümeye mahkum olduğunu gören ünlü denizkızına benzetir. Erkeğin tutkusu zorba olduğu kadar gelip geçicidir de, doyurulur doyurulmaz söner. Oysa kadın genellikle aşktan sonra âşkın tutsağı olur."

Erkek için yan unsur
"Saçını süpürge eden kadın" deyişi yalnız fedakâr Türk kadınları için değilmiş meğerse. Tüm kadınların doğasında varmış bu. Nietszche, "Şen Bilim" adlı eserinde kadın ve erkeğin aşkı için şöyle yazıyor:
"Kadının aşktan ne anladığı açıktır. Bu yalnız bağlılık değil, başka hiçbir şeyi düşünmeden, hiçbir şeyi saklamadan bir insanının bedeniyle ruhunu bütün olarak vermesidir. Erkeğe gelince, sevgililerinin önünde diz çöktükleri zaman bile ona sahip olmak istemektedirler ve hayatları boyunca hakim kalırlar. Sevilen kadın, birçok değerler arasında bir değerdir, erkekler bu değeri varlıklarına katmak isterler, yoksa varlıklarını onun için harcamayı değil. Kadın için sevme, tam tersine bir efendi uğruna her şeyden vazgeçmedir."
Byron ise bu konuya son noktayı şu sözüyle koyuyor: "Aşk erkeğin hayatının yalnız bir parçası, kadının ise bütün varlığıdır."

‘Kocamı aşığından ayırdığım için çok pişmanım’
Nesrin T. (35 yaşında, Muhasebeci):
‘Kocamın üç yıldır bir metresi olduğunu öğrendiğimde yıkılmıştım. Benden başka herkes biliyordu. Sonunda ben de duydum. Herkese, ailesine, arkadaşlarına anlattım, onu rezil edeceğimi düşünüyordum. Ekonomik durumumuz çok iyi olmamasına rağmen, ona resmen bakıyordu. Üstelik 5 aylık hamileydim. Olayın ortaya çıkmasından sonra metresinden ayrıldı. Ama tuhaflaştı. Eskisinden daha fazla içki içmeye, sık sık hastalanmaya, işine özen göstermemeye başladı. Depresyonda gibiydi. Kızımız doğunca kendini biraz toparladı. ‘Âşık olsa beni terk ederdi, ama o bütün erkekler gibi hem karısını hem sevgilisini istedi’ diyordum.

‘Sevgilimle evlendim’
Zamanla iyice uzaklaştık. Bu böyle 2 yıl sürdü. Çocuk için mesleğime ara vermiştim. Tekrar iş hayatına döndüm. Ve orada hayatımın aşkıyla tanıştım. Bana ilgi gösteriyor, sorunlarımla ilgileniyor, dinliyor, beni heyecanlandırıyordu. Kocama işten arkadaşlarla çıkacağımızı söyleyip bir iki saatimi onunla geçiriyordum. O bekârdı. Buna rağmen beni istedi. Ve kendimi uzak akraba ziyaretlerinde bulmaya başladım. Kocam şüphelenmedi. Ama içimde o kadar öfke vardı ki, bir gece ona bir başka sevgilim olduğunu ve ona yalan söyleyerek sevgilimle şehirdışına çıktığımı söyledim. Tepki vermedi ve zaten en büyük acıyı sevgilisinden ayrıldığında yaşadığını, hiçbir şeyin umurunda olmadığını söyledi. O kadına gerçekten âşık olduğunu ancak o zaman anladım. Çocuğu öne sürmüş, kendimi acındırmış ve beni tercih etmeye zorlamıştım. Çok tuhaf ama, onu sevgilisinden ayırdığım için üzüldüm. Boşandık. Ben sevgilimle evlendim. Oysa eski sevgilisiyle bir araya gelemedi ne yazık ki."

‘En yakın arkadaşımın yatağındaydı’
Cengiz S. (23 yaşında, üniversite öğrencisi):
‘Hep erkeklerin kadınlara değer vermedikleri söylenir, ama ben aynını kadınların da yaptığına inanıyorum. Çok güvendiğim, iki yıl beraber olduğum kız arkadaşımla yaşadıklarım böyle düşünmeme neden oldu. Bir gece, Taksim’de bir barda eğlendikten sonra, kankam diyebileceğim kadar yakın olan bir arkadaşımın evine gittik. Orada da içmeye devam ettik ve sabaha karşı yattık. Salondaki kanepelerde uyuyorduk. Bir ara uyandığımda sevgilimin odada olmadığını fark ettim. Biraz bekledim, gelmeyince merak ederek kalktım. Arkadaşımın yatağında, ona sarılmış uyuduğunu gördüm. Kıyamet koptu. Bana sarhoş olduğunu, uyku sersemliğiyle oraya yatmış olabileceğini, hatırlamadığını söyledi. Giyinikti, üzerinde kot pantolonu, kazağı vardı. Ve sadece uyuyorlardı. Ona inandım. Başka çarem yoktu.

‘İkinci kez yapınca...’
Birkaç gün içinde aramızdaki soğukluk geçti. Ama ara ara kıskançlık nöbetleri geçirmeye başladım. Aralarında bir ilişki olduğundan şüpheleniyor, sık sık kavga çıkarıyordum. Bunu o kadar çok takmıştım ki, denemeye karar verdim. Yine bir bahane uydurup, arkadaşımın evinde kaldık. Gece boyunca uyumayarak, neler olacağını görmek istiyordum. Sonunda benim uyuduğumu düşündüğü sırada kalktı ve gitti. Elim ayağım titriyordu. Görmeye cesaretim olmadığı için dönmesini bekledim. Bir süre sonra geldi ve yine yerine yattı. Sabah ikisine aşklarına saygı duyduğumu ama bana bunu yapamayacaklarını söyledim. Sevgilimi de, arkadaşımı da terk ettim. Yine inkar ettiler. İçimde hep acaba sorusu kaldı, ama yine de pişman değilim. Bu şekilde sürdüremezdim."

Sıradışı aşklar
• Tarih 11 Aralık 1936; radyolarının başında oturan milyonlaca kişi, İngiltere Kralı 8. Edward’ın deli gibi âşık olduğu Amerikalı Wallis Simpson ile evlenmek için tahttan indiğini heyecanla dinledi. İki kez evlenip boşanmış bir kadınla beraber olabilmek için krallığı bırakan Edward, 20. yüzyılda da aşk için tahtın bırakılabileceğini gösterdi.
• Arjantin’in eski Devlet Başkanı Albay Juan Peron, kendisinden 25 yaş küçük oyuncu Eva Duarte ile tanışınca hayatı değişti. Birbirlerine çılgınca âşık oldular ama Peron’un ünü ve politik başarısı bir oyuncuyla evli olduğu için zedelendi. Genç yaşta kansere yakalanan Eva Peron öldü, ama tutkulu aşk kitaplara ve filmlere konu oldu.
• Padişah 4. Mehmet’in en küçük kızı, güzeller güzeli Kaya, daha gencecik bir kızken Şeker Ahmet Paşa ile evlendirildi. Rüyalarının sahibini bekleyen Kaya, karşısında gür sakallı bir ihtiyar görünce çılgına döndü ve tam 7 yıl kendisini Paşa’ya teslim etmedi. Yedi yıl gecikmeyle gelen birleşme Kaya’nın ruhunda fırtınalar kopardı ve kocası Şeker Ahmet Paşa’ya çılgınca âşık oldu.

Elif KORAP

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenme Beğenme 0
Sev Sev 0
Komik Komik 0
Vay Vay 0
Üzgün Üzgün 0
Kızgın Kızgın 0